Site icon Kaşifiz

Kral Karun ve Hazinelerinin İlginç Hikâyesi

karun

Kur’an’da geçen Karun ile Lidya Kralı Krezüs aynı kişi olarak düşünülür. Ancak, bu konuda kesin bir bilgi olmadığı için farklı görüşler de mevcuttur. Anadolu uygarlıklarından Lidya’nın son kralı Krezüs, tarihte ilk defa para kullanan kral olarak bilinir ve hala dünyanın en zengin insanı olarak anılır. Binlerce yıl sonra bile zenginlikten bahsederken “Karun kadar zengin” sözü hala kullanılmaktadır. Krezüs, MÖ 566 yılında Lidya kralı olduğunda 35 yaşındadır ve antik çağın bilinen en zengin kralıdır. Lidya Kralı Krezüs’ün zenginliği mitolojilere konu olmuştur.

Kur’an’da Karun’dan; Kasas, Mü’min ve Ankebût Surelerinde bahsedilir. Tevrat’ta ise, Musa ile tartışan ancak zenginliğiyle ilgili bilgi bulunmayan Korah anlatısı yer almaktadır. Kur’an’da Karun, zenginliği kendisini aldatmış, kendini ve toplumunu Allah’ın hükümlerinden uzaklaştırdığı için uyarılmıştır. Bu uyarı, insanların dünya malına olan düşkünlüklerinin, kendilerini ahiret hayatından uzaklaştırabileceği konusunda bir öğüttür.

Kur’an’da bahsedilen Kral Karun’un hazinesinin anahtarları bir araya getirildiğinde, sadece bu anahtarları taşımak için 300 katır gerektiği söylenir. Ancak, Kral Karun’un sonu, onun hırslarının ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir. 2.500 yıl önce, kendi adıyla anılan bir hazinesi olan Karun’un hikâyesi günümüze kadar uzanmaktadır. Hazinesinin, İzmir yakınlarındaki bir köyde bulunduğu ve bu hazineye herhangi biri tarafından dokunulursa, felaketlerin yakasını bırakmayacağı söylentileri mevcuttur.

Kral Karun’un Hazinesi İle Birlikte Yere Batması

Kral Karun, tarihin en zengin kralları arasında yer almaktadır. Ancak, bu zenginlik öncesinde Kral Karun oldukça fakir bir hayat yaşamıştır. Fakirlik zamanlarında Karun, Firavun’a hizmet etmiş ve Firavun’un serveti onun gözünü kamaştırmıştır. Daha sonra Hz. Musa Peygamberin yanından ayrılmayan Karun’un, Hz. Musa Peygamberin akrabası olduğu rivayet edilir. Bir gün Karun, Hz. Musa Peygambere zengin olmak istediğini ve kendisine yardım etmesini söyler. Hz. Musa Peygamber, bu konuda emin olamaz, ancak Karun artık Firavun adına çalışmıyor ve insanlara zulmetmiyordur.

Karun, Hz. Musa’ya, zengin olmak için yardım etmesini, kazandıklarını hayır için harcayacağını söyler. Hz. Musa, Karun’a dua eder ve Allah’ın izniyle simya ilmi öğretilir. Böylece altın, elmas, yakut ve diğer mücevherleri elde etmenin ilmini öğrenir. Karun büyük bir hızla zenginleşmeye, servetine servet katmaya başlar ve 35 yaşına geldiğinde ülkenin kralı olur. Öylesine zengin olmuştur ki, birçok krallığı bile kendi himayesine almıştır. Zengin olan Karun, yalnızca kendi zenginliğine odaklanmaya başlar ve halkına karşı umursamaz davranmaya başlar. Hz. Musa Peygambere verdiği sözleri unutur ve tek düşündüğü şey hazinesidir. Geceleri, halkın uyuduğu saatlerde bile hazinesinin bulunduğu odaları dolaşır ve altınlarını mücevherlerini seyreder.

Karun, Firavun’un en güvendiği danışmanı haline gelir ve Hz. Musa’ya karşı düşmanca bir tutum sergilemeye başlar. Zamanla tüm zamanını altınlarına ve Firavun’a adar. Hz. Musa, onu uyararak tüm zenginliklerini Allah’ın verdiğini ve aynı şekilde geri alabileceğini söyler. Karun, zenginliğini kendi çabaları sayesinde elde ettiğini ve Allah’ın yardımına ihtiyacı olmadığını söyler.

Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer; ”Karun, Musa’nın kavmindendi. Fakat Firavunla işbirliği yaparak onlara zalimce davranıyordu. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir cemaate zor geliyordu. Kavmi kendisini şöyle ikaz ediyordu: Şımarma! Şüphesiz Allah şımaranları sevmez!” (Kasas / 76.Ayet)

Hz. Musa Peygamber, Karun’a sürekli malının zekâtını vermesini hatırlatırdı. Ancak Karun, Hz. Musa’dan kurtulmak için bir plan yapmaya başlar. Firavuna gider ve Hz. Musa’dan kurtulmak için bir plan yaparlar. Planlarına göre Mısır’ın hayat kadınlarından biri, Hz. Musa’ya bir bayram günü tüm halkın önünde iftira atacaktır. Bayram günü geldiğinde tüm şehir meydanda toplanır. Firavun, planı gerçekleştirmek için halkın arasına Hz. Musa’yı da davet eder. Firavun, Hz. Musa’ya zina haram mıdır diye sorar. Hz. Musa, zina kesinlikle haramdır cevabını verir. Bu sözlerin üzerine Firavun arkada bekleyen kadına seslenir; ”çık, gel yanımıza herkese neler olduğunu anlat, anlat ki herkes duysun Musa ile zina yaptığını’’ der.

