Site icon Kaşifiz

Cennet ve Cehennem Şimdi Var mıdır, Nerededir?

cennet ve cehennem

Sözlükte “bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe” anlamına gelen “Cennet” kelimesi, dini bir terim olarak kullanıldığında, müminlerin kıyametin kopmasından sonra ebedi ahiret yurdunda sonsuz bir mutluluk içinde yaşayacakları mükâfatı ifade eder. Cehennem kelimesinin etimolojisiyle ilgili farklı görüşler bulunmaktadır; ancak genellikle Arapça bir kelime olan “derin kuyu; hayırsız, uğursuz” anlamına gelen bir terim olduğu ve muhtemelen İbranice “ge-Hinnom” (Hinnom vadisi) ifadesinden türediği düşünülmektedir.

Cennet ve Cehennem, ölümden sonraki hayatın mükâfat ve ceza yerleri olarak kabul edilen inançlar, ilahi kökenli birçok dine özgüdür. Bu inanç, semavi olmayan dinlerde de benzer şekillerde var olmasına rağmen, tasvirler bazı farklılıklar içerebilir. Ahiret hayatındaki ceza ve mükâfatın varlığı, insanın adalet duygusu ve müeyyide anlayışıyla uyumludur. İslam dini, bireyden topluma kadar uzanan bir ahlak ve adalete dayalı düzen oluşturmayı amaçlar. Bu nedenle, İslam, cennet ve cehennemi, ahiret anlayışının temel öğeleri olarak vurgular.

İslam’a göre, cennete girmek için iman esaslarına inanmak yeterlidir. İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre, büyük günah işleyen bir mümin, Allah’ın dilemesiyle affedilebilir ve cennete girebilir. Hariciler ve Mutezile âlimleri ise imanın yanı sıra günah işlemekten kaçınmanın da cennete girmek için gerekli olduğunu savunurlar. Bu mezheplere göre, büyük günah işleyen bir kişi, tevbe etmezse, iman etmiş olsa bile ebedi cehennemde cezalandırılacaktır.

Cennet ve Cehennem Dolacak mı?

Cennet ve Cehennem, varlıklarını sürdürmeleri, ebedi olmaları, var olmaları ve devam etmeleri de dâhil olmak üzere her yönleriyle Allah’ın iradesi ve dilemesiyle belirlenmiştir. Allah’ın “Ol!” dediği zaman varlık kazanırlar, “Yok ol!” dediği an ise yok olurlar.

İmam-ı Rabbani hazretleri, mahlûkların yok olacaklarına inanmanın, yoktan var edildiklerine inanmak gibi imanın şartlarından biri olduğunu ifade eder. Ancak, Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh gibi yaratılmışlar, Allah’ın dilemesiyle yok olmayacak; aksine sonsuza kadar varlık göstereceklerdir. Bu ifade, onların yok olamayacakları anlamına gelmez. Allah, yaratıklarından dilediklerini tekrar yok edebilir ve dilediklerini de kendi hikmetine uygun sebeplerden dolayı hiç yok etmeyebilir. Bu nedenle, Cennet, Cehennem ve diğer yaratılmışlar, Allah’ın iradesi ve dilemesi ile var olmuş ve var olmaya devam etmektedir.

Ebedi olan Cennet ve Cehennem, bir hadis-i şerife göre, Allah’ın azap ve rahmetine yönelik olarak belirli grupları içereceklerdir. Cennet, güçsüz ve yoksulların gireceği bir yer olarak tanımlanırken, Cehennem, cebbarlar ve kibirlilerin barınacağı bir yer olarak nitelendirilmiştir. Ancak Allah’ın bu belirlemeleri, sadece O’nun iradesi doğrultusunda gerçekleşecektir. Cennet, Allah’ın rahmetiyle dolacak ve müminlere sonsuz bir ikametgâh olacak; Cehennem ise Allah’ın azabıyla doldurulacak ve kâfirlerin cezasını çekmeleri için var olmaya devam edecektir. Bu, Allah’ın adalet ve hikmetine olan tam bir tabiidir.

