Kur’an-ı Kerim’de kendi adına özel bir surenin indirildiği Hz. Yunus aleyhisselam, Asur İmparatorluğu’nun merkezi olan Ninova şehrine gönderilen bir peygamberdir. MÖ 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. Babası, Mettâ isminde salih bir insandır. Hz. Yunus aleyhisselam Ninova’da doğmuş ve büyümüş, otuz yaşına geldiğinde Allah tarafından ona peygamberlik vazifesi verilmiştir.
Hz. Yunus’un hayatı, peygamberlik görevinin yanı sıra, onun balığın karnında geçirdiği mucizevi tecrübeyle de anlam ve derinlik kazanmıştır. Ninova halkına getirdiği tebliğ ve bu süreçte karşılaştığı imtihanlar, onun hikâyesini eşsiz kılan unsurlardan sadece birkaçıdır. Kur’an’da da bahsedilen bu olay, Hazret-i Yunus’un kavmini tebliğ etme gayretleri, onların tepkisi ve kendisinin balığın karnında yaşadığı dönemle ilgili manevi bir serüven sunmaktadır.
Hz. Yunus Peygamber’in Kavmi Ninova Halkı
Ninova halkı, putlara ve heykellere tapıyorlardı ve son derece zalim bir toplumdu. Hz. Yunus Peygamber, tevhide çağırmaya başladığında, sadece iki kişi ona iman etti. Bunlardan biri bilgili ve hikmet sahibi, diğeri ibadetle meşgul olan biriydi. Diğerleri ise Hz. Yunus’a şöyle dediler:
“−Arasında pek çok kâhin, bilgin ve sanatkâr bulunan bir topluluğumuz varken, sen tek başına çıkıp atalarımızın yolunun yanlış olduğunu iddia ediyorsun! Tanrılarımızı reddediyorsun! Alışılmadık hükümlerle bizi mi bağlamak istiyorsun?”
Ancak bu sözlerle yetinmeyip Hz. Yunus’a çeşitli işkencelerde bulundular. Hz. Yunus ise onların yaptıklarına sabır ve tahammül gösteriyor, yine merhametle onları tevhid inancına davet ediyordu. Allah’ın azabının şiddetli olduğunu hatırlatıyordu. Fakat onlar, bu uyarılara aldırmadan şöyle dediler:
“–Bir kişi yüzünden azap gelip bizi mahvedecekse, o azabı getirsinler!”
Hz. Yunus kavminin inatçı küfürlerine son derece üzüldü. Artık daha fazla dayanamayıp Allah’ın izni beklemeden onlardan ayrıldı. Yoldayken Cenâb-ı Hak kendisine vahyetti:
“Ey Yunus! Geri dön ve kırk gün daha onları imana davet et!”
Bu emir üzerine Hz. Yunus, tekrar kavmi arasına döndü. Allah’ın emir ve azabını kendilerine bildirdi. Ancak yine de tövbe etmediler. Vaadedilen günlerden otuz yedi gün geçtiğinde, kavim hala imana gelmemişti. Hz. Yunus şöyle dedi:
“O halde üç gün içinde size gelecek olan azabı bekleyin! Bu azabın belirtisi olarak da yüzlerinizin sararacağını göreceksiniz!”
Ve Allah’ın emrini beklemeden büyük bir üzüntüyle onlardan ayrıldı.
Bu ayrılış, ilahi görevden kaçmak veya Allah’ın verdiği göreve başkaldırmak değildi. Sadece isyan eden bir topluluktan uzaklaşmaktı, yüce daveti kabul etmeyen asi bir kavimden ayrılmaktı.
Tövbe Edip Helakten Kurtulan Tek Kavim Ninova Halkı
Hz. Yunus’un haber verdiği gün gelmişti ve Ninova halkının yüzleri sararmış, rengi solmuştu, azabın habercisi olarak. O an, herkes gerçeği anlamıştı ve birbirlerine şu sözleri söylediler:
“−İşte Yunus’un haber verdiği azabın alameti! O’nun bugüne kadar yalan söylediğini hiç görmedik.”