Hz. Musa Peygamber kadına bakmadan, sopasını havaya kaldırır ve şöyle yükseltir sesini: “Ey kadın, doğruyu anlat, sadece doğruyu söyle. Seninle zina ettin mi ben?” Herkesin gözü kulağı kadının üzerindedir. Firavun ve Karun büyük bir heyecanla, kadının iki dudağının arasından çıkacakları beklerler. Fakat o anda, Hazreti Musa Peygamberi gören kadın tamamen değişir. Kadın şöyle der: “Ey Musa, Allah adına yemin ederim ki sen kesinlikle benimle zina etmedin.” Bunu duyan Karun ve Firavun şaşkınlık içinde kalırlar. Olaya şahitlik eden halk ise “Musa’nın Rab’bine iman ediyoruz” diye bağırırlar.

Yaşanan bu olaydan sonra Hz. Musa Peygamber, toprağa Karun’u yutmasını söyler ve Allah da yere yarılmalarını emreder. Böylece herkesin gözleri önünde bir mucize gerçekleşir ve yer yarılmaya başlar. Önce Karun’un tüm hazinesini yutan yer, sonra da kral Karun’u içine alır. Karun, boğazına kadar yerin altına girer. Elini dışarı uzatarak “Ne olur Musa, beni kurtar ve affet beni” diye yalvarır. Ancak Hz. Musa onu dinlemez. Böylece dünyanın en zengin, cimri kralı, sahip olduğu eşsiz hazinesi ile birlikte yer yarılıp içine girer ve gözlerden kaybolur.

Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer; ”Sonunda biz Karun’u da, evini barkını da yerin dibine geçiriverdik. Öyle ki, artık Allah’a karşı ona yardım edebilecek hiçbir grup yoktu; pek tabiî, kendi kendine yardım edecek durumda da değildi.’’ (Kasas / 81. Ayet)

Daha dün onun yerinde olmayı düşleyenler bu sabah şöyle diyorlardı: “Hayret! Demek Allah imtihan için kullarından dilediğine rızkı bol veriyor, dilediğine az veriyor. Eğer Allah bize lütufta bulunmasaydı, bizi de yerin dibine geçiriverirdi. Vay be; demek kâfirler asla iflâh olmazmış!” (Kasas / 82. Ayet)

Karun’un Uşak Müzesi’nde Sergilenen Hazinesi

1968 yılında İzmir-Uşak yolu üzerinde bir köyde, bir adam define haritasıyla birlikte beş köylüyü yanına alarak belirttiği yeri kazmaya başladılar. Kazılan yerde bir mezar buldular ve mezarın içinde 520 adet mücevherden oluşan bir hazineye ulaştılar. Bu hazine, Lidya Kralı Karun’dan prensese kalan mücevherlerden oluşuyordu. Yani, yerin dibini boylayan ve sırra kadem basan büyük hazineden sadece prensesin sahip olduğu küçük bir kısmıydı. Ancak, dilden dile dolaşan ve günümüze kadar gelen bir söylentiye göre, Karun’un hazinesi tılsımlıydı.

Bulunan hazine tamamen Amerika’ya kaçırıldı. Ardından hazineyi çıkaran köylüler, ilginç bir şekilde peş peşe hayatlarını kaybetmeye başladılar. Kimisi traktör altında kaldı, kimisi kör oldu, kimisi de aklını kaybetti. Ayrıca hazine, Amerika’daki işin içinde olan kişilere de yaramıyordu. Onlar da birer birer hayatlarını kaybettiler. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra New York Metropolitan Müzesi’nde sergilenen Karun’un hazinesi dikkatleri üzerine çekti ve Türkiye’den kaçırıldığının farkına varıldı. Uzun yıllar süren bir hukuk sürecinden sonra Türkiye, davayı kazanarak hazineyi geri almayı başardı. Binlerce yıl öncesinden kalan Kral Karun’un ihtişamlı hazinesinden ufacık bir parça, günümüzde Uşak Müzesi’nde hala sergilenmektedir.

Ancak yıllar sonra fark edildi ki, hazine müzede sergilendikten sonra en önemli parçası olan kanatlı denizatı kaybolmuştu. Olaya dair tüm güvenlik önlemlerine rağmen, orijinali çalınan parça uzun bir süre sonra Almanya’da ortaya çıktı ve tekrar Uşak Müzesi’ne geri getirildi. Gerçek hazinenin yerin altına gömülmüş olan kısmı ise, rivayetlere göre sadece Hazreti Mehdi’nin görevine başladığı zaman çıkarılacak ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılacaktır.

Paylaş
Exit mobile version