Mahabharata, eski Hindistan’da Sanskritçe kaleme alınmış en önemli iki epik eserden biridir. Diğer epik eser ise Ramayana’dır. Antik Hindistan’ın efsanevi destanı Mahabharata, sadece mitolojik ögeleriyle değil, aynı zamanda içindeki karmaşık ve esrarengiz unsurlarla da dikkat çekmektedir. Bu destanda anlatılan uçan araçlar ve muazzam savaşlar, tarihsel gerçeklerin ötesinde bir nükleer çatışma izlenimi vermektedir.
Arkeolojik bulgular ve modern bilimsel analizler, bu destanın yalnızca bir masal değil, aynı zamanda geçmişte yaşanmış bir felaketin izlerini taşıyan bir kaynağın parçası olabileceğini ortaya koyuyor. Vimanalar adı verilen olağanüstü uçan araçlar, yüksek hızları ve gizemli tasarımlarıyla birlikte, insanlığın bilmediği bir teknolojinin varlığına dair ipuçları sunuyor.
Mahabharata Nedir? Mahabharata’nın Eşsiz Yapısı
Hindistan’ın ulusal destanı Mahabharata, “İnsanlığın Öyküsü” anlamına gelmektedir. Bu destanda, kaybolan bir uygarlık ve büyük bir savaş anlatılmaktadır. İlk bakışta klanlar arası basit bir çatışma gibi görünen bu savaş, aslında tüm gezegenin egemenliği için yapılan bir mücadelenin sonucudur. Sonunda öyle bir savaş patlak verir ki, tüm evren yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Savaşta kullanılan silahlar, bazıları dünya çapında tanıdık olan (ok, balta, kılıç, mızrak gibi) silahlar iken, bazıları (ışınlar, atomik silahlar, uçan araçlar gibi) tanrısal özellikler taşımaktadır. Mahabharata, zeki varlıklar arasında çıkan anlaşmazlıkların savaşa dönüşümünü ve bu savaşta günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahların kullanılmasını detaylandırır.
Mahabharata, Hindistan’ın ulusal destanı olmasının yanı sıra, aslında bir şiir niteliği taşır. Bu eser, kelime sayısı itibarıyla “Mesnevi”den çok daha ötededir ve büyük olasılıkla tek bir yazar tarafından kaleme alınmamıştır. Sanskritçe yazılan Mahabharata, şimdiye kadar yazılmış en uzun şiir olma unvanına sahiptir; 100 bin “stanza”dan oluşur. Bu rakam, İncil‘in 16 katı kadar kelime içerir ve Ansiklopedi Britannica’nın tamamına denk gelmektedir.
Bazı kaynaklara göre eser, M.Ö. 3.-5. yüzyıllar arasında yazılmış; bazılarına göre ise M.S. 4. yüzyılda derlenmiştir. Diğer bazı yorumlar ise Mahabharata’nın 19-20 bin yıl önce yazıldığı yönündedir. Hintlilere göre, Mahabharata’da bahsedilmeyen hiçbir şey var olmamıştır.
Batı dünyası bu dev eseri, 18. yüzyıldan sonra tanımıştır; bu da yalnızca 1785’te Londra’da Charles Wilkins tarafından çevrilen “Bhagavad-Gita” ile olmuştur.
Mahabharata’nın Bilim Kurgu Unsurları
Mahabharata, bazı bakış açılarına göre en eski bilim kurgu örneğidir. Bu eser, zeki canlılar arasındaki anlaşmazlıkların savaşa dönüşmesini ve bu savaşta günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahların kullanılmasını detaylı bir şekilde anlatır.
Örneğin, destanın bir bölümünde, içinde kahramanlardan Krishna’nın da bulunduğu Vrishni klanı, zalim lider Salva’yı kuşatır. Bunun üzerine Salva, her yere gidebilen Saubha adlı aracına binerek göklere yükselir ve cesur Vrishni gençleriyle birlikte bir kenti harabeye çevirir. Saubha, savaşın yönetildiği bayrak gemisi olarak tanımlanmıştır ve Salva’nın başka bir kentinden savaş alanına getirilmiştir.
