Habib-i Neccar Camii, Anadolu’da kurulmuş olan ilk cami olarak bilinir. Deprem sebebiyle yıkılmasının ardından, camiye ismini veren Habib-i Neccar’ın kim olduğu araştırma konusu oldu. Habib-i Neccar, Antakya’da marangoz olarak geçimini sağlayan bir kişidir. Arapça’da “neccar” marangoz demektir. Habib-i Neccar’ın kim olduğu konusunda birçok farklı hikâye anlatılmaktadır. Kur’an-ı Kerîm’de bahsi geçen bir olayın, Antakya’da yaşandığı ve olayda geçen kişinin de Habib-i Neccar olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.
Anlatılan hikâyelerden birine göre; Habib-i Neccar’ın cüzzamlı bir oğlu vardır ve bu nedenle kendisi dağdaki bir mağarada yaşamaktadır. Hz. İsa Peygamber, havarileri Yahya ve Yunus’u Antakya’ya gönderir. İki havari da dağları aşarak şehre ulaşır ve ilk olarak Habib-i Neccar ile karşılaşırlar. Habib-i Neccar, şehre yabancı olan bu iki elçiyi görür ve kim olduklarını sorar. Onlar da Hz. İsa’nın elçileri olduklarını söylerler. Habib-i Neccar, elçilerden kendilerini peygamberin gönderdiğine dair bir delil ister. Onlar da derler ki; “Allah’ın izniyle biz hastalıklara şifa veririz.” Cüzzamlı oğlu, onların elinden şifa bulunca Habib-i Neccar, elçilerin dinine iman eder.

Sonra elçiler şehre inip halkı dine davet ederler, ancak çabaları sonuçsuz kalır. Hastalıklara şifa verdikleri duyulup halkın onların etrafında toplandığını haber alan şehrin hükümdarı, bu elçileri sorgusuz sualsiz zindana attırır. Elçilerden uzun bir süre haber alınamayınca, üçüncü elçi Şem-un Sefa, Antakya’ya gönderilir. Kralın sarayına gizlice girer ve kendisinden önce gönderilen elçileri kurtarmayı amaçlar. Zamanla kralın güvenini kazanır ve elçileri imtihana tabi tutmayı teklif eder. Kral kabul eder ve elçileri çağırır. Elçiler, birbirlerini tanımamazlıktan gelir ve Şem-un Sefa, onlara peygamberin gönderdiğine dair sorular yönelterek, hak olan tevhid dinine davet eder.
Kral, Şem-un Sefa’ya “Madem size bir peygamber gönderildi, o halde elinizde bir delil olmalı” der. Peygamberlerin hastalıklara şifa verdiğini ve ölüleri dirilttiklerini söylerler. Kraliyet sarayında yeni vefat eden bir kişiyi elçilerin huzuruna getirirler ve Allah’ın yardımıyla diriltilir. Dirilen kişi, “Ey Antakya halkı, siz de öldükten sonra benim gördüğüm azabı görmek istemiyorsanız beni kurtaran bu üç kişiye uyun” der. Bu sırada Şem-un Sefa’nın kim olduğu ortaya çıkar. Kral şaşkındır ve Şem-un Sefa’ya “Sen de mi onlardansın?” diye sorar. Şem-un Sefa cevap verir: “Kralım, bu elçiler olağanüstü bir şey yaptılar. Putlarınıza söyleyin, onlar da marifetlerini göstersinler.” Ancak kral, putların böyle bir yeteneğinin olmadığını bilir. Çünkü yemeyen, içmeyen ve konuşmayan putlar ne yapabilir ki?

Kralın bu olaydan sonra iman ettiği bilinir, ancak halkın çoğunluğu davete uymaz, aksine inkâr etme yolunu tercih eder. Elçiler büyü yapmakla suçlanır ve atalarının dininden vazgeçmeyen halk onlara taş atar. Bunun üzerine Habib-i Neccar hızla şehre koşar ve halka seslenir; “Ey insanlar, sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yola ermiş olanlardandır.” Bu sözlerin, Yasin Suresi’nin 20-22. ayetlerinde anlatılan olaya işaret ettiğine inanılır. Ancak halk, elçilerin getirdiği dine inanmakla, atalarının dinine ihanet ettikleri gerekçesiyle Habib-i Neccar’ı da taşlayarak şehit eder.
İslam Kaynaklarında Bahsi Geçen Habib-i Neccar Olayı
Kur’ân-ı Kerîm’de Yasin Suresi’nde bahsedilen olaya göre; Allah tarafından görevlendirilen iki elçi “karye” halkını Hakk’a davet etmek için bir şehre (Karye) gelirler ve şehir halkını Allah’a inanamaya davet ederler. Ancak halk onlara karşı çıkar ve onları dinlemez. Bu nedenle bir üçüncü elçi daha görevlendirilir. Ancak yine de halkın çoğu onlara inanmaz. Şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişi ise onların doğru söylediğine inanır ve onlara destek verir. Fakat şehir halkı, bu kişiye karşı çıkar ve onu öldürür. Bu olay sonrasında ise Allah’ın gazabı şehir halkına iner. Korkunç bir ses ile kavim helak edilirken, öldürülen kişinin imanı sayesinde cennete girdiği belirtilir.

Yasin suresinde bahsi geçen olay hakkında müfessirlerin farklı görüşleri bulunmaktadır. Bazı müfessirler, elçilerin adlarının Yuhanna, Pavlus ve Sem’un-i Safa (Simon Petrus) olduğunu ve gönderildikleri şehrin Antakya olduğunu iddia ederler. Ayrıca tebliği kabul eden kişinin isminin Habib bin Musa, Habib bin İsrail veya Habib bin Marya olduğu belirtilir. Tefsir kitaplarında