Cennet ve Cehennem Şu An İtibariyle Mevcuttur

Cehennem, İslam inancına göre yedi tabakadan oluşan bir yerdir ve kâfirler, durumlarına göre bu tabakalardan birinde azap göreceklerdir. “Feraid-ül Fevaid” kitabında ifade edildiğine göre, Cehennem tabakalar halinde düzenlenmiştir ve her bir tabakanın ateşi, üstündeki tabakadan daha şiddetlidir. Günahları affedilmemiş olan müminler, birinci tabakada günahlarının miktarına göre azap gördükten sonra Cehennemden çıkarılarak Cennet’e götürüleceklerdir.

Diğer altı tabakada ise çeşitli kâfirler sonsuz bir şekilde azap göreceklerdir. Cennet ve Cehennem, İslam inancına göre şu an itibariyle mevcuttur. Ancak, Cehennemin tam olarak nerede bulunduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı âlimlere göre, Cehennem yedi kat yerin altındadır. Arz küresi, güneş ve diğer yıldızlar birinci sema (gök) içinde olduklarına göre, yeryüzünde nerede olursak olalım, yedi kat yerin altında bir sema vardır ve Cehennem’in de bu semalardan birinde bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam âlimleri arasında bu konuda farklı görüşler olabilir, ancak genel olarak Cennet ve Cehennem, ahiret hayatındaki mükâfat ve ceza yerleri olarak kabul edilir.

İslam inancına göre, ilk insan ve bütün insanların babası olan Hazret-i Âdem, uzun bir süre Cennet’te yaşadı. Ancak, yasak ağaçtan yemesi sonucunda dünya üzerine indirildiği bilgisi, Kur’an-ı Kerim’de birçok ayetle ifade edilmiştir. Bu ayetler arasında Bakara suresinin 35 ve 36, Araf suresinin 17. ayetinden 27. ayete kadar olan bölümler ile Taha suresinin 117-119. ayetleri bulunmaktadır. Bu ayetler, Hz. Âdem’in Cennet’ten indirilmesi olayını detaylı bir şekilde anlatmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de aynı zamanda müminler için hazır bekleyen Cennet ve kâfirler için hazır bekleyen Cehennem’e dair ifadeler de bulunmaktadır. Al-i İmran suresi 133. ayette “Takva sahipleri için hazırlanmış olan Cennet genişliği gökler ve yer kadar olup, koşun” şeklinde ifade edilirken, aynı surenin 131. ayetinde de “Kâfirler için hazırlanmış olan Cehennem ateşinden sakının!” uyarısı bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz, Mirac’a çıktığında Cennet ve Cehennemi gördüğünü ifade etmiştir.

Cennet ve Cehennem Nerededir?

Ehl-i Sünnet inancına göre, Cennet ve Cehennem yaratılmış varlıklardır ve şu an mevcutturlar. Kur’an’ın ifadesine göre, Cennet’in genişliği yer ve gök arasındadır. Yine Kur’an’a göre, Cennet müttekilere, Cehennem ise kâfirlere hazırlanmıştır. Her ikisi de Miraç gecesi Peygamberimize (s.a.v.) gösterilmiştir. Bu, mevcut olmayan bir şeyin sakinleri için hazırlanması ve gösterilmesinin mümkün olamayacağı fikrini destekler.

Ayrıca, Cennet’in varlığı Hz. Âdem kıssasıyla sabit olmuş, Cehennem’in ise halen mevcut olduğu bu kıssayla kıyaslanmıştır. Cennet, arşın üstünde olduğu belirtilirken, Cehennem’in ise yerin altında olduğunu söyleyenler olmuştur. Ancak kesin bir yer belirlemek mümkün olmamıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) “Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir” buyurmuş olsa da, bu hadisin öncelikle kendi şahsını ve kabr-i şeriflerini ziyaretin önemine dikkat çekmek amacıyla söylendiği şeklinde anlaşılması gerektiğine inanılmaktadır.

Bununla birlikte, kıyametin kopması ve yerin başka bir hale gelmesinden sonra Cennet’in, hadiste işaret edilen yerde veya o yerin doğrultusunda olabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Yani, kıyametin ardından Cennet’in mekânsal durumu değişebilir ve hadiste geçen yerin a’la-i ılliyyin (en yüksek ve yüce katman) olarak anlaşılması da mümkündür.

Paylaş
Exit mobile version