Deprem bulutları, bazı iddialara göre depremden önce ortaya çıktığı düşünülen bulut türleridir. Bulutların ani oluşumu veya belirgin görünümleri, bazıları tarafından depremin yaklaştığını gösteren görsel bir işaret olarak yorumlanmıştır. Tarihte, antik kaynaklardan modern zamanlara kadar, bazı kültürlerde deprem öncesi gözlemlenen olağandışı bulut oluşumlarıyla deprem arasında bir ilişki olduğuna dair inançlar ve kayıtlar bulunmaktadır. Ancak, bilimsel topluluk bu bulutların gerçek bir deprem öngörüsü sağladığına dair somut kanıtlar bulmak konusunda zorluklarla karşılaşmıştır.
Deprem bulutlarının gerçekten de deprem öncesi bir gösterge olup olmadığı konusu, halen tartışmalı bir konu olarak bilim dünyasında yer almaktadır. Bu bulutların depremle ilişkili olup olmadığına dair kesin ve tutarlı bir kanıt elde etmek, deprem öncesi uyarı sistemlerinin geliştirilmesi açısından önemli bir araştırma alanı olmaya devam etmektedir.
Bu konu eski çağlarda da gündeme gelmiştir. Örneğin, Hint bilgini Brihat Samhita’nın (MS 505-587) Varahamihira tarafından kaleme alınan eserinin 32. bölümü, depremin yaklaştığını gösteren belirtilerden bazılarını içermektedir. Bu belirtilerden biri, depremden bir hafta önce ortaya çıkan olağandışı bulut oluşumlarıdır. Bugünün bazı bilim insanları ise, depremden 50 gün önceki sismik olaylarla ilişkilendirilen bulut türlerini araştırdıklarını öne sürmektedir. Hatta bazıları, bu bulutları inceleyerek depremi önceden tahmin ettiklerini iddia etmektedir.
Deprem Bulutu Konusunda Uzmanların Açıklamaları
Deprem bulutu konusunda, “Bulut ve Yağış Fiziği” ve “Uydu Meteorolojisi” dersleri de veren yerbilimci Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu’nun açıklamaları şu şekildedir:
Aslında deprem bulutu yeni bir şey değil; bin yıl öncesinden beri biliniyor. Özellikleri konusunda antik belgelerde özetle şunlar yazılı: “Güneşli ve sıcak bir günde gökyüzü mavi ve açıktı. Ansızın, gökyüzünü uzun bir yılan gibi kaplayan siyah bulutlar belirdi… Bir deprem meydana gelmeden önce yeraltı kaya katmanlarındaki çatlaklardan, fay hattı boyunca gaz çıkışı oluyor. Bu gaz, gökyüzüne yükselip soğuk havayla karşılaşınca yapay ve ince uzun bulutlar oluşuyor. Bu bulutun üzerinde görüldüğü yerde 76 gün içinde deprem oluyor…”
ABD’de yaşayan ve Çinli bir emekli kimyacı olan Zonghou Shou, uydulardan elde ettiği bulut gözlemlerine dayanarak depremi yüzde 70 başarı oranıyla belirlediğini iddia etmektedir.
Bulutların Yorumlanabilmesi İçin Uzmanlık Gerekir
Meteoroloji uydu görüntüleri oldukça fazla bilgi içerir ve bu görüntüler, gerekli eğitimi almamış bireyler tarafından doğru bir şekilde yorumlanamaz. Bulutların uydu görüntülerindeki yorumlanabilmesi için bulutlar ve oluşumları hakkında derin bir bilgi gerekmektedir.
Bulut sınıflandırması, Luke Howard tarafından 1803 yılında yapılmıştır ve teorik olarak bugün dünyada 11 bin 340 farklı bulut çeşidi olduğu bilinmektedir. Bu çeşitlilik içerisinden belirli bir bulutun deprem ya da normal bulut olarak tanımlanabilmesi için meteoroloji alanında uzmanlaşmış bir eğitim ve deneyim gereklidir. Aksi takdirde, dağ dalgaları, bulut caddeleri, yer çekimi dalgaları, uçak ve gemi egzoz izleri gibi birçok farklı bulut tipini kolayca “deprem bulutu” olarak yanlış adlandırabilirsiniz. Bu nedenle, herhangi bir bulutun doğru şekilde yorumlanabilmesi için uzmanlık gereken karmaşık bir süreç olduğunu unutmamak önemlidir.
