Anadolu’da yaşamış bir topluluk olan Hititlerin başkenti Hattuşa’dır. Hititler, yaklaşık 3 bin yıldır unutulan ve sonra yeniden keşfedilen bir imparatorluktur. Hattuşa’da yapılan kazılar yüz yıllardır devam etmesine rağmen belirli bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Çıkarılan bu kısım bile oldukça şaşırtıcı bilgiler içermektedir. Hattuşa antik kalıntıları UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesinde yer almaktadır.
1834 yılında, Anadolu da çalışmalar yürüten Fransız kâşif Charles Texier, Çorum’un Boğazkale ilçesi yakınlarında, yüksek kayalar üzerine kurulu olan antik kenti tesadüfen keşfetmiştir. Harabe halinde bulunan antik kent başka hiçbir şehre benzememektedir. Antik kentin mimarisi çok ileri bir medeniyete sahip izler taşımaktadır. Onca zaman bu coğrafyada böyle bir medeniyetin varlığının bulunamamış olması ise oldukça şaşırtıcıdır. Yapılan araştırmalar sonucunda 3 bin yıldır kayıp olan, Hitit medeniyeti olduğu ortaya çıkmıştır. Bu olay, arkeoloji tarihinin en büyük keşiflerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Anadolu’da Yaşam Süren Hititlerin Tarihi
Hititler, MÖ 2 binli yıllarda Anadolu’da Hattuşa başkentli, Hitit devletini kurmuşlardır. Gizemli bir Hitit kralı tarafından, bilinmeyen bir sebeple şehir yok edilmiş ve lanetlenmiştir. Bu kral kenti yakmış ve benden sonra kim kral olursa ve Hitit’i yeniden canlandırırsa, fırtına tanrısı onun belasını versin şeklinde beddua etmiştir. Hitit kralı Anitta, bir süre sonra krallığı Hattuşa’şa yeniden inşa etmiş ve tarihin en önemli medeniyetlerinden birinin başkenti yapmıştır.
Hititlerin hangi sebeple ve nereden Anadolu’ya geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Hattuşa şehrinde yapılan keşiflerde çok farklı yapılar ortaya çıkmıştır. Günümüzden yaklaşık 3500 yıl önce yaşayan bu medeniyette kanalizasyon düzeni neredeyse günümüzdeki kadar başarılıdır. Tarihin ilk kanalizasyon sistemi, yeraltı içme suyu sistemi, yiyeceklerin depolandığı silolar, büyük bir mühendislik ve ustalıkla yapılmıştır. Hititler bronz çağının en temiz toplum olarak tanınmaktadır. Çünkü Hattuşa’da yapılan kazılarda neredeyse her evde küvet bulunmuştur. Büyük boyutlardaki kuvvetlerin su tahliye sistemleri bulunmaktadır. Böyle bir medeniyetin temizliğe oldukça önem verdiği düşünülmektedir.

Çok büyük olan şehir içerisinde binlerce ev, tapınaklar, saraylar, çeşit çeşit meydanlar yer almaktadır. Şehir yaklaşık 7 kilometre uzunluğunda surlarla çevrilmiştir. Surlar üzerinde her 12 metrede 1,5 metre yüksekliğinde gözetleme kuleleri yer almaktadır. O dönem bu surları aşabilmek neredeyse imkânsızdır. Surların iç kısmında altı tuzaklarla dolu, daha kalın bir sur bulunmaktadır. Şehrin 8 adet devasa ana kapısı bulunmaktadır. Şehrin içine casusların girmemesi için bu kapılar her akşam kapatılmakta ve mühürlenmektedir. Şehirde çok büyük yapılar yer almaktadır. Bunlardan biri olan büyük tapınak 200 odadan oluşmaktadır.

