Dünya üzerinde çeşitli canlı türleri yaşamaktadır. Bu canlılar arasında mikroskobik bakteriler, virüsler yer almaktadır. Bunlardan birçoğu insana faydalı olmasına rağmen, bazıları insanlığın sonunu getirebilecek ölümcül canlılardır. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda birçok salgın hastalıklar ortaya çıkmış ve bir şekilde sona ermiştir. Bu hastalıkların nasıl ortaya çıktığı, ne kadar etkili olduğu ve nasıl sona erdiği merak edilen konular arasındadır.
Günümüz teknolojisi ile tıbbın ilerlemesi sayesinde, birçok hastalıkla mücadele etmek mümkün hale gelmiştir. Fakat insanları hasta eden bakteriler, kendi yaşamını devam ettirmek için mücadeleci bir yapı içerisindedir. Her dönem, farklı zaman ve coğrafyalarda ortaya çıkarak, insanlığı etkisi altına almaya devam etmiştir. Geçmişte yaşanan salgınlardan bazıları şu şekildedir;
Antoninus (Galen) Salgını
Roma İmparatorluğu’nda MS 165 -180 yılları arasında yaşanan salgın bir hastalıktır. Antoninus salgını veya diğer adıyla Galen vebası ismini, o dönem yaşayan Yunan doktorun isminden almıştır. Hastalık doğu seferinden dönen askerler tarafından getirilmiş ve hızla yayılarak günde 2 bin kişinin ölümüne neden olmuştur. Bu hastalık tarihte bilinen ilk büyük veba salgınlarından biridir. Büyük bir imparatorluk olan Roma İmparatorluğu zamanında en geniş coğrafyaya yayılmıştır.
Hastalığın çiçek ya da kızamık olduğundan şüphelenilmiş fakat gerçek sebebi tam olarak belirlenememiştir. Yaşanan salgın hastalık sebebiyle Roma İmparatorları Lucius Verus ve Marcus Aurelius Antoninus da dâhil olmak üzere, toplam nüfusun yüzde 30’u yaşamını yitirmiştir. Hastalığın yaklaşık 20 yıl sürdüğü ve Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü başlattığı bilinmektedir.
Hastalıkla mücadele eden önemli kişilerden olan Doktor Galenos, hastaların tedavisi için normal yöntemlerin işe yaramadığını fark etmiş ve farklı yöntemler denemiştir. Pompei Kenti yakınlarındaki Stabiae’den alınan sütün, kimi hastaları mucizevi şekilde iyileştirdiği görülmüştür. Bu sebeple kentin sütü ve Armenia bölgesindeki toprak, tedavilerde kullanmış ve yüzlerce kişinin iyileştiği görülmüştür.
Jüstinyen Veba Salgını
Jüstinyen Vebası; 541 yılında İmparator Jüstinyen’in tahtta olduğu dönemde, Avrupa’da başlayan en kötü salgınlardan biridir. Salgın, ilk olarak Mısır’da ortaya çıkmış oradan Filistin’e Suriye’ye ve Anadolu’ya ulaşmıştır. İmparator Jüstinyen, Konstantinapol’a tüm giriş çıkışları kapatmış fakat hastalığın yayılmasını engelleyememiştir. Hastalık askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla yayılmıştır. Farelerde bulunan ‘Xenopsylla’ isimli uçan bir böcek, midesinde ‘Pasteurella pestie’ denen ölümcül veba bakterisini taşımıştır. Uçan böcekler, insanları ısırarak hastalanmasına ve birkaç gün içinde de ölmesine sebep olmuştur.
Hastalık zamanla tüm dünyayı etkisi altına almış ve 50 milyonun üzerinde kişinin ölümüne sebep olmuştur. Salgının yıkıcı boyutlara ulaşması nedeniyle ölüm sayısı net bilinmemektedir. Hastalığa karşı yeterli önlem alınamamış, hasta insanlardan uzak durulmaya çalışılmıştır. Salgının yaklaşık 9 yıl sürdüğü ve zamanla kendiliğinden bittiği bilinmektedir. Konstantinopol nüfusunun yüzde 40’ını kaybettiği salgın döneminde, Bizans İmparatorluğu zayıflamış ve saldırılara açık hale gelmiştir.
