İnsanlık tarihinde, doğa ve hayvanlarla iç içe yaşayan insanlar arasında geçmişe dayanan sayısız ilginç ve inanması güç hikâye bulunmaktadır. Bu hikâyeler, hayvanların insanları büyüttüğü veya insanların vahşi doğada hayatta kalmak için hayvanlarla işbirliği yaptığı olağanüstü anlatılardan oluşur. Bu ilham verici hikâyeler, insanların doğayla olan bağlarını ve hayvanlarla kurdukları sıra dışı ilişkileri yansıtır. İşte dünyanın dört bir yanından, hayvanlar tarafından büyütülen insanların inanması güç hikâyeleri.
Kamboçya’nın Orman Kızı
1989 yılında, henüz 8 yaşındayken Kamboçya’da ailesinin mandalarını otlatırken kaybolan Rochom P’ngieng, bir daha kendisinden haber alınamamıştır. Bu süre zarfında vahşi doğaya uyum sağlayarak hayatta kalmayı başarmıştır. 18 yıl sonra çıplak ve kirli bir şekilde, neredeyse bir maymun gibi yürüyerek yeniden ortaya çıkar. Ancak insanlar arasında sadece 3 yıl yaşayabilen genç kız, sonunda yeniden ormana kaçar.
Uganda’lı Maymun Çocuk
4 yaşındayken annesinin babası tarafından vahşice öldürülmesine tanık olan John Ssebunya, ormana kaçar. 1991 yılına kadar, bir grup kadife maymunuyla birlikte yaşadığı birçok kez rapor edilir. Bilim insanlarına göre John, kadife maymunlarını taklit ederek yiyecek bulmayı öğrenmiştir. Zamanla bu maymun sürüsünün bir parçası haline gelmiştir. Yakalandıktan sonra bir yetimhaneye yerleştirilen John’a, nasıl konuşacağı ve hatta şarkı söyleyeceği öğretilir.
Aveyron’lu Victor
1797 yılında Fransa’da bir ormanda bulunan Victor, 12 yaşlarındadır ve bu yaşa kadar yalnız başına ormanda yaşamıştır. Yakalandığında kaçmayı denese de tekrar yakalanır. Ancak konuşma yeteneği yoktur, sadece hırıltı çıkarabilir. Yiyecek tercihleri ve vücudundaki yara izleri, Victor’ın büyük bir kısmını vahşi ortamda geçirdiğini gösterir. Paris’e getirildikten sonra farklı bilimsel ve medikal gruplar tarafından incelenir.
Psikolog Philippe Pinel, ona “eğitilemez idiot” teşhisi koyar. Ancak sağır ve zihinsel engelli çocukların öğretmeni J.M.G. Itard, Victor’ın eğitimini üstlenir. Victor, okumayı, bazı kelimeleri söylemeyi ve emirlere itaat etmeyi öğrenir, ancak düzenli olarak konuşmayı asla öğrenemez. 1828 yılında hayatını kaybeder.
Minik Madina
Üç yaşındayken terk edilmiş halde bulunan Minik Madina, sadece evet ve hayır gibi temel kelimeleri söyleyebildiği ortaya çıkar. Madina, konuşmak yerine ulumayı tercih eder. Doktorlar, gelişiminde bazı aksaklıklar olsa da, Madina’nın akıl ve beden sağlığının yerinde olduğunu açıklarlar. Büyüdüğünde, büyük olasılıkla normal bir yaşam sürdürebileceği bekleniyor.
Kamala ve Amala
Kurtlar tarafından büyütülen Amala ve Kamala, beklenmedik bir şekilde insan görünümündeki yavrular olarak 1920 yılında J.A.L. Singh tarafından keşfedilir. Bu iki çocuk, ciddi bir plan ve hazırlık sonrasında yakalanır. İkisi de farklı yaşlardadır; biri 8 yaşında, diğeri ise bir buçuk yaşındadır. Yetimhaneye yerleştirilen bu çocuklar, davranışları ve görünüşleriyle hala kurt gibi davranmaktadır.
