İstanbul’un en önemli simgelerinden biri olan Ayasofya, 1500 yıl boyunca ayakta kalmayı başarmış bir başyapıttır. Yüzlerce yıllık tarihe sahip olan bu yapı, hem mimari açıdan hem de dini açıdan son derece önemlidir. Yapıldığı günden itibaren Hristiyanlar ve Müslümanlar açısından oldukça önemli olan bu yapının, çeşitli sırlar barındırdığı söylenmektedir. Kapılarının tılsımlı olduğu, sütununda kıyamet tarihinin yazılı olduğu, Hz. Meryem’in gözyaşı izlerinin bulunduğu, yapımında olağanüstü varlıkların çalıştığı ve şeytanın Ayasofya’ya hapsedildiği gibi birçok efsane anlatılmaktadır.
İstanbul’un tarihi yarımadasında bulunan Ayasofya, Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 532 – 537 yılları arasında yaptırılmıştır. İnşaatında 10 bin işçi çalışmış ve yapıyı 5 yılda tamamlamıştır. Bu kadar kısa zamanda yapılan ilk büyük yapı olma özelliğinin yanında, dünyanın en eski katedralidir. İstanbul’un 1453 yılında fethedilmesinden sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile müzeye çevrilmiştir. 2020 yılında ise tekrar cami statüsüne getirilmiş ve ibadete açılmıştır.
Ayasofya, günümüzdeki halini almadan önce tam 3 kez inşa edilmiştir. Günümüzdeki 3. Ayasofya hem Roma hem de Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan İstanbul’un dini hayatının merkezi olmuştur. Birinci Ayasofya kilisenin inşaatı, I. Constantinus tarafından başlatılmıştır. Tamamlanıp ibadete açılması oğlu Konstantios tarafından MS. 360 yılında gerçekleşmiştir. Megalo Eklesia olarak adlandırılan bu kilise, MS. 404 yılında çıkan halk ayaklanmasında yakılıp yıkılmıştır. İkinci Ayasofya, İmparator II. Theodosyus tarafından 415 yılında inşa ettirilmiştir. İmparator Justinianos zamanında MS 532 yılında çıkan Nika İsyanı sırasında yıkılmıştır.

Ayasofya Hakkında Anlatılan Efsaneler
‘’Kutsal Bilgelik’’ anlamına gelen Ayasofya hakkında çeşitli efsaneler yer almaktadır. Bu efsanelerden biri İstanbul’un fethi sırasında Kutsal Kâse ile kaybolan papazın hikâyesidir. Efsaneye göre; Ayasofya’da vaaz veren bir papaz, Kutsal Kâsenin Müslümanların eline geçmemesi için bir kapıdan geçip kaybolmuştur. Papazın kapıdan geçtiğini gören Müslümanlar arkasından koşmuş fakat kapı dümdüz bir duvara dönüşmüştür. İnanışa göre; İstanbul, Hristiyanlar tarafından tekrar geri alındığında kapı açılacak ve papaz vaazına kaldığı yerden devam edecektir.
Hristiyan inancına göre Hz. İsa 40 bin yıl sonra dünyada Ayasofya’ya inecektir. Bu sebeple Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği hac ve çiviler Kudüs’ten getirilerek, Ayasofya’da gizli bir bölmede saklanmıştır.
Ayasofya’nın birbirinden heybetli 361 kapısı bulunmaktadır. Diğerlerinden daha büyük olan 101 kapısının tılsımlı olduğuna inanılmaktadır. Anlatılanlara göre bu kapılar her sayıldığında 1 fazla çıkmaktadır. Ayasofya’da bulunan kutlu kapının ise Hz. Nuh’un gemisinin tahtalarından yapıldığına inanılmaktadır.

Ayasofya camiye dönüştürüldükten sonra İslam mabedi atmosferi yaratmak amacıyla birçok İslami motif eklenmiştir. Bunlardan en önemlisi Ayasofya’nın kubbesine yazılan “Allah, göklerin ve yerin nurudur” ayetidir. Ayrıca Hz. Muhammed ile birlikte 4 halifenin isimlerinin yazıldığı levhalar yerleştirilmiştir. Bu levhalar Ayasofya’nın kapılarından geçmesi mümkün olmayan büyüklükte levhalardır. Müzeye çevrileceği zaman bu levhalar çıkarılmak istenmiş fakat çok çabalanmasına rağmen çıkarılamamıştır. Levhalar, Ayasofya’dan çıkarılamasın ve yeniden kiliseye dönüştürülmesin diye cami içerisinde, giriş kapılarından daha büyük olarak yapılmıştır.
Ayasofya’da bulunan sütunlardan birinin üzerinde, kıyametin kopacağı tarihin yazıldığı söylenmektedir. Hz. Hızır tarafından yazıldığına inanılan bu tarih “18 Yevmi Pazar sene 1038” şeklindedir.
Ayasofya’da bulunan ağlayan direğin, eski zamanlarda Hz. Meryem Ana’nın evinde olduğu söylenmektedir. Hz. İsa’nın yakalanıp işkence edildiğini duyan Hz. Meryem, gözyaşlarına boğulmuş ve bu yaşlar sütunu eritmiştir. Daha sonra Ayasofya yapılırken sütun getirilmiş ve kilise bu sütunla kutsanmıştır. Günümüzde ziyaretçiler Hz. Meryem Ana’nın gözyaşı ile oluştuğu düşünülen deliğe dokunarak dilek dilemektedir. Günümüzde bu sütun ‘’Dilek Sütunu’’ olarak da bilinmektedir.