Buna karşılık, Vrishni savaşçılarının da benzer silahları vardır. Pradyumna adlı kahraman, en yüksek tanrıları dahi durdurabilen özel bir silah kullanır. Bu silah, savaş alanındaki hiçbir insanın oklarından kurtulamayacağı şeklinde tanımlanır. Salva, Krishna’ya doğru saldırmaya başladığında, Krishna tüm silahlarını durmaksızın ona fırlatır. O anda gökte yüzlerce güneş ve ay belirir, yüzlerce yıldız doğar; zaman anlaşılamaz hale gelir.
Mahabharata’da Nükleer Savaşın İzleri
Mahabharata’da Krishna‘nın, Salva’nın saldırılarını savuşturmak için kullandığı silahlara ait ses ve etki tasvirleri, modern silahların özelliklerine benzer nitelikler taşır:
“Onları savuşturdum, bir hayal gibiydiler. Hızla vuran sütunları yolladığımda, gökler parladı ve parçalara ayrıldılar. Gökte büyük gürültüler oldu.”
Devamında, Saubha’nın görünmez hale geldiği belirtilir. Bu durum, sanki Krishna hedefi hiç şaşırmayan akıllı bombalar kullanıyormuş gibi bir izlenim yaratır. Atılan okların sesiyle savaşçılar düşer; Salva’nın askerleri acı çığlıklarla yere yığılır.
Bu savaşta, Krishna özel bir ateş silahı kullanarak düşmanı alt eder. Bu silah, güneş şeklinde halesi olan bir disk gibidir ve bu disk, Saubha’yı ikiye böler. Uçan “kent”, gökten yere düşerken Salva ölür. Bu olay, Mahabharata’nın sonunu işaret eder.
Doğanın Dengesizliği ve Nükleer Etkiler
Savaş alanında karanlık bir an belirdiğinde, kimse çevreyi göremez ama gece olmamıştır. Vahşi bir rüzgar başlar, bulutlar kükrer ve doğa dengesini kaybeder; güneş gökte sallanır, dünya titremekte ve korkunç silahlardan yayılan kavurucu sıcaklık her şeyi yakmaktadır.
Filler alevler içinde çılgınca koşarken, diğer canlılar buruşarak yere düşer. Vahşi ışınlar gökten yağmur gibi yağmaktadır. Ateş fırtınası ve Gurkha’nın silahının sesini duyanlar da ölmektedir. Bu durum, nükleer bir patlamanın ve ardındaki radyoaktif çöküntünün bire bir tarifi gibidir.
Gurkha’nın hızlı ve güçlü bir Vimana’sı vardır; bu hava aracı, Vrishni ve Andhaka’nın üç kentine uçarak saldırır. Duman ve ateş sütunları fışkırırken, on binlerce güneşin parlaklığında ışınlar yayılır. Vimana’nın “demir şimşek” olarak adlandırılan süper silahı, her iki klandan sayısız insanı ve kentlerini küle dönüştürür.
Antik Mitolojinin Uçan Araçları Vimanalar
Hint mitolojisinde, başka hiçbir kültürde benzeri görülmeyen uçan araç tanımları vardır. Bu araçlar, antik Hint metinlerinde “Vimanalar” olarak adlandırılmaktadır. Destanlara göre, Vimanalar genellikle iki katlı ve dairesel bir yapıya sahiptir. Kubbelerinde bir giriş tüneli bulunmaktadır, bu da onları tam anlamıyla bir uçan daireye benzetmektedir.
Vimanalar, rüzgar hızında uçarlar ve melodik sesler çıkarırlar. Dört farklı türleri mevcuttur; bazıları tabak şeklinde, bazıları ise uzun silindirik formdadır ve bu durum onları sigara gibi bir görünüme sokar.
