“Burası Muş’tur yolu yokuştur. Giden gelmiyor acep ne iştir” Bu türkü dinlerken hüzünlenmeyen yoktur. Fakat hikâyesini bilerek dinlendiği zaman insanı çok daha derinden etkilemektedir. Türkü, Yemen illerine gidenin dönmediği ve arkasında kalanların acısını anlatmak için yaktığı bir ağıttır.
Osmanlı Devleti Yemen çöllerinde çok zorlu bir savaş vermiştir. Bu savaşa katılan askerler bir daha geri dönememiştir. Düşman güçlerinin üstünlüğü ve çöl sıcağı çok fazla kayıp verilmesine sebep olmuştur. Neredeyse giden herkes ölmüş, sağ kalanlarda geriye dönememiştir.
Savaş dönemi Osmanlı birçok cephede savaştığı için Yemen’de çıkan savaşa asker göndermek istemiştir. Bu konuda ülke topraklarında bir vilayette kurulacak olan bir alayla gidilmesini uygun görmüştür. Tekbir vilayetten olursa gidenlerin akraba ve yakın olacağı için birbirlerine dayanışmalarının daha iyi olacağı ve savaş ortamından kaçmayacakları düşünülmüştür. Bu konuda yurdun dört bir tarafına haber gönderilmiş ve uzun beklemeler yaşanmıştır. İlk etapta kimse istekli olmamıştır. Fakat Muş’tan Bulanık, Malazgirt ve Varto’dan gönüllüyüz ve Yemen çöllerinde gitmeye hazırız şeklinde haber gelmiştir. Sayının yeterli olması ile birlikte Muş’ta oluşturulan bir redif birliği Yemen’e gönderilir.
Yemene gidip ve bir daha haber alınamayan isimsiz kahramanların arkasında kalan sevgilinin, yakınlarının özlemini, acısını anlatan bir türküdür. Bu kara haberin Muş’a ulaşması ile birlikte evlerden feryatlar yükselmiş ve ağıtlar yakılmıştır. Neredeyse her evde bir cenaze töreni vardır. Fakat cenazenin kendisi yoktur. Cenaze evinin çok fazla olması nedeniyle şehrin birçok yerinde ateşler yakılmış yemekler pişirilmiştir. Çok fazla yerde ateş yakılması sebebiyle gökyüzünde yoğun bir duman oluşmuştur. Yemen’e giden ve bir daha haber alamadığı nişanlısının arkasından bu kara haberi duymamış olan genç kız, Ağustos günü bu kadar dumana ve feryada bir anlam veremeyerek şu sözleri söylemiştir;
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır
Yemen ile ilgili Mustafa Kemal Atatürk bir söyleşisinde gözyaşlarını tutamayarak şu sözleri söylemiştir: “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde belki yeni evliydiler. Geride genç eşlerini, kundakta yavrularını bırakmışlardı. İçlerinden birinin şansı yaver gider de geri dönebilseler kendisi ve eşi yaşlanmış, çocuğu kız ise gelinlik çağa gelmiş, erkekse koskoca delikanlı olmuş bulurdu. Bütün bunlar niçindi? Yazık günah değil miydi evlatlarımıza?”
Yemen Türküsü’nün sözleri:
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burası muş’tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir(Nakarat)
Mongok’ un suları ovaya akar
Ağam asker olmuş yüreğim yakar
Gözlerim kan çanak ağama bakar
(Nakarat)
Gider isem ağam sana köleyim
Cemalin bir gülsün ben de geleyim
Yemen çöllerinde senle öleyim
(Nakarat)
Şafağın atmış da terkisin bağlar
Yavuklun oturmuş için kan ağlar
Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar
(Nakarat)
Saçımın telini edem hedayet
Günahım yoğtur ki dilem nedamet
Muş’tan başka yoğ mu burda velayet
(Nakarat)
Kışlanın önünde çalınır sazlar
Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar
Yemen’e gidene ağlıyor kızlar
(Nakarat)
Tez gel ağam tez gel eglenmiyesin
İngiliz hayındır güvenmiyesin
Arap dilber çoktur evlenmiyesin
(Nakarat)
Karasu uzanır sıra söğütler
Yüzbaşım oturmuş asker öğütler
Yemen’e gidiyor baba yiğitler
(Nakarat)
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın cantasına bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var
(Nakarat)
Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı
Ağam mavzer-ilen öge atıldı
Alkanlar içinde kuma yatıldı
(Nakarat)
Tez gel ağam tez gel dayanamirem
Uygu geflet basmış uyanamirem
Ağam öldüğüne inanamirem
(Nakarat)

