Site icon Kaşifiz

Atatürk’ün de Araştırdığı Efsanevi Mu Kıtasının Bilinmeyenleri

Mu Kıtası, 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi bir uygarlıktır. İddialara göre bu kıta Asya ve Amerika kıtaları arasında yer almaktadır. Avustralya kıtasından çok daha büyük bir kıtadır. Büyük ve gelişmiş bir uygarlığın yaşadığı Mu Kıtası, bir felaket sonucu batmıştır. Kıtadan ayrılanlar ise yine battığı anlatılan Atlantis gibi uygarlıkları oluşturmuşlardır.

Uzun yıllardır araştırma konusu olan kıtanın varlığına dair tartışmalar devam etmektedir. Kimilerine göre bu kıta sadece bir efsaneden ibaret, kimilerine göre ise kıtanın varlığını kanıtlayan çok sayıda deliller bulunmaktadır. Anlatılanlara göre bir tufan sonucu batan kıta, 64 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur. Hatta bu tufanın Hz Nuh Peygamber zamanında yaşanan büyük tufan olduğu söylenmektedir.

Mu Kıtası Hakkında İlk Bulgular ve Ortaya Atılan İddialar

Mu Kıtası ile ilgili yapılan ilk araştırmalar, bir İngiliz subay ve gezgin olan James Churchward’ın Tibet’te yaptığı araştırmalara dayanmaktadır. Churchward kıta ile ilgili bulguları, yazdığı 5 adet kitabına konu edinmiştir. Yaptığı araştırmalarda, Tibet tapınaklarında bulduğu Naacal Tabletleri‘nin dilini, oradaki rahiplerden 12 yılda öğrenmiş ve tabletleri tercüme etmiştir. Mu Kıtasının varlığına dair tabletlerden öğrendiği bilgileri kitaplarında anlatmaktadır.

İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan iddiaya göre, Pasifik Okyanusu’nda yer alan bu kıtanın üzerinde, çok ileri düzeye ulaşmış bir uygarlık yaşamıştır. Kıtanın varlığı ile ilgili birçok belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında varlığını kanıtlayacak yaygın görüşler bulunmamaktadır. Kıtadan Çin’e, Hindistan’a ve Güney Asya ülkelerine kaçanların kitabelerinde ‘’kıtamız battı, biz de buraya kaçtık’’ yazdığı söylenmektedir. Bu bilgilerin yazılı olduğu tabletlerin, 15 bin yıllık olduğu karbon testleriyle kanıtlanmıştır. Churchward’a göre, Meksika yakınlarında kazılarda keşfedilen 2600 tablet, Tibet’te öğrendiği Naga-Maya dilinde yazılmıştır.

Churchward’un çalışmalarında, kıtanın yeri büyük Okyanus’ta, Asya Kıtası ile Amerika Kıtası arasında yer almaktadır. Kıta Avustralya’nın birkaç misli büyüklükte gösterilmektedir. Kıtanın kuzeyinde Hawaii, güneyinde Fiji ve Paskalya Adaları yer almaktadır. Günümüzde Polinezya, Mikronezya, Melanezya, Fiji ve Hawaii takımadalarını oluşturan adaların tamamının, bu kıtadan arta kalan kara parçaları olduğu düşünülmektedir.

Churchward’a göre, kıta üzerinde yaşayan insanlar tek tanrılı bir dine inanmaktadır. Yazıtlarda geçen ‘’Ra’’ sözcüğü güneş anlamına gelmektedir. Daire ve sembollerle ifade edilen güneş, tek tanrıyı simgelemektedir. Mu imparatorluğu “Mu’nun güneşi” anlamına gelen ”Ra-Mu” ismiyle ifade edilmektedir. Teknolojik olarak çok gelişmiş olan Mu uygarlığı, diğer kıtalarda koloniler oluşturmuştur. Bu kolonilerin en çok bilinenleri, gelişmiş uygarlıklar olan Hindistan, Babil, Pers, Mısır ve Maya kolonileridir. Uygarlığın en büyük kolonisi ise günümüzde Gobi Çölü’nde bulunan Uygur imparatorluğudur. Uygur imparatorluğunun Mu kıtasıyla bağlantısı olduğunu gösteren yazıtlar, Türklerin kökenini de, Mu Kıtasına dayandırmaktadır.