Vimanalar, farklı şekil ve boyutlarda iki ana türde tanımlanır. “Ahnihotra-vimana” adlı tür, iki motor veya sistem ile donatılmıştır; “Elephant-vimana” ise daha gelişmiş bir araçtır. Ayrıca, “Kral balıkçı”, “İbis” gibi hayvan isimleriyle anılan başka Vimana türleri de bulunmaktadır.
Mahabharata, adeta bir atom savaşını anlattığı izlenimi vermektedir. Kayıtlarda herhangi bir tahrifat ya da izolasyon yoktur; savaşlar esnasında fantastik silahlar ve uçan araçlar kullanılmıştır.
Tarihsel Bağlantılar: Mohenjo-Daro
Epik Hint destanlarında bu olağanüstü uçan araçlara sıkça rastlanır. Özellikle, Ay’da geçen bir savaşa atıfta bulunarak “vimana-Vailix” adıyla anılan araçlardan bahsedilmektedir. Mahabharata’da, atomik bir patlamanın etkileri, özellikle insanları öldüren radyoaktif etkiler açıkça ortaya konmuştur.
Mohenjo-Daro‘da yapılan arkeolojik kazılarda, caddelerde yatan iskeletler bulunmuş ve bazılarının yumrukları sıkılıydı. Bu durum, sanki aniden bir kıyametin yaşandığını düşündürmektedir. Ayrıca, iskeletlerde tespit edilen radyoaktivite, Hiroshima ve Nagasaki’deki seviyelere eşdeğerdir.
Mohenjo-Daro, ızgara planlı bir kent yapısına sahip mükemmel bir yerleşim yeridir; su sistemi, günümüzde Hindistan ve Pakistan’da kullanılan modern sistemlere oldukça benzemektedir. Antik kentin caddelerinde, yüksek sıcaklığa maruz kalmış kil çömleklerinden oluşan siyah cam küreler bulunmuştur.
Konu ile ilgili ”Sırrı Çözülemeyen Kayıp Uygarlık Mohenjo-Daro” isimli makale için TIKLAYINIZ!
Vimanaların Özellikleri ve Hareket Kabiliyeti
Mahabharata’nın Dronaparva bölümü ve Ramayana’da, küre şeklindeki bir Vimana’nın inanılmaz hıza ulaştığı ve ardında büyük bir hava akımı bıraktığı belirtilmektedir. Bu araçların hareketleri, UFO‘lara benzer; her yöne hızla gidebilirler ve aniden yön değiştirebilirler.
“Samar” adlı bir başka Hint destanında ise Vimanalar, demir makineler olarak tanımlanırken, aynı zamanda yumuşak ve örgü gibi yüzeylere sahip oldukları ifade edilmektedir. Bu araçlar cıva ile şarj edilir ve ardlarında kükreyen alevler püskürtmektedirler. “Samaranganasutradhara” adlı antik metinde ise Vimanalar’ın yapımına dair bilgiler yer almaktadır, ancak bu bilgilerin pratikte uygulanabilirliği henüz sağlanmamıştır.
‘Bir gök arabasıydı, insanları Ayodhya kentine taşıyordu. Gök bu harika uçan araçlarla doluydu, gece karanlığında yaydıkları sarımtırak göz kamaştırıcı ışık göğü aydınlatıyordu.” (Mahabarata)
Uçan Araçların Tanıklığı: Klasik Eserler ve Bilimsel Yaklaşımlar
İtalyan bilim insanı Dr. Roberto Pinotti, 12 Ekim 1988’de Bangalore’da gerçekleştirilen Dünya Uzay Konferansı’nda, Hindu antik metinlerinde tanrılar ve kahramanlar arasında geçen savaşların detaylarına vurgu yapmıştır. Pinotti, metinlerin bir destan olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, gökyüzünde pilotların kullandığı silahlı uçan araçlarla yapılan savaşların açıkça anlatıldığını belirtmiştir. Kullanılan silahların, hem savunma hem de saldırı amaçlı olduğu ve çeşitli mercek ve ayna sistemlerini içerdiği ifade edilmiştir.