Gökyüzü kararmaya başladı ve herkes çaresizce feryat ediyordu. Ümitsizce bir çıkış arıyorlardı ve birbirlerine şöyle dediler:
“−Eğer Yunus aramızdaysa, korkmayın! Eğer gitmişse, azap bizi yok edecektir!”
Büyük bir pişmanlık duyuyorlardı ve yaptıklarından dolayı derin bir nedamet içindeydiler. Çünkü Allah’ın azabı iyice yaklaşmıştı ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Büyük bir tövbe isteğiyle, doğru yolu gösteren bir Salih kişiye koştular. O kişi şöyle dedi:
“−Azabın gelmesine sadece iki gün kaldı. Şimdi şu yüksek tepeye (tövbe tepesi) çıkın! Birbirinizle helalleşin, gasp ettiğiniz hakları sahiplerine geri verin! Sonra Yunus’un Rabbine adaklar kesin ve herkes, büyük küçük, zengin fakir herkes yesin! Ardından başlarınızı açarak şöyle dua edin: ‘Ey Yunus’un Rabbi! Biz tövbe ettik. Sana inandık. Yunus’un peygamberliğini kabul ettik. Yunus’u bulduğumuzda, O’nun getirdiği emir ve yasakları uygulayacağız!’’
Ninovalılar, gözyaşları içinde bu talimatları yerine getirdiler. Allah, Rahman ismiyle onların tövbelerini kabul etti ve ilahi azabı üzerlerinden kaldırdı. Bu olay Cuma günü gerçekleşti ve aynı zamanda Aşure günüydü. Bu özel olay, Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:
“Hiçbir şehir halkı olmamıştır ki, iman etsin de onun imanı kendisine fayda versin! Ancak Yunus kavmi müstesna; onlar iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını uzaklaştırdık ve onları ecelleri gelinceye kadar yaşattık ve faydalandırdık.” (Yunus, 98)
Hz. Yunus’un kavmi, imansızlıkları sebebiyle helake doğru giderken tövbe edip kurtulan tek kavimdir. Bu, Allah’ın lütfunun özel bir tecellisidir ve Yunus Suresi’nde pek çok ayet, Rahman’ın merhametinin ilahi azaptan daha büyük olduğunu açıkça ifade eder.
Hz Yunus’un Gemideyken Başından Geçen Olaylar
Zünnûn, Hz. Yunus’un lakabıdır ve balık sahibi manasına gelir. Bu lakap, ona denizin içinde bir balık tarafından yutulduğu için verilmiştir.
Hz. Yunus, şehirden ayrıldıktan sonra Dicle Nehri’nin kenarına geldi ve bir gemiye bindi. Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer:
“Hani O, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.” (es-Sâffât, 140)
Gemi hareket ettikten bir süre sonra durdu ve ilerleyemediler. Batacaklarını düşünerek gemide günahkâr birini bulunduğuna inandılar. Bunun kim olduğunu belirlemek için kura çektiler ve kura Hz. Yunus’a çıktı. O, imtihanın bir parçası olduğunu anlayarak tevekkülle:
“−Evet, ben bu günahkâr kulum!” dedi.
Ancak gemidekiler, onun Salih biri olduğunu anlayarak birkaç kez daha kura çektiler, ancak her seferinde sonuç yine Hz. Yunus’a çıktı. En sonunda, “Bu kulun elbette bir suçu olmalı!” diyerek Hz. Yunus’u denizin içine bıraktılar. Ayetlerde şöyle buyrulur:
“Gemide olanlarla karşılıklı kur’a çektiler de (Yunus) kaybedenlerden oldu.” (es-Sâffât, 141)
“(O), Biz’in kendisini asla sıkıntıya uğratmayacağımızı zannetmişti…” (el-Enbiyâ, 87)
“Yunus kendini kınayıp dururken O’nu bir balık yuttu.” (es-Sâffât, 142)
Hz. Yunus’un Balığın Karnında Geçirdiği Zaman
Hz. Yunus’un artık bir balığın karnındaydı. Orası karanlık ve kapalıydı, ancak Hz. Yunus’un bilinci ve şuuru yerindeydi. Cenâb-ı Hak, balığa Yunus’a zarar vermemesi ve onun kemiklerini kırmaması emrini verdi.
