Antik bir Hint ritüeli olan Sati geleneğinde, dul kalan kadınlar kocaları ile birlikte yakılmaktadır. Sanskrit kökenli bir kelime olan Sati; dürüst, erdemli, iffetli, sadık kadın anlamına gelmektedir. Geleneksel Hint kültüründe ve Hinduizm inancından dul kalan kadın uğursuzluk, fakirlik, kötü şans getirmekte ve günahkâr sayılmaktadır. Dolayısıyla kadın, kocası öldükten sonra günahkârlık sembolü haline gelmekte ve kendini manastıra kapatarak dünyadan soyutlamaktadır. Bazıları da Sati geleneğine uyarak ölen kocası ile beraber canlı canlı yakılmaktadır.
Kocası öldükten sonra yakılma geleneğini kabul etmeyen kadın bir daha evlenmemektedir. Kalan ömrünü her türlü zevk veren şeylerden uzak durarak, sefil bir hayat sürerek geçirmektedir. Hinduizm geleneklerine göre dul kalmak, kadının eski günahlarından dolayı başına gelen bir cezadır. Diğer hayatta üstün bir kastın bedeninde yer alabilmesi, Sati geleneğini uygulamasına bağlıdır. Ölen kocası ile beraber ölmeyen kadının ruhu, öldükten sonra daha alt bir kastın bedeninde ya da hayvan bedeninde yer alacaktır. Ya da bu kadınlar dünyaya tekrar kadın olarak gelecektir. Bazı kesimlerin inancına göre, dünyaya tekrar kadın olarak gelmek büyük bir lanet anlamına gelmektedir.
Hinduizm inancında iyi kadın olmak için, kadının tek görevinin kendisini kocasına adamak olduğuna inanılmaktadır. Kadının görevini yerine düzgün getiremediği için kocasının öldüğü ve bu ölümden kadının sorumlu tutulduğu bir inanç mevcuttur. Sati geleneğinin temellerinde sosyal ve psikolojik baskı, aynı zamanda dini gelenekler yer almaktadır. Kadın kocasına kendini adadığını kanıtlamak için diri diri yakılmayı kabul etmelidir. Bunu yaptığı zaman ailesinde, toplumda ve yaşadığı bölgede itibar görmektedir.

Sati Geleneğinin Ortaya Çıkışı
Sati geleneğinin ortaya çıkışı ile ilgili olarak bazı anlatımlar mevcuttur. Hint mitolojisinin en önemli figürlerinden biri olan Daksha ile karısı Sati, birbirlerine derin bir aşkla bağlıdırlar. Bu aşk insanlar tarafından sürekli konuşulmakta ve gıpta ile bakılmaktadır. Aynı zamanda birçok insan tarafından da kıskanılmaktadır. Daksha bir gün çaresi olmayan bir hastalığa yakalanarak hayatını kaybeder. Eşi Sati hayatına devam etse de asılsız dedikodular yayılmaya başlar. Satinin eşi hayatta iken başka erkeklerle birlikte olduğu ve bunu öğrenen kocasının hastalanarak öldüğü söylentileri yayılmaya başlar. Sati eşinin yakılma töreninde kocasına karşı olan sadakatini, masumiyetini kanıtlamak için ateşin üzerinde yürür ve yanarak can verir. Sati ritüelinin bu hikâye ile başladığı düşünülmektedir.
Sati geleneğinin ortaya çıkışı ile ilgili olarak bir başka anlatım ise şu şekildedir; Hindistan’ın Rajastan eyaletinde çıkan savaşta tüm erkekler ölmüş, dul kalan kadınlar da düşmanların saldırılarına maruz kalmıştır. Yapılan saldırılara karşı koyamayan kadınlar, kendilerini ateşe atarak intihar etmiştir. Bu durumdan sonra kocası ölen kadınlar kendini ateşe atarak intihar etmeye başlamış ve bir gelenek halini almıştır. Zaman içerisinde intihar etmeyen kadınlara ise toplum baskısı ile gelenek dayatılmıştır. Hatta kendisini ateşe atmayın kadınların ailesi tarafından zorla atıldığı bilinmektedir.

Günümüzde Sati Geleneği ve Uygulanma Yöntemi
Sati ritüeli; kadının gelinlik benzeri kıyafetler giyerek ölen kocası ile beraber yakılması şeklinde gerçekleştirilir. Otlardan yapılan küçük bir kulübenin çevresine yakma işleminin çabuk gerçekleşmesi için, içinde yağ bulunan kaplar yerleştirilir. Kulübenin ortasında kocasının yanına oturtulan kadın, dizlerini kocasının bedenine yaslar ve daha sonra yakma işlemi gerçekleştirilir. Tören sonunda yanan kadın kutsal sayılır ve törenin yapıldığı alanda kutsal alan olarak kabul edilir. Bu kutsal alanı ziyaret eden kişilerin ise Hacı olduğuna inanılmaktadır.
Sati geleneğinin kökeni MS. 400’lere kadar dayanmaktadır. İnsan hakları ihlali olduğu düşünülen geleneği, ortadan kaldırmaya yönelik birçok faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Bu faaliyetler ilk defa Hindistan’a uzun süre hâkim olan Türkler tarafından başlatılmıştır. Hindistan’ın İngiliz egemenliğine girdiği dönemde ise 1826 yılında tamamen yasaklanmıştır. 1856 yılında ise dul kadınların evlenmesine imkân sağlayan bir kanun çıkarılmıştır. 1861 yılına gelindiği zamanda, tüm Hindistan’da Sati uygulaması tamamen yasaklanmıştır. 1947 yılında Hindistan bağımsız olduktan sonra, Sati uygulamasını yasadışı olarak kabul edilmiştir. İnsan hakları savunucusu Mahatma Gandi uygulamayı kaldırmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuştur.
Günümüzde tamamen yasak olan bu gelenek, Hindistan’ın bazı bölgelerinde kırsal alanlarda nadirde olsa uygulanmaktadır. Günümüzde biraz daha farklı ritüeller eklenerek uygulanmaktadır. Hindistan’ın Rajasthan bölgesinde, kocasını kaybeden kadınların toplu İntiharı şeklinde ölümler yaşanmaktadır. İntihar işlemini gerçekleştiren kadınlar, ölüme gitmeden önce kutsal sayılacak bir kapıya veya duvara ellerinin izini bırakmaktadır. Bu intiharların kocaların ardından yaşamak istemeyen kadınlar tarafından gerçekleştirildiği söylenmektedir. Bir başka yaklaşıma göre de, fakir Hint toplumunda dul kalan kadına kimse bakmak istememekte, bu sebeple kadınlar intihar etmek zorunda kalmaktadır.