Churchward, yararlandığı ve tezini desteklediğini ileri sürdüğü bazı kaynaklar açıklamıştır. Bunlar; British Müzesinde bulunan eski bir Mayalarkitabı olan “Troano El Yazması”, Madrid Ulusal Müzesi’nde bulunan Maya kitabı olan “Cortesianus Kodeksi”, Paul Schlieman tarafından Tibet’te bir Budist tapınağında bulunan “Lhassa Belgesi”, Yucatan’da Uxmal Tapınağı’ndaki yazıtlar, Meksiko şehrinin 96 km güneybatısında yer alan Xochicalo Piramiti yazıtları, Perezianus ve Dresden verileridir.

Kitabet, tablet ve bu yazıtlar Churchward’ın en tartışmasız kanıtları olarak kabul edilmektedir. Fakat bunların birer anlatı olması, bu teoriyi destekleyecek bilimsel veri olarak kabul edilmemektedir. Bilim insanları, levha tektoniği konusunda bilgi birikimine dayanarak Mu Kıtasının, Atlantis kıtası gibi bir efsane olduğu konusunda görüş birliğine varmıştır. Levha tektoniğine göre okyanus diplerinde bulunan kayalar üzerinde araştırmalar yapılmış ve kıtayı kanıtlayacak herhangi bir kayaya rastlanılmamıştır. Günümüzde bir efsane olarak kabul edilen Mu Kıtası konusunda araştırmalar hala devam etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Mu Kıtası İle İlgili Yaptığı Araştırmalar

Türklerin kökeninin de Mu Kıtasından geldiği söylentileri bulunmaktadır. Bu sebeple zamanında Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla bir ekip kurulmuş ve kıta araştırılmıştır. Tahsin Mayatepek, Atatürk’ün isteğiyle 1935 yılında Türkiye’nin Meksika elçiliğine atanmıştır. Bu atamanın sebebi, Mu Kıtası, Mayalar ve Türkler arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.

Mayatepek, 1936 yılında Churchward’ın kitapları ile ilgili bir rapor hazırlanmış ve Atatürk’e sunmuştur. Bunun üzerine Atatürk, bu kitapları getirtmiş ve 60 çevirmene kısım kısım takdim ederek Türkçeye tercüme ettirmiştir. Sunulan raporlarda aynı zamanda Maya dili ve kültürüyle ilgili bilgiler de yer almaktadır. Mayalar kültürü incelendiğinde, çok sayıda sözcüğün Türk ve Maya dillerinde aynı olduğu saptanmıştır. Sözcükler dışında Maya kültürünün Türk kültürüne yakın olduğu tespit edilmiştir. Hatta dini törenleri, ibadet ve tapınakları da benzerlik göstermektedir.

Mu Kıtası Hakkında Ortaya Atılan Teoriler

Kıta ile ilgili olarak 2015 yılında Japonya’nın Okinawa adası yakınlarında bulunan Yonaguni Su Altı Keşifleri tartışmalara konu olmuştur. Yapılan keşifte okyanusun dibinde piramit benzeri kayalıklar bulunmuştur. Bu yapıların bir anıt mezar olduğu ya da şehir olduğu iddia edilmiş fakat bir neticeye ulaşılamamıştır.

Mu Kıtası ve Atlantis Kıtasının yok oluşuyla ilgili ortaya atılan ortak iddialar bulunmaktadır. Bunlardan biri, 14 bin yıl önce şiddetli bir depremin sebep olduğu tsunami sonucunda, iki kıtanın da batarak yok olmasıdır. İddialardan bir diğeri ise; çok büyük bir meteor şiddetli bir şekilde Mu Kıtasına çarpmıştır. Meteor çarpması sonucu Pasifik çukuru oluşmuş ve Mu Kıtasından çok az kalıntı kalmıştır. Bu teori, diğer kıtaların bu çarpmadan etkilenmemesi ve jeolojik olarak da herhangi bir kanıtın bulunmaması sonucu desteklenmemektedir.

Ortaya atılan başka bir teori ise, iki uygarlık arasında savaş çıktığı ve bu savaşta ileri düzeyde üstün silahların kullanıldığıdır. İleri düzeyde silahlar büyük bir sıcaklık şokuna yol açmış bu da deprem ve tsunami oluşmasına sebep olmuştur. Bu nedenle her iki kıtada batarak yok olmuştur. Ayrıca bu kıtalar tanrıya ortak koşmuş, azgınlık ve sapkınlıkta ileri gitmiştir. Doğa olaylarının işleyişine karışmış, teknolojiyi kötüye kullanmış ve bu sebeple tanrı tarafından cezalandırılmıştır.

Paylaş
Exit mobile version