Site icon Kaşifiz

Yerebatan Sarnıcı ve Lanetli Medusa Efsanesi

İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Yerebatan Sarnıcı, adeta yerin altında saklı bir sarayı andırmaktadır. Bizans döneminden kalan sarnıç, dönemin en eski ve görkemli eserlerinden biridir. Erken dönem mimarlık örneklerinden olan bu sarnıç, dünyanın önemli kültür miraslarından biri olarak kabul edilmektedir. Sarnıç, efsaneleriyle bilinen Medusa başı, Ağlayan Sütunu ve muhteşem mimarisi ile oldukça dikkat çeken yapılardandır.

Yerebatan Sarnıcı Stoa Bazilikasının altında yer aldığı için ‘’Bazilika Sarnıcı’’ olarak da bilinmektedir. İçerisine girildiği zaman suyun içinden yükselen sayısız mermer sütunlar sebebiyle, görenleri hayran bırakacak muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Sütun ormanı görünümünde olan 1500 yıllık yapı, restorasyon çalışmalarından sonra yenilenen yüzüyle 23 Temmuz 2022 tarihinde tekrar ziyarete açılmıştır.

Yerebatan Sarnıcının Yapılma Amacı

İstanbul’un kuruluşundan itibaren, şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla dışarıdan devamlı olarak su getirilmiştir. Bizans döneminde dışarıdan getirilen suların depolanması için şehrin çeşitli noktalarına sarnıçlar inşa edilmiştir. Dışarıdan gelen suların toplanması amacıyla inşa edilen sarnıçlar arasında en ihtişamlı olanı ise, Yerebatan Sarnıcı’dır. Sarnıç İmparator Justinianus tarafından 532 yılında inşa ettirilmiştir. Sarnıcın inşasında 7 bin kölenin çalıştığı söylenmektedir.

Sarnıca getirilen su, şehre 19 kilometre mesafede yer alan Belgrad ormanındaki Eğrikapı su taksim merkezinden temin edilmiştir. Getirilen sular, İmparator Valens tarafından yaptırılan ‘’Valens Kemeri’’ ile sağlanmıştır. Bu kemer 368 yılında yaptırılmış ve 971 metre uzunluğundadır. Aynı zamanda imparator Justinianus’un yaptırdığı 115 metre uzunluğundaki ‘’Mağlova Kemeri’’ ile de su taşınmıştır.

Yerebatan Sarnıcının Muhteşem Mimarisi

Dikdörtgen biçiminde bir alanı kapsayan dev yapının uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metredir. Sarnıcın içerisine 52 basamaklı taş bir merdivenle indirmektedir. Her biri 9 metre yüksekliğe ulaşan 336 sütun yer almaktadır. Her sırada 28 tane sütun bulunan 12 sıra mevcuttur. Sütunlar birbirine 4,80 metre aralıklarla dikilmiştir. Suyun içerisinden yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir orman andırmaktadır. Çeşitli mermer cinslerinden ve granitten yontulan bu sütunların büyük bir kısmı tek parça halinde iken, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşmaktadır.

Silindir biçimdeki sütunların başlıkları farklı özellikler taşımaktadır. Bu sütunlardan 98 tanesi Corinth üslubunu yansıtırken bir kısmı da Dor üslubunu yansıtmaktadır. Sarnıcın duvarları tuğladan örülmüş ve zemini tuğla döşelidir. Zemin ve duvarlar Horasan harcından kalın bir tabaka ile sıvanmış ve su geçirmez hale getirilmiştir. Yaklaşık olarak 100 bin ton su depolama kapasitesine sahip olan sarnıcın alanı ise 9800 metrekaredir. Sütunlardan bazılarının üzeri, oyma ve kabartma halinde tavus gözü, sarkık dal, gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiştir.

Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında, Roma Çağı heykel sanatının şaheser örneklerinden olan iki Medusa başı yer almaktadır. IV. yüzyıla ait bu başların hangi yapıdan alınarak buraya getirildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Genç Roma Çağı’na ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirildiği düşünülmektedir.

Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un 1453 yılında fethinden sonra bir müddet daha kullanılmış ve Topkapı Sarayı’nın bahçelerine sarnıçtan su verilmiştir. Osmanlılar şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra sarnıcı kullanmamıştır. Sarnıç Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından 1544 ve 1550 yıllarında Bizans kalıntılarının araştırılması sırasında yeniden keşfedilmiştir.

Yerebatan Sarnıcı kurulduğundan itibaren çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 2 defa restore edilmiştir. İlk restorasyonu 18. yüzyılda III. Ahmet zamanında yaptırılmıştır. İkinci büyük onarımı ise 19. yüzyılda Sultan II. Abdülhamit zamanında gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Döneminde ise en büyük restorasyon yapılmıştır. İçerisinde bulunan 50 ton çamur çıkartılarak gezi platformu yapılmış ve ziyarete açık hale getirilmiştir. Son olarak 2016 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı tarafından restorasyon işlemi başlatılmış ve 5 yıl süren çalışmanın ardından tekrar ziyarete açılmıştır.

Yerebatan Sarnıcı Hakkında Anlatılan Efsaneler

Roma İmparatorluğunun heykel sanatını yansıtan Medusa başlarının hangi yapıdan alınarak getirildiği tam olarak bilinmemektedir. Çok tanrılı dine inanan Romalılar 4. yıldan sonra Hıristiyanlık dinini kabul etmişlerdir. Bu sebeple Medusa başlarını, Pagan sembollerini kaldırmak için bu kısma koydukları düşünülmektedir. Oldukça dikkat çeken yapılar arasında bulunan Medusa başları hakkında zaman içerisinde birtakım efsaneler ortaya çıkmıştır.

Anlatılan efsaneye göre; güzelliği ile övünen Medusa, Zeus’un oğlu Perseus’u sevmektedir. Medusa gibi Perseus’u seven Athena, Medusa’yı kıskandığından onu ebedi bir lanete mahkûm etmiştir. Lanet yüzünden Medusa’nın uzun saçlarının her biri yılana dönüşürken, ona bakan insanlar ise taşa dönüşmektedir.
Sarnıç içerisinde dikkat çeken yapılardan bir diğeri ise Ağlayan Sütundur. Bu sütunun üzeri sürekli nemli olduğu için Gözyaşı Sütunu olarak bilinmektedir. Sütunun ağlamasının, yapının inşası sırasında ölen yüzlerce köleyi temsil ettiğine inanılmaktadır.

İstanbul’da yer altı şehirleri ve bu şehirleri birbirine bağlayan tünellerin olduğu anlatılmaktadır. Bu tünellerden biri olan köpek öldüren kanalının; Yerebatan Sarnıcı’nın gizli bir bölümünden başlayarak, kuzey doğu yönünde ilerleyip, boğazın Marmara’ya açıldığı yerden denizin altından geçtiği söylenmektedir. Denizin altından geçen kanal, Üsküdar’dan sonra güney doğuya kıvrılarak düz bir hat halinde Üsküdar- Kadıköy sahillerinde devam etmektedir. Bu şekilde uzayıp giden kanalın, Kınalı Ada’daki manastırda sona erdiği söylenmektedir.

Paylaş
Exit mobile version