Çocuklar, dört ayak üzerinde hareket ederler, dizleri ve avuç içleri nasır bağlamıştır. Yiyeceklerini çömelmiş bir şekilde yerler ve suyu dilleriyle içerler. Kalın dilleri ve kırmızı dudaklarından sarkan dilleri ile kurt gibi solumaktadırlar. Geceyarısı asla uyumazlar, av arar gibi dolaşırlar ve ulumaktadırlar. Hızlı hareket etme yetenekleri sincap gibi hızlıdır ve onları yakalamak zordur. İnsanlardan uzak dururlar ve eğer yaklaşılırlarsa dişlerini gösterirler. İşitme duyuları çok hassas olup, etin kokusunu çok uzaktan alabilirler. Gündüzleri görme yetenekleri sınırlıdır, ancak gece daha iyi görebilirler.
1921 Eylül’ünde, ikisi birden hastalanır ve küçük olan Amala ölür. Singh, Kamala’yı elimden geldiğince eğitir. İki yıl içinde yürümeyi ve tuvalet eğitimini öğretir, ancak Kamala hala heyecanlandığında veya korktuğunda dört ayak üzerine gelir. Yaklaşık üç yıl sonra Kamala yaklaşık kırk kelime öğrenir, ancak telaffuzunun yaşıtlarına göre geride olduğu görülür.
Kuş Çocuk
Yedi yaşındaki “Kuş Çocuk,” tüm hayatını, annesi tarafından evdeki hayvanlardan biri gibi yetiştirildiği bir kuş kafesleriyle dolu apartman dairesinde geçirdi. 31 yaşındaki annesi, çocuğuyla konuşmaz ve onu kuşdili öğrenmeye zorlar, bu nedenle çocuk da bir kuş gibi davranır. Galina Volskaya adlı bir sosyal uzman, bu talihsiz çocuğu, her yerde kuş pisliği bulunan iki odalı apartman dairesinde bulduklarını açıklar.
Uzmanlar, bu çocukla iletişim kurmaya çalıştıklarında, onun bir kuş gibi cıvıldadığını ve kollarını kuş gibi çırptığını görünce şaşkına dönerler. Yetkililer, çocuğu annesinden alır ve bir tıbbi merkeze teslim ederler.
Vahşi Peter
Kuzey Almanya’da ormanlık bir bölgede avlanmaya çıkanlar, garip bir yaratıkla karşılaşırlar; yarı insan yarı hayvan bir varlık. Ancak yakından baktıklarında, karşılarında 12-13 yaşlarında bir oğlan çocuğu olduğunu fark ederler. Ancak bu çocuk, bir kurt gibi görünmektedir. Çıplak, kirli ve tüylerle kaplıdır; saldırgan, öfkeli ve savunucu bir tavırla hareket eder.
Bu çocuk, doğar doğmaz ormana terk edilmiş ve kurtlar arasında büyümüş bir varlıktır. İnsanlar tarafından ağlar ve silahlarla etkisiz hale getirilip yakalanır. Üzerine giysiler giydirilir ve hemen o dönemin asilzadelerinden Hanover Dükü’nün huzuruna çıkarılır. Masanın başına oturtulur ve tüm soylu misafirler bu ilginç yaratığı incelemeye başlarlar.
Peter, herhangi bir ayrım yapmaksızın, kimseye bakmadan yemeye başlar. Para, şöhret veya statü gibi şeylerden etkilenmez. Krala da hizmetçiye de aynı şekilde davranır. Ancak Peter, toplumun normlarına uymayı reddeder. Konuşmayı hiçbir zaman öğrenemez, hatta okuma yazma bilmez. Kitaplar ve harfler onun için yabancıdır ve onları anlamakta zorlanır. Yalnızca kendi adını söylemeyi öğrenir.
Peter, insanlardan uzak durmayı tercih eder ve kaçmaya çalışır, ancak sürekli olarak yakalanır ve medeniyete geri getirilir. Sonunda Londra’ya götürülür ve halkın ve kraliyetin büyük ilgisini çeker. Peter, kafeste sergilenir ve insanlar onu görmeye akın ederler. Ancak onun için önemli olan bu değildir.
O, içki içmeye başlar ve kayıtsızlıktan içkiye sığınır. Artık ormana dönemez, toplumla da tam olarak uyum sağlayamaz. Peter, arafta sıkışıp kalır, hiçbir yere ait hissetmez. İçki içmeye başlar ve sürekli olarak beladan kurtulamaz.
