Kamerun’un Kuzeybatı Bölgesi’nde yer alan Nyos Gölü, dünyanın en tehlikeli yerlerinden biridir. 21 Ağustos 1986 tarihinde, Nyos Gölü’nde korkunç bir doğa olayı yaşanmıştır. Nyos Gölü faciası olarak bilinen bu olay, dünya çapında büyük bir şok etkisi yaratmış ve benzer olayların önlenmesi için daha fazla önlem alınmasını gerektirmiştir. Nyos Gölü faciası, 1.700’den fazla insanın ve 3500 hayvanın ölümüne neden olmuştur.
Nyos Gölü, Kamerun’un Kuzeybatı Bölgesi’nde yer alan bir krater gölüdür. Başkent Yaunde’nin yaklaşık 315 km kuzeybatısında bulunur. Nyos, Kamerun’daki volkanik faaliyet hattı boyunca Oku volkanik ovasında yer alır. Aktif olmayan bir volkanın yan tarafında yüksek bir derinlikte bulunur. Bu göl, volkanik bir baraj gölü olarak bilinir, çünkü volkanik oluşumlarla çevrili bir alanda bulunur ve bu oluşumlar gölün sularını tutar.
Nyos Gölü’nün Tehlikesi
Nyos Gölü‘nün altında bir magma cebi bulunur ve suya karbondioksit (CO2) sızarak onu karbonik asite dönüştürür. Bu nedenle Nyos, karbondioksit ile doymuş olduğu bilinen üç gölden biridir ve limnik patlamalara yatkındır. Diğerleri Kamerun’daki Monoun Gölü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Ruanda’daki Kivu Gölüdür.
1986 yılında, Nyos Gölü aniden büyük bir CO2 bulutu salarak 1.746 kişinin ve yakındaki kasaba ve köylerde 3.500 hayvanın boğulmasına neden oldu. Bu olay, doğal bir felaketin neden olduğu bilinen ilk büyük ölçekli boğulma olayıdır. Benzeri görülmemiş olsa da, bu olayın tekrarını önlemek için 2001 yılında, suyun alt katmanlarından üste doğru sifonlama yaparak karbondioksitin güvenli miktarlarda sızmasını sağlamak amacıyla bir gaz giderme tüpü kuruldu. 2011 yılında ise iki tüp daha eklenerek önlemler artırıldı.
Bugün, göl doğal duvarının zayıflaması nedeniyle hala bir tehdit oluşturmaktadır. Jeolojik bir sarsıntı, doğal setin çökmesine ve suyun aşağıdaki nehirdeki köylere, hatta Nijerya’ya kadar akmasına ve büyük miktarlarda karbondioksitin kaçmasına neden olabilir. Bu nedenle, gölün yakın çevresi sürekli olarak izlenmekte ve gerekli güvenlik önlemleri alınmaktadır.
Nyos Gölü Faciasında Yaşananlar
1984 yılında Monoun Gölü‘nde aniden bir CO2 çıkışı meydana gelmesine rağmen, Nyos Gölü’nde benzer bir tehdit beklenmiyordu. Ancak, 21 Ağustos 1986 tarihinde Nyos Gölü’nde beklenmedik bir limnik patlama gerçekleşti ve bu patlama yaklaşık 100.000-300.000 ton CO2’nin ani salınımına neden oldu (bazı kaynaklara göre bu miktar 1,6 milyon tona kadar çıkabilmektedir).
Bu gaz bulutu saatte yaklaşık 100 kilometre hızla yükseldi ve gölün kuzey kenarından doğu-batı yönlü bir vadi boyunca ilerleyerek Cha’dan Subum’a kadar uzandı. Daha sonra bu gaz bulutu, kuzeye doğru ayrılan iki vadi boyunca akarak büyük bir hızla ilerledi. Bu felaket sonucunda gölün yaklaşık 25 kilometre uzağında, özellikle Cha, Nyos ve Subum köyleri olmak üzere birçok kırsal köyde toplamda 1.746 kişi ve 3.500 hayvan boğuldu.
Bu limnik patlama sonucunda en çok etkilenen köyler Cha, Nyos ve Subum olmuştur. Patlama aniden meydana gelmiş ve gaz bulutu hızla yayılarak bu köyleri etkisi altına almıştır. Bu olay, Nyos Gölü’nün beklenmedik bir şekilde tehlikeli hale gelebileceğini ve karbondioksit birikimine sahip diğer volkanik göllerin de potansiyel tehditler içerebileceğini göstermiştir. Bu nedenle, bu tür göllerin sürekli olarak izlenmesi ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınması büyük önem taşımaktadır.
Nyos Gölünde Bilimsel Çalışmalar
Bilim adamları, gölün yüzeyinde 100 metrelik bir su ve köpük fışkırtısı oluştuğunu gösteren kanıtlara dayanarak çeşitli sonuçlara ulaştılar. Aniden yükselen büyük miktarda su, su içinde yoğun bir türbülansa neden oldu ve kıyıya en az 25 metrelik bir dalga vurdu.