Örneğin, pilotları “kötü ışınlar”dan koruyan “Pinjula Mirror” adlı görsel ayna, “Marika” adlı silah ise düşman araçlarını hedef almaktadır. Dr. Pinotti, bu antik silahların günümüzdeki lazer teknolojisiyle büyük benzerlikler taşıdığını savunmuş ve araçlarda “Somaka”, “Soundalike”, “Mourthwika” adları verilen özel ısı emici metallerin kullanılmış olabileceğini eklemiştir.
Pinotti’ye göre, tanımlanan itici güç prensibi elektriksel ve kimyasal temellidir; ayrıca güneş enerjisinin kullanımı da oldukça ileri düzeydedir. Diğer bilim insanları ise, bu araçların bir tür “cıva iyonlu itici güç sistemi” ile çalıştığını öne sürmektedirler.
Pinotti, Vimanalar’ın binlerce yıl önce var olduklarını ifade ederken, modern UFO’larla olan benzerliğine de dikkat çekmektedir. Kısacası, Hindistan’da unutulmuş bir uygarlığın izleri bulunmaktadır.
Mahabharata’da Vimanalar Üzerine Alıntılar
“Puspaku adlı araç güneşe benziyordu ve kardeşime aitti, onu güçlü Ravan´dan almıştı, uçuyordu ve mükemmeldi, istenilen her yere gidiyordu, Lanka kentinin göklerinde uçarken parlak bir buluta benziyordu.” (Ramayana)
“Salva´nın uçan aracı çok gizemliydi, gökte bazen görünüyor, bazen de kayboluyordu. Yani görünmeme yeteneği vardı; Yadu Hanedanı´nın savaşçıları bu garip aracı bir türlü tam olarak algılayamadılar; bazen yerde, bazen gökte beliriyor sonra birden bir tepeye veya bir ırmağın kıyısına konmuş olarak ortaya çıkıyordu. Bu uçan harikulade araç, gökte bir ateş fırıldağı gibi dönüyor ve bir an bile yerinde durmuyordu.” (Bhaktivedanta, Swami Prabhupada, Krsna)
“Pushpaka bir gök arabasıydı, insanları Ayodhya kentine taşıyordu. Gök bu harika uçan araçlarla doluydu, gece karanlığında yaydıkları sarımtırak göz kamaştırıcı ışık göğü aydınlatıyordu.” (Mahavira of Bhavabhuti ‘8. Yüzyıl´dan kalma bir Jain yazması’)
“Vata´nın arabası ne görkemli; gök gürültüsü gibi ses çıkarıyor, göklere dokunuyor; parlak bir ışığı var; kırmızı göz kamaştırıcı ve alev gibi; bir girdap gibi dönerken, dünyanın tozunu kaldırıyor.” (Rig-Veda ‘Vata bir Aryan rüzgar tanrısıdır’)
“Bir zamanlar Kral Citaketu, kendisine Tanrı Vişnu tarafından verilen parlak ve ihtişamlı bir uçan araçla dış uzaya yolculuk yapar ve Tanrı Şiva´yı görür… Oklar “ışınlar” Şiva tarafından yollanır. Işınlar güneş benzeri bir küreden fışkırır ve içinde yaşanan üç gök aracını kaplar ve o araçlar bir daha görülmezler.” (Srimad Bhagasvatam, VI. Canto, Bölüm 3)
”Bu araştırmanın ve tartışmaların ışığında Hindu kökenli Sankritçe metinler daha iyi gözden geçirilmeli ve tanımlanan Vimana modelleri daha bilimsel bir incelemeye tabi tutulmalıdır.” (Nick Humphries, “UFO Guide”)
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!