Ayasofya’nın kıble kapılarından ortada yer alanın içerisinde, kraliçe Sofya’ya ait bir tabut bulunmaktadır. Tabutun üzerinde Azrail, Cebrail, Mikail ve İsrafil’in olduğu 4 tane melek figürü yer almaktadır. Tabutun yerinden oynatıldığı takdirde Ayasofya’nın yıkılacağına inanılmaktadır.
Ayasofya’da İmparator kapısının önünde balık figürleri yer almaktadır. İstanbul’un fethi sırasında Ayasofya’daki papazların balık kızarttığı ve tavadaki balıkların kızgın yağdan atlayarak taşa dönüştüğü anlatılmaktadır.
Ayasofya’nın 5 sene gibi kısa bir sürede yapılamayacağı bu sebeple Hz. Süleyman Peygamberin emriyle devlerin, üç harflilerin ve olağanüstü birçok varlığın sütunları taşımada yardımcı olduğu söylenmektedir. Hatta güney doğu tarafındaki kubbelerin birinde bulunan el izinin dev tarafından ‘’benim de izim kalsın denilerek’’ o sütuna vurduğunda oluştuğu söylenmektedir. Fatih Sultan Mehmet‘in fethinden sonra bu efsane, Fatih Sultan Mehmet’in atının korkması nedeniyle şahlanarak bu sütuna vurmasıyla ortaya çıktığı yönünde değişmiştir.

Anlatılanlara göre; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra ilk cuma namazını Ayasofya’da kılmak istemiştir. İmamlığını yaptığı namaz sırasında iki kez namazı bozulmuştur. Ancak 3. tekbirden sonra namazı kıldırabilirmiştir. Bunun sebebi sorulduğunda ise; “İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kâbe görünsün! Bu niyetle birinci ve ikinci tekbirlerde Kâbe görünmeyince namazı bozdum, ancak üçüncü tekbirde gözlerimin önüne geldi.” cevabını vermiştir. Hocası Akşemseddin ise olayı şöyle açıklamıştır; “Hz. Hızır saf tutmak için gelirken Meryem Ana’nın Ağlayan Sütununa parmağını soktu ve Ayasofya’nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da namaza durdu. Böylece padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kâbe’yi tam karşısında gördü.”
Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi görevini hocası Akşemseddin’e vermiştir. Cuma namazına yetiştirilmeye çalışılan camide, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin herhangi bir ilerleme kaydedilememiştir. Bunun üzerine Akşemseddin şeytanın işçilere vesvese verdiğini düşünerek Allah’a dua etmiştir. Bunun üzerine Allah, şeytanı Ayasofya’daki bir mermere hapsetmiştir.

Ayasofya’ya, 1264 yılında Hz. İsa figürünün olduğu Deisis Mozaiği yapılmıştır. Mozaik de yer alan Hz. İsa figürünün sağ kaşının üzerinde yara izi olması sebebiyle, bu figürün gerçek Hz. İsa olmadığı söylenmektedir. Yara izi 11 sayısını işaret etmektedir. Bu işaretin Pisagorcu Tarikat Üyesi Apollon’a ait olduğu bilinmektedir. Zorla Hıristiyanlaştırılan Paganların, mozaiğe Hz. İsa figürü yerine Apollon’u resmettikleri düşünülmektedir.
Ayasofya’nın altında tüneller olduğu iddia edilmektedir. 1998 yılında ilk defa bu tünellere giriş yapılmış ve kayıt tutulmuştur. Bazı bölümleri oldukça dar olan bu tünellerin nereye kadar uzandığı tam olarak bilinmemektedir. Gizli geçit olarak kullanılan tünellerin, İstanbul kuşatıldığı zaman kapatıldığı düşünülmektedir.

WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