Feci gaz çıkışının neyin tetiklediği hala tam olarak bilinmemektedir. Çoğu jeolog, bir toprak kayması olduğunu düşünse de, bazıları göl yatağında küçük bir volkanik patlamanın meydana gelmiş olabileceğine inanmaktadır. Üçüncü bir ihtimal ise göle düşen soğuk yağmur suyunun devrilmeyi tetiklemiş olmasıdır. Diğerleri hala küçük bir deprem olduğuna inanıyor, ancak felaket sabahı hiçbir sarsıntı hissedilmediği için bu hipotez pek olası görünmüyor. Her ne sebep olursa olsun, olay derin suyun hızla üst katmanlarla karışmasına ve düşük basınç altında depolanan CO2’nin çözeltiden köpürmesine neden oldu.
Yaklaşık 1,2 kilometreküp gazın salındığı düşünülmektedir. Gaz çıkışından sonra gölün normalde mavi olan suları, derinlerden gelen demir açısından zengin suyun yüzeye çıkması ve havanın etkisiyle oksitlenmesi sonucu koyu kırmızı renge dönüştü. Gölün seviyesi yaklaşık 1 metre düştü ve göl kenarındaki ağaçlar devrildi.
1986 felaketi, tekrarının nasıl önlenebileceği konusunda birçok araştırmaya yol açtı. Gaz çıkışlarının her 10-30 yılda bir meydana gelebileceği tahmin edilse de, daha yeni bir araştırma gölün suyunun erozyon nedeniyle salındığını göstermektedir. Bu erozyon, gölün suyundaki karbondioksit baskısını azaltabilir ve daha erken bir gaz kaçışına yol açabilir.
Nyos Gölünde Alınan Önlemler
Birkaç araştırmacı, gölde gaz çıkışını önlemek için gaz giderme kolonlarının kurulmasını önerdi. Bu kolonlar, başlangıçta CO2 ile yoğun şekilde doymuş olan suyu gölün dibinden pompa kullanarak kaldırır ve basınç kaybıyla gazın serbest bırakılmasını sağlar. 1992’de Monoun Gölü’nde ve 1995’te Nyos Gölü’nde, Michel Halbwachs liderliğindeki Fransız bir ekip, bu yaklaşımın uygulanabilir olduğunu gösterdi. 2001 yılında ABD Dış Afet Yardım Ofisi, Nyos Gölü için kalıcı bir kurulum için finansman sağladı.
2011 yılında Michel Halbwachs ve Fransız-Kamerunlu ekibi, Nyos Gölü’nün tamamen gazdan arındırılması için iki ek boru döşedi. Bu adım, gölün güvenli hale getirilmesine yönelik önemli bir adımdır.
Felaketin ardından, bilim adamları benzer bir olayın başka bir yerde meydana gelip gelmediğini görmek için diğer Afrika göllerini araştırdılar. Nyos Gölü’nden 2.000 kat daha büyük olan Kivu Gölü’nün de aşırı doymuş olduğu ortaya çıktı ve jeologlar, göl çevresinde bin yılda bir gaz çıkışı olaylarının gerçekleştiğine dair kanıtlar buldular.
2002 yılında yakındaki Nyiragongo Dağı’nın patlaması, lav akışının göle doğru ilerlemesiyle birlikte gaz patlamasının tetiklenebileceği endişelerini artırdı. Ancak lav akışı, gölün alt katmanlarına ulaşmadan önce durduğu için gaz, su basıncı altında çözelti halinde tutuldu.
2005 yılında, Isaac Njilah adında bir jeolog olan Yaoundé Üniversitesi’nde, gölün sularında bulunan doğal volkanik kaya barajının yakın gelecekte çökebileceğini öne sürdü. Erozyon, barajın aşındığını, üst katmanında delikler ve cepler oluştuğunu ve suyun zaten alt kısımdan geçtiğini gösterdi. Ayrıca, dışarıdaki heyelanlar da barajın dayanıklılığını azalttı. Gölün volkanik temelinden kaynaklanan sismik aktivite, göl duvarının çökmesine ve yaklaşık 50 milyon m3 (1,8 milyar ft3) suyun Kuzeybatı Eyaleti ve Nijerya’nın Taraba eyaletine doğru akmasına neden olabilir.
Kamerun hükümeti, Madencilik ve Jeolojik Araştırma Enstitüsü’nden Gregory Tanyi-Leke aracılığıyla konuşarak, zayıflayan duvarı kabul etmekle birlikte, acil bir tehdit oluşturmadığını savunuyor. Birleşmiş Milletler ekibinin liderliğini yapan Olaf Van Duin ve Nisa Nurmohamed, Hollanda Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığı’ndan, Eylül 2005’te üç gün boyunca barajı inceledi ve doğal dudağın zayıfladığını doğruladı. Van Duin, barajın önümüzdeki 10 ila 20 yıl içinde çökmesini bekliyordu.
Bu tür bir felaketi önlemenin potansiyel bir yolu, göl duvarını güçlendirmektir, ancak bu sürecin zaman ve maliyet açısından oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır. Mühendisler ayrıca suyun fazlasını boşaltmak için bir kanal açabilirler; su seviyesi yaklaşık 20 m (66 ft) düşürülürse, duvardaki basınç önemli ölçüde azalır.
Konu ile İlgili ”Dünyanın En Tehlikeli 10 Gölü” isimli makale İçin TIKLAYINIZ
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!