Kara Veba Salgını
Kara veba salgını, 1346 – 1353 yılları arasında ortaya çıkmış, 75 ile 200 milyon arasında insanın ölümüne sebep olmuştur. Ölen insan sayısı tam olarak bilinmese de, Avrupa nüfusunun salgın döneminde yüzde 60 oranında azaldığı bilinmektedir. İnsanlık tarihinin yaşadığı en yıkıcı salgın olarak bilinmektedir. Salgının Kırım’da küçük bir koloni de başlayarak daha sonra Sicilya’ya geldiği söylenmektedir. Daha sonra da tüm Avrupa ülkesine yayılmış ve bir yıl içerisinde dünyayı etkisi altına almıştır. Hastalığın nasıl ortaya çıktığı anlaşılamamış, insanlar kendilerini nasıl koruyacaklarını bilememiştir. Hatta savaşlar nedeniyle ilahi gücün insanları lanetlediği fikri ortaya çıkmıştır.
1348 yılında Venedik’te karantina fikri ortaya atılmış ve limanına gelen denizciler 30 gün boyunca karantina altına alınmıştır. 1350 yılından sonra Avrupa’nın birçok bölgesinde karantina uygulaması gerçekleştirilmiştir. Karantina uygulamalarından sonra hastalığın bulaşıcılığının azaldığı ve sona erdiği söylenmektedir. Kara veba salgınından sonra, dinde Reform hareketleri ve hayatın birçok alanında Rönesans dönemi başlamıştır.
Büyük Londra Vebası
Büyük veba salgını, 17. yüzyılda yaşanmış kısa süreli bir pandemi olarak kabul edilmektedir. Salgın sebebiyle 100 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Bu salgın hastalıkta hayvanlardan insanlara bulaşmıştır. İngiltere, hastalığı önlemek amacıyla Londra’da bulunan köpekleri, kedileri ve bölgedeki diğer hayvanları öldürmek zorunda kalmıştır. Aynı zamanda insanların evden çıkması yasaklanmış, hasta insanlar kırsal alanlarda ölüme terk edilmiştir. Hastalığın bulaştığı insanların bulunduğu evlere kızıl haç çizilmiş ve giriş çıkışlar yasaklanmıştır. 18 ay süren hastalığın, yapılan karantina uygulamaları sonucu sona erdiği düşünülmektedir.
Suçiçeği Salgını
Suçiçeği salgını çok sık rastlanılan bir salgın türüdür. Bulaşıcılığı ciddi boyutta olan virüs, insan vücudunun her yerinde küçük sivilcelerin çıkmasına neden olmaktadır. 15. Yüzyılda Amerika yerlileri arasında büyük bir salgın yaşanmıştır. Avrupalıların Amerika kıtasını keşfettiği dönemde, kıtada yaşayan yerliler ile temas ederek bu hastalığı bulaştırmışlardır. Keşiften önce Avrupa’da yayılan suçiçeği, nüfusun üçte birini öldürmüş fakat bağışıklık sistemlerinin gelişmesini sağlamıştır. Hastalıkla yeni tanışan Amerikan yerlileri ise, bağışıklığının gelişmemiş olması ve ilaçların yetersiz kalması sebebiyle mücadele edememiştir. Milyonlarca kişi ölmüş, yerli nüfusun yüzde 90’nı yok olmuştur. 19. yüzyılın başlarına kadar Amerika’da yaşayan yerlilerden çoğu Avrupa’dan gelen hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Bilim insanı Edward Jenner bu hastalıkla mücadele için, antikor içeren ilk aşıyı üretmiştir.
Kolera Salgını
Kolera salgını, 1817 – 1923 yılları arasında dünyayı etkisi altına almıştır. İlk kolera salgını Hindistan’da başlamış kısa süre içinde yayılmıştır. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan salgın 7 kez yaşanmıştır. 1854 yılında İngiliz Doktor John Snow, koleranın bağırsakları etkileyen bir hastalık olduğunu tespit etmeyi başarmıştır. Hastalık çoğunlukla kirli su ya da dışkı ile kirlenen ürünlerden bulaştığı ortaya çıkmıştır. İnsanlar su kaynaklarını temizlemeyi ya da kullanmadan önce kaynatmayı bulmuştur. Salgının kaynağı bulunarak tedbir alınmış ve önüne geçilmiştir. 1965 yılında yaşanan 7. kolera salgınının günümüze kadar devam ettiği söylenmektedir. Az gelişmiş ülkelerde yaşanmaya devam eden salgın sebebiyle birçok insan ölmektedir.

