Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), son iklim araştırması raporunu yayınladı ve bu rapor, ilginç bir dönüşe işaret ediyor. 18. yüzyılda yaşanan “Mini Buzul Çağı”nın gölgesi, yeniden dünyayı kaplamaya başlayabilir. Uzmanlar, bu gelişmeyi “Eğer bu trend devam ederse, 30 yıl içinde Uzay Çağı’nın tarihi soğuklarına karşı hazır olmalıyız” şeklinde yorumluyorlar.
İklim dengelerindeki değişiklikler, küresel düzeyde atmosferik sorunları beraberinde getiriyor. Aşırı yağışlarla gelen seller, hızla düşen yağmurların yeryüzünü vurması, artan kasırgalar ve dünya genelindeki sıcaklık artışı, sadece birkaç örnek. Peki, gerçekten de mini buzul çağı kapımızda mı? Yoksa küresel ısınma daha da hızlanarak dünyamızı nasıl etkileyecek?

NASA’nın Son İklim Araştırması Raporu
NASA’nın New York’taki Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’ndeki (GISS) bilim insanlarına göre, 2023 yazı, 1880’den bu yana küresel kayıtların tutulduğu dönemde Dünya’nın en sıcak yazı olarak kayda geçti.
Bu yeni sıcaklık rekoru, aşırı sıcaklıkların dünya genelinde birçok bölgeyi etkilediği bir döneme denk gelmektedir. Kanada ve Hawaii’deki ölümcül orman yangınlarını şiddetlendirdiği, Güney Amerika, Japonya, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi bölgelerde sıcak hava dalgalarının arttığı, İtalya ve Yunanistan gibi bölgelerde yoğun yağışlara katkıda bulunduğu bir dönem olarak öne çıkmaktadır.
NASA’nın son iklim araştırması raporuna göre, dünya yaz mevsimini rekor sıcaklıklarla kapatmış olsa da, tarihi bir soğuk döneme adım atabiliriz. Hatta bu soğuklar, şu an yaşadığımız Uzay Çağı’nın ‘Buzul Çağı‘ olarak adlandırılmasına yol açabilecek kadar etkili olabilir. Uzmanlar, Güneş’in en dış katmanı olan Güneş lekeleri ile Dünya’nın en üst atmosfer tabakası olan Termosfer’i inceledi. Bu inceleme sonucunda Termosfer’in soğuyup daraldığı, Güneş lekelerinin ise kaydedilen en düşük aktivite seviyelerine gerilediği belirlendi. Bu durum, büyük öneme sahiptir.
11 yıllık periyotlarla artıp azalan Güneş lekeleri, iklim koşullarını etkileyen önemli bir faktördür. Bu lekelerin az görünmesi veya hiç görünmemesi, Dünya’nın sıcaklık seviyelerini etkileyebilir. Termosfer, Güneş’teki lekelerin etkinliği arttığında ısınırken, azaldığında soğur. Uzmanlar, 18. yüzyılda Güneş’te benzer bir sessizlik dönemine tanık olunduğunu ve o dönemin “Mini Buzul Çağı” olarak tarihe geçtiğini hatırlatıyorlar. Bu nedenle, eğer bu eğilim devam ederse, Uzay Çağı’nın tarihi soğuklarının birkaç yıl içinde geri dönebileceğine dikkat çekiyorlar.

Buzul Çağı Nedir?
Buzul Çağı veya Buz Çağı, Dünya’nın iklimindeki uzun vadeli değişikliklerin bir sonucu olarak meydana gelen, kıtasal, kutup ve alp buzullarının genişlediği bir dönemi ifade eder. Dünya, bu dönemler arasında zaman zaman buzulların olmadığı sıcak dönemler ile buzulların hüküm sürdüğü dönemler arasında gidip gelir. Şu an itibarıyla Dünya, Kuvaterner buzullaşma döneminin içindedir.
Buzul çağı, genellikle buzulların hüküm sürdüğü dönemlere “buzul dönemi” veya kısaca “buzullar” ve sıcak dönemlere ise “buzullararası” denir. Dördüncü Zaman olarak adlandırılan bu dönem, topraklarının %30’unun buzlarla kaplı olduğu bir dönemdir ve Pliyosen Çağı ile Holosen Çağı arasında yer almaktadır. Pleistosen döneminde yaklaşık olarak 2.5 milyon yıl önce başlayan buzul çağları, yaklaşık olarak 10.000 veya 14.000 yıl önce sona ermiş ve Holosen çağı ile devam etmiştir. Pleistosen olarak da bilinen bu dönemde, buzullar kuzeyden güneye doğru yayıldıkça, memeliler de güneye veya daha düşük enlemlere doğru göç etmiştir.
Buzuloji, buz çağı terimini kullanarak özellikle kuzey ve güney yarımkürelerindeki yoğun buz tabakalarını ifade eder. Şu anki durumda, Grönland, Arktik ve Antarktika buzulları hala varlıklarını sürdürdüğü için yaklaşık 2.6 milyon yıl önce başlayan Pleistosen dönemini yaşamaktayız. Ancak bu dönemde buzullar hala erimekte olduğundan, buzul sonrası bir dönemi deneyimlemekteyiz.
Son buzul çağı olarak adlandırılan Würm dönemi, yaklaşık 18 bin yıl önce en soğuk dönemine ulaştı ve bundan yaklaşık 10.000 yıl önce sona erdi, ardından Dünya ısınmaya başladı. Bu ısınma süreci hala devam ediyor. Doğal döngünün devam etmesi durumunda, Yeryüzü’nün yeniden soğuması gerekiyordu, ancak insanların fosil yakıtları kullanması, karbondioksit, metan gibi sera gazlarını atmosfere salması nedeniyle küresel ısınma devam ediyor.