Görünür ışıkta alınmış uydu görüntüleri, genellikle yeryüzünden yakın uzaydan alınmış dünya fotoğraflarıdır. Bu tür uydu görüntüleri, bulut örtüsü hakkında bilgi sağlar ve yüzeye yansıyan güneş ışınlarının derecesini (Albedo’yu) gösterir. Bu görüntülerdeki beyaz alanlar genellikle bulutları, farklı tonlardaki gri ise açık gökyüzü koşullarını temsil eder. Kalın bulutlar, genellikle daha yüksek bir yansıma derecesine sahiptir ve ince bulutlardan daha beyaz görünürler. Bununla birlikte, Çin’de gözlemlendiği belirtilen ve “siyah renkli, ince ve uzun” olarak tanımlanan deprem bulutları, güneş ışınlarını fazla yansıtmayabilirler. Bu sebeple, görünür ışıkta alınmış meteoroloji uydu görüntüleriyle bu tür “siyah renkli, ince ve uzun” bulutların beyaz bulutlar olarak kolayca tespit edilmesi mümkün olmayabilir.
Kızılötesi (ısısal) uydu görüntüleri, görüntülenen nesnelerin sıcaklık değerlerini temsil eder. Bu görüntülerde, daha yüksek sıcaklığa sahip olan nesneler, daha düşük sıcaklıktaki nesnelerden daha koyu (siyah) bir şekilde görünebilirler. Atmosferin en alt tabakasından yükseğe doğru sıcaklığın azaldığı düşünüldüğünde, yüksek irtifadaki bulutlar, düşük irtifadaki bulutlardan daha soğuktur. Bu nedenle, düşük seviyedeki bulutlar, ısısal görüntülerde yüksek seviyedeki bulutlardan daha koyu bir renkte görünebilirken, yüksek irtifadaki bulutlar daha parlak (beyaz) bir şekilde belirebilirler. Bu durumda, alçak irtifada oluşan “deprem bulutu”, yer yüzeyi ve alçak bulutlara benzer bir koyulukta olabileceğinden, meteorolojik ısıl uydu görüntülerinde net ve beyaz bir bulut şeklinde belirgin bir şekilde gözükmez.
Depremler Önceden Tahmin Edilebilir mi?
Büyük depremlerin aniden mi yoksa onları tetikleyen ve tahmin edilebilir kılan bir süreç mi olduğu sorusu, bilim dünyası için uzun bir süredir belirsizliğini koruyordu. Ancak, yapılan son bilimsel araştırmalar, büyük depremlerin çoğunluğunun kısa bir süre içinde öncül küçük sarsıntılardan hemen sonra gerçekleştiğini ortaya koydu.
Güney Kaliforniya’da 2008 ile 2017 yılları arasındaki büyük depremleri inceleyen bir araştırma, bu depremlerin en az yüzde 72’sinin öncül sarsıntılara sahip olduğunu tespit etti. Araştırma, öncül sarsıntıların oldukça yaygın olduğu sonucuna vardı. Yapay zekâ yardımıyla toplanan ve analiz edilen yeni veriler, küçük ölçekli öncül depremlerin, ana depremden haftalar veya hatta sadece günler önce, depremin gerçekleşeceği bölgede belirdiğini gösteriyor.
Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda sismolog olarak çalışan ve Geophysical Analysis Letters Journal’da yayınlanan araştırmanın liderlerinden biri olan Daniel Trugman, yeni bilgisayarların sunduğu işlem gücüyle elde ettikleri bulguların, neredeyse tüm önemli depremlerin, bizim algılayabileceğimiz küçük öncü depremlere sahip olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Trugman, depremlerin başlangıcının “Depremler nasıl başlar?” gibi sismolojinin en önemli sorularından biri olduğunu vurgulayarak, bu çalışma öncesinde depremlerin sadece yüzde 50’sinin bu tür öncül sarsıntılara sahip olduğunun varsayıldığını ifade ediyor.
Elde edilen yeni bulgular, sismoloji uzmanlarının, orta büyüklükteki depremleri dahi önceden tespit edebilecekleri, matematiksel bir ardışıklık düzeninin varlığını anlamaya çalışmalarına yol açıyor. Bu bağlamda, bir öncül sarsıntı dizisi tespit edilirse, insanların yıkıcı depremlerden korunmak ve uzaklaşmak için 3 ila 35 gün arasında bir zaman dilimine sahip olabileceği düşünülmektedir. Bu süre zarfında, erken uyarı sistemleri ve deprem öncül belirtilerine dayalı tahminler, potansiyel bir büyük depremin yaklaşmakta olduğunu öngörebilir ve böylece insanlara hazırlıklı olma ve gerekli önlemleri alma fırsatı sunabilir. Bu, depremlerin getirdiği riskleri azaltmaya ve toplumları depremlerin olası etkilerine karşı daha dirençli hale getirmeye yönelik önemli bir adım olabilir.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!