Sonunda aranması emri çıkartılır ve Peter bir ülkeden diğerine sürekli olarak sürgün edilir. 72 yaşında hayata gözlerini yumar. Hala konuşmayı öğrenememiştir ve hala bir yerde ait değildir. Mezar taşına yazılan tek şey: “1785 – Vahşi Oğlan Peter.”
Romulus ve Remus
Bu mitolojik öykü, dişi bir kurt tarafından yetiştirilen iki kardeş olan Romulus ve Remus’un hikâyesini anlatır ve birinin bugünkü Roma şehrine adını verdiği olayları içerir:
Alba Longa krallığı, Aeneas, Ascanius ve Aeneas’ın torunu Silvius’un ölümünün ardından Numitor ve Amulus adlı iki kardeşin zamanına kadar nesilden nesile babadan oğula geçmişti. Miraslarını bölüşmeye karar veren kardeşler, paylarını kura çekerek belirlemeye karar verdiler. Birisi Alba Longa’nın kralı olacak, diğeri ise Troya’dan miras kalan altın, gümüş ve mücevherlerle dolu hazineye sahip olacaktı. Numitor, krallığı kazandı, ancak Amulus tahtı ele geçirdi ve kardeşini Alba Longa’dan sürdü.
Amulus daha sonra Numitor’un oğullarını öldürdü ve kızını, evlenip tahta mirasçı çıkacak bir çocuk sahibi olmasını engellemek için Vesta rahibesi yaptı. Ancak kız yine de hamile kaldı ve ikiz oğulları Romulus ile Remus’u doğurdu. Çocukların babalarının Mars olduğu iddiası, ne kendilerini ne de çocukları kurtaramadı. Kral Amulus, yeğenini hapsederek bebeklerinin Tiber Nehri’nde boğulmasını emretti.
Bu sırada Tiber Nehri taşkın haldeydi. Bebekleri boğması emredilen hizmetkârlar, Tiber’in gerçek yatağına değil, taşkın sularına bırakmanın yeterli olacağını düşündüler. İkizleri, bir sepet içinde taşkın sularının kenarına bıraktılar.
Nehir suları çekildiğinde, sepet kuru toprağa oturdu. Bir tepeye tırmanan bir kurt, ikizleri buldu. Kendi sütüyle emzirerek bebeklere annelik yaptı. Bir kuş da ağızlarına küçük kırıntılar vererek beslenmelerine yardımcı oldu. Kralın çobanı, bebeklerin bulunduğu yere tesadüfen geldi ve sevgi dolu kurtun yanında ikizleri gördü. İkizleri alıp evlerine götürdü ve onları büyüterek gençlik dönemlerine kadar bakımını üstlendi.
Kurtlar Arasında Bulunan Dina Sanichar
Dina Sanichar, 1860 veya 1861 yıllarında doğmuş, ancak vahşi bir çocuk olarak yaşamıştır. Sanichar’ın hikayesi, Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletindeki Bulandshahr’da, 1867 yılında, yaklaşık altı yaşında keşfedilmesiyle başlar. Bir grup avcı tarafından, Bulandshahr’daki bir mağarada kurtlar arasında bulunan bu küçük çocuk, “Sanichar” olarak adlandırıldı, çünkü Cumartesi günü bulunmuştu. Yakalanan Sanichar, Sikandra Misyon Yetimhanesine götürüldü.
Yetimhaneye getirildiğinde, Sanichar’ın dört ayak üzerinde yürüdüğü ve çiğ et yediği söylenir. İlk başta konuşma yeteneği yok gibiydi ve kurda benzer sesler çıkartıyordu. Sanichar, insanlar arasında yaşamaya devam etti, ancak konuşmayı hiçbir zaman öğrenmedi ve hayatı boyunca ciddi bir sakatlıkla yaşamak zorunda kaldı. Üstelik Sanichar, sigara içmeye karşı büyük bir ilgi gösteriyordu. Ne yazık ki, 1895 yılında tüberküloz nedeniyle yaşamını yitirdi ve ilginç ve dokunaklı hayat hikâyesi sona erdi.