Mini Buzul Çağı Nedir?
Bilim insanlarının öngörülerine göre, önümüzdeki 30 yıl içinde bir tür “mini buzul çağı“na girebiliriz. Mini buzul çağı, Orta Çağ Sıcak Dönemi’nin ardından gelen bir soğuma dönemidir. Bu dönem, gerçek bir Buzul Çağı olmasa da, bazı görüşlere göre 15. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar, bazı görüşlere göre ise 1300-1850 arasında yaşanan göreceli bir serin iklim periyodunu ifade eder.
Mini buzul çağı, günümüz iklim tartışmalarında, kısa vadeli iklim değişikliklerinin, doğal iklim farklılıklarına nasıl etki edebileceğine dair klasik bir örnektir. Bu dönem boyunca, çeşitli iklim değişiklikleri yaşanmıştır. Örneğin, 1570-1630 veya 1675-1715 arasında, özellikle soğuk dönemler gözlemlenmiştir. Bu zaman dilimlerinde, Grönland’daki buzullar ve Kuzey Atlantik’teki deniz buzları güneye doğru ilerlemiş, Kuzey Avrupa’da ortalama sıcaklıklar 1 °C’ye kadar düşmüştür. Ayrıca, 1315 yılında başlayan yoğun yağışlar, daha serin yaz mevsimleri ve 1315-1317 yıllarındaki Büyük Kıtlık gibi olaylar, bu olumsuz hava koşullarının bir sonucu olarak kabul edilebilir.
Mini buzul çağı’nın nedeni kesin olarak belirlenememekle birlikte, araştırmacılar farklı olasılıkları ve teorileri değerlendirmişlerdir. Bu dönemdeki ılımlı soğumanın özellikle Kuzey Yarımküre’de yoğun olduğu düşünülmektedir. Güneş radyasyonundaki döngüsel değişiklikler, artan volkanik aktivite, okyanus dolaşımındaki değişiklikler, Dünya’nın yörüngesi ve ekseni üzerindeki farklılıklar, küresel iklimdeki doğal değişkenlikler ve insan popülasyonundaki azalmalar (örneğin, Kara Ölüm ve Amerika’da Avrupalılarla temasın ardından yaşanan salgınlar) bu dönemin olası nedenleri arasında yer almaktadır.

Buzul Çağı İle Mini Buzul Çağı Arasındaki Farklar
Buzul çağı ile mini buzul çağı arasındaki en önemli fark, bunların etki alanlarıdır. Buzul çağı, tüm dünyayı etkileyen büyük ve uzun süreli iklim değişikliklerini ifade eder. Bu dönemlerde geniş bölgeler buz ve buzullarla kaplanabilir, deniz seviyeleri düşebilir ve sıcaklıklar önemli ölçüde düşebilir.
Öte yandan, mini buzul çağı, adından da anlaşılacağı gibi daha kısa süreli ve bölgesel bir iklim değişikliği dönemini ifade eder. Mini buzul çağı, tüm dünyayı etkilemez ve genellikle belirli bölgelerde daha soğuk ve karlı hava koşullarına neden olur. Ancak bu değişiklikler, buzul çağı kadar geniş ve uzun süreli değildir.
Dünya Geneli İçin 3 İhtimal
İhtimal 1: Küresel ısınma, mini buzul çağına üstünlük sağlayacak ve dünya ortalama sıcaklığı sürekli olarak artacaktır. Bu durum, dünya üzerinde doğal afetlerin artışına neden olacaktır.
İhtimal 2: Mini buzul çağı, küresel ısınma karşısında üstün gelecek ve dünya ortalama sıcaklığı azalacaktır. Bu nedenle belirli bölgeler, özellikle her iki yarım kürenin orta kuşağı gibi, soğuyacak ve küresel ısınma yavaşlayacak, hatta duracaktır.
İhtimal 3: Küresel ısınma ile mini buzul çağı, birbirine denk gelecektir. Sonuç olarak, sıcaklık değişiklikleri görülmese bile dünya ortalama sıcaklığı normale dönecektir.

Bu senaryolardan en olası olanı İhtimal 2’dir. Bu senaryoya göre, mini buzul çağı gelecek ve küresel ısınma azalmaya başlayacaktır. Güneş lekeleri ciddi bir şekilde azalmış durumda ve bu trend devam etmektedir. Ayrıca, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) güneşin tarih boyunca çekilmiş en az lekeli fotoğrafını yayınlamıştır. Küresel tahmin endeksleri de önümüzdeki yıllar içinde mini buzul çağının başlama olasılığını göstermektedir.
Ancak basında ve halk arasında mini buzul çağının başlangıç tarihi konusunda belirsizlikler yaşanmaktadır. 2020, 2030 ve 2050 gibi farklı tarih tahminleri öne sürülmüştür. Çoğu bilim insanının görüşüne göre, 2020’de mini buzul çağı başlayacak, etkileri en fazla 2030’da hissedilecek ve 2050’de yavaşça sona erecektir. Bu, güneş aktivitesinin 11 yıllık minimum-maksimum döngüsüne rağmen, mini buzul çağının güneş lekelerinin en yoğun olduğu dönemlerde aniden başlamadığını göstermektedir.