Hattuşa Kazıları ve Hitit Kültürü
Yapılan kazılarda çıkarılan tabletler Sümerce ve Akatca dillerindedir. Bazı yazıtlar ise hiç okunamayan yeni bir dil bulunmaktadır. 1914 yılında dilbilimciler bu dili çözmeyi başarmışlar ve Hititçe olduğunu söylemişlerdir. Tabletler üzerinde ilk çözülen cümle ise, önce ekmek yiyeceksiniz, sonra su içeceksiniz şeklindedir.
Çıkarılan tabletlerde, Hitit kralı ve Mısır Firavunları arasındaki mektuplaşmalar da bulunmaktadır. Hatta tarihin ilk yazılı antlaşması olan Mısır’la Hititler arasında yapılan Kadeş Antlaşması da buradan çıkarılmıştır. Eserin o dönemdeki kopyalarından biri şu anda İstanbul arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Bronz çağı dünyasında Mısır, Asur ve Babil’den oluşan sadece 3 ülkenin kralına yüce kral denmekteydi. Ancak Kadeş Antlaşmasında Hitit kralına da yüce kral denilmiştir. Hattuşa bronz çağın kayıp, dördüncü imparatorluğunun başkentidir.

Hititler Suriye Irak, Anadolu coğrafyasını kısa sürede hâkimiyetleri altına almış ve kendi din kültürlerini yerleştirmiştir. Çok tanrılı bir halk olan Hititler 1000 tanrılı millet olarak anılmaktadır. Fethettikleri, toplulukların tanrılarını kendi kültürlerine katmışlardır.
Hititlerin daha önceden Sümerler ile etkileşim halinde olan bir toplum olduğu bilinmektedir. Kullandıkları yazı dillerinden biri Sümercedir. Sümer tanrılarından bazılarına çok önem vermişlerdir. Kazılarda çıkan bir vazo üzerindeki çizimlerde Sümer tanrısının ve tanrıçanın evlilikleri tasvir edilmiştir. Şu anda Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin Hitit bölümünde sergilenmektedir. Yapılan kazılardan anlaşıldığı kadarıyla Anadolu coğrafyasında aslan gibi çeşitli yırtıcı hayvanlar yaşamıştır. İç Anadolu’da bile vahşi hayvanların dolu olduğu anlaşılmaktadır.

Hititlerin Dini İnancı
Hititlerin hayatıyla ilgili en önemli bölümünün dini inancının oluşturduğu görülmektedir. Dini inancın en tepesinde fırtına tanrısı yer almaktadır. Yunanlılar da fırtına tanrısı Zeus olarak bilinmektedir. Hitit dininde başrahip kraldır ve törensel ayinleri yönetmekte onun görevidir.
Hititlerde öteki dünya inancına göre, ölüler dünyası, huzursuz, kasvetli ve çamur yiyen ruhlarla doludur. Kral ise öldüğünde tanrı olmaktadır. Bu sebeple yeni krallar babam öldü yerine babam tanrı oldu şeklinde söylemişlerdir. Cenazeleri ise, onlara kurbanlar adanarak ve törenlerle cesetleri yakılarak yapılmaktadır. 14 gün süren cenaze törenin sonunda kalan kemikler ve küller büyük yemek sofrasının başına konulurdu.

Hattuşa’daki büyük tapınakta hala gizemi çözülememiş yeşil renkte neredeyse ayna parlaklığında büyük bir taş bulunmaktadır. Taşın ne işe yaradığı ve oraya ne amaçla konulduğu bilinmemekte ve tapınağın merkezinde öylece durmaktadır. Taş kimilerine göre Mısır’dan geldiği söylenmekte fakat bir kanıt bulunamamıştır. Taşa dokunup dilek tutmak hala devam eden bir inanıştır. Birçok turist ise bu taşa dokunduğunda garip bir enerji aldığını söylemektedir.
Hititlerde kadınlar toplum hayatında etkin rol oynamakta ve çoğu noktada erkeklerle eş değer durumdadır. Doktorluk, müzisyenlik, rahibelik ve çiftçilik yapmalarının yanı sıra, boşanma hakları ve tazminat durumları yasal olarak da koruma altına alınmıştır. Kraliçe siyasi bir güce sahip ve devlet yönetiminde söz hakkı olan bir kişidir.
Hititlerin nasıl yok olduğu hala tam olarak bilinmemektedir. Ayrıca Hititler ‘in nereden geldiği ve yaklaşık 3000 yıldır neden yok olduğuna dair de herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hitit tarihinin araştırılması ve incelenmesi konusunda Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük katkıları bulunmaktadır. Hititlerin bir Anadolu medeniyeti olmasını çok değerli bulan Atatürk, Avrupalıların sahiplenmesini engellemek amacıyla birçok kuruluşa Hitit, Eti gibi isimler vermiştir.

