1918 yılında Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla beraber, I. Dünya Savaşı sona ermiştir. Mısır’da esir tutulan 15 bin Mehmetçiğe ise; akıl sınırlarını zorlayacak bir vahşet uygulanmıştır. Birçok insan bu olayları büyük bir acıyla hatırlarken, olayın sır perdesi tam olarak aydınlatılabilmiş değildir. Mısır’da bulunan Seydibeşir kampında yaşanan olaylar, ‘’Seydibeşir Olayları’’ olarak tarihte yerini almıştır.
1918 yılından 1920 yılına kadar kampta esir tutulan 15 bin Mehmetçik; krizollu maddenin döküldüğü havuzlarda vahşice kör edilmiştir. Konu 1921 yılında TBMM’nde görüşülmüş, fakat daha sonra hiç gündeme gelmemiştir. Konu ile ilgili bazı araştırmalar yürütülmüş, girişimlerde bulunulmuş fakat hedefe ulaşılamamıştır.

Savaşın yaşandığı birçok ülkede, acı olaylara sahne olan esir kampları bulunmaktadır. Masum insanlara işkencelerin uygulandığı, Nazi Kampları gibi on binlerce Türk’ün esir düştüğü ve işkencelere maruz kaldığı kamplar yer almaktadır. Heliopolis Kampı, Turra Kampı, Maadi Kampı, Kahire Kalesi, Ras Et-Tin Kampı, Bilbeis Kampı, Seydibeşir Kampı bilinen esir kamplarının sadece Mısır’da olanlarıdır. Seydibeşir Kampı’nda esir kalan Karamanlı yedek subay Ahmet Altınay’ın yaşanan acıları anlattığı günlüğü, gelecek nesillere unutulmaması için bırakılan bir miras niteliğindedir.

Seydibeşir Kampında Yaşananlar
I. Dünya Savaşı sırasında Kanal, Filistin, Suriye cephesi ayrıca Yemen, Hicaz, Irak, Galiçya ve hatta Çanakkale cephelerinde savaşlar verilmiştir. Osmanlı Devleti; I. Dünya Savaşında İngiltere ile farklı gruplarda yer almış ve birçok cephede kanlı mücadeleler vermiştir. Birçok cephede savaş veren Osmanlı askerleri, Çanakkale Cephe’si dışında ya kaybetmiş ya da esir düşmüştür. Esir düşen askerler İngiltere tarafından alınarak, gemilerle önce Limni Adası’na sonra da Mısır’a sevk edilmiş ve 9 farklı kampta esir tutulmuştur.
Şehir merkezlerinde ya da çöllerde bulunan kamplarda esir tutulan askerler, rütbelerine göre farklı odalara ya da koğuşlara yerleştirilmiştir. İngiliz kamplarında tutulan Türk esirleri; kötü muamelelere maruz kalmış, hatta bazılarının gözleri oyulmuştur. Esirlerin çoğu ise kin ve öfke dolu olan Ermeni çetesinin eline geçmiş ve çeşitli işkence metotlarıyla öldürülmüştür.

Esir düşen askerlerden 15 bin kadarı ise; İskenderiye civarında bulunan esir kampına gönderilmiştir. Esir tutulan askerlerden yıkanıp temizlenmeleri istenmiştir. Askerlerin yıkanabileceği havuza yakıcı bir madde olan krizol yoğun miktarda konulmuştur. Zorla havuza sokulan Mehmetçikler, bu asit dolu havuzlarda yanmış ya da kör olmuştur. Girmek istemeyen ya da itiraz edenler ise dipçik darbeleri ile havuza girmeye ve başlarını sokmaya mecbur bırakılmıştır. Bu suretle birçok asker gözlerini kaybetmiş geriye kalan askerlerin ise akıbeti belli değildir.

Seydibeşir Kampının Ağır Koşulları
Esirler sadece askerlerden değil; asker eşleri, çocukları, bürokratlar ve aydınlardan da oluşmaktaydı. Kamp etrafı tamamen tel örgülerle çevrilmiş, sahilden 3 kilometre uzakta tenha bir yerde bulunmaktaydı. Esirlerin tutulduğu barakalar, tahtadan yapılmış zeminleri çoğunlukla kumdan ibaretti. Tahtalar arasından giren yağmur, soğuk, rüzgârlı havalar, ortamı çamurlu, rutubetli bir alana dönüştürmekteydi. Son derece kötü koşulları olan bu kamplarda bulunan askerlerin birçoğu, psikolojik bunalıma girmiştir. Bazıları sinir krizi geçirmiş, bazıları verem olmuş, birçoğu ise intihar etmiş ya da aklını yitirmiştir. Verilen bozulmuş, kokmuş yemeklerden dolayı birçoğu dizanteri, uyuz gibi hastalıklara yakalanarak ölmüştür. Esir kamplarında tutulan Osmanlı askerlerine yapılan kötü muamele, psikolojik olarak onları çökertmekteydi. Ayrıca esirlerin birlik beraberlik oluşturmaması için de, aralarını bozacak oyunlar oynanmaktaydı.

Kötü şartlarda esir tutulan onca insan arasında, bulaşıcı hastalıklar artmaya başlamıştı. İngilizler ise bu hastalıkları önlemek amacıyla insanlık dışı bir sterilize yöntemi bulmuştu. Hazırladıkları ilaçla su dolu kazanlarda katran kaynatmış, Türk eserleri de zorla bu kazanlara sokmuştur. Kazanlara giren askerler yakıcı ateşin içinde vücutları su toplamış çoğu haşlanmıştır. Kazana girmek istemeyen, itiraz edenler ise kırbaçlanmış ve kızgın kumlara yatırılmıştır.
Savaşın bitmiş olmasına rağmen; kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışında, İngilizler kalan askerleri teslim etmek istememiştir. Tekrar bir savaş yaşanması durumunda askerlerin yeniden karşılarına çıkabileceklerini düşündükleri için, tek çözümü katliam olarak görmüşlerdir.

Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal, konuyla ilgili;
“Bu konudaki belgeler ortada yok. Böyle bir olayın nasıl olduğu ve nasıl yaşandığının belgelerini göremediğim için bir yorumda bulunamıyorum. Bilmediğim konu hakkında yorum yapmam doğru olmaz. Böyle bir bilgiye ve belgeye sahip değilim. Bunu ben bilmediysem kimse bilmiyordur. Bu olayda beni düşündüren bir havuz dolusu asit koyabilmek mümkün değil. Bunlar teknik olarak mümkün olmayan şeyler…”
Tarihçi Yazar Yavuz Bahadıroğlu, konuyla ilgili;
“Bu olayın belgesini bulamadım. Çok araştırdım ama yine de bulamadım. Bu çok iğrenç bir hadise çünkü. Bunu yapmadıkları anlamına gelmez ama yaptıkları anlamına da gelmez. Genelkurmay arşivleri halen açık değil. Bu arşivler açıldığında bazı gerçekler ortaya çıkacak. Arşivlerin şu ana kadar açılmamasının nedeni de farklı şeylerin ortaya çıkmaması içindir.”