Hz. Yunus, ilahi takdire rıza göstererek Rabbinin iradesine teslim oldu. Ayet-i kerimede bu durum şöyle anlatılır:
“…(Ve) karanlıklar içinde (Yunus, pek üzgün bir şekilde hâlini Rabbine şöylece arz etti): «Sen’den başka hiçbir ilâh yoktur. Sen’i tenzih ederim. Gerçekten ben, zalimlerden oldum!»” (el-Enbiyâ, 87)
Balığın karnında bazı sesler işiten Hz. Yunus’un, bu durumu merak etti ve Cenâb-ı Hak, balığın karnında olduğunu kendisine vahyetti ve şöyle buyurdu:
“Ey yunus! Bu sesler, denizde zikreden canlıların sesidir.”
Hz. Yunus, bu zorlu ve sıkıntılı durumda bile, Rabbinin zikrinden geri kalmadı. İstiğfar ve dua ile meşgul oldu. Melekler, onun durumunu gördüklerinde Allah’a şefaatte bulundular. Sonunda, Hazret-i Yunus’un yaptığı bu tevhit ve tesbih üzerine Allah, onun duasını kabul ederek onu bu sıkıntıdan kurtardı:
“Bunun üzerine O’nun duasını kabul ettik ve O’nu kederden kurtardık. İşte Biz, müminleri böyle kurtarırız.” (el-Enbiyâ, 88)
Bu bağışlanmanın tek sebebi, Hz. Yunus’un çokça Allah’ı tesbih etmesiydi:
“Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.” (es-Saffât, 143-144)
Hz. Yunus’un Rabbinin zikrini yaşatması, hatasını anlaması ve Rabbe olan güveni sayesinde kurtuldu. Bu durum, onun için büyük bir rahmet ve nimet vesilesi oldu.
Önemli bir nokta ise, Hz. Yunus’un kavminin helak olacağı kırk günlük sürede 37 gün boyunca sabretmiş, üç gün daha sabredecek gücü kendinde bulamamıştı. Bunun karşılığında, Allah da onu balığın karnında sabır eğitimiyle büyük bir imtihana tabi tutmuştur.
Hz. Yunus’un Balığın Karnından Kurtulması
Nihayetinde Hz. Yunus’u, yüce bir emanet gibi taşıyan balık, Allah’ın emriyle onu kıyıya bıraktı. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Hâlsiz bir vaziyette kendisini dışarıya çıkardık. Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.” (es-Sâffât, 145-146)
Balık onu kıyıya bıraktığında, Hz. Yunus zayıf, bitkin, hasta ve korunmaya ihtiyaç duyan bir haldeydi. Vücudu çok zayıflamıştı. Hava oldukça sıcaktı. Allah, onu güneşin yakıcı ışınlarından koruyacak geniş yapraklı bir bitki yetiştirdi. Ayrıca Cenâb-ı Hak, bu bitkiden Hz. Yunus’a bir tür süt damlattı.
Hz. Yunus, kendini toparladıktan sonra Ninova’ya doğru yöneldi. Şehre yaklaştığında bir çobanla karşılaştı ve kavminin durumunu sordu. Çoban, ona olanları anlattı. Kavminin iman ettiğini, tövbe ettiğini ve böylece Allah’ın onları affettiğini bildirdi. Çoban ayrıca, herkesin Hz. Yunus’un Allah’ın emirlerini bildirmek için dönüşünü beklediğini söyledi.
Haberini alan kavmi hemen Hz. Yunus’un yanına koştu. Bu sırada Hz. Yunus namaz kılıyordu. Namazını bitirdikten sonra kendisini özlemle karşıladılar ve özür dilediler. Hz. Yunus, af ve hoşgörü ile davranarak onlara Allah’ın emirlerini öğretti. Bundan sonra kavmi, Allah’a ve peygamberine itaat ettiklerinde mutlu ve iyi bir hayat yaşadılar.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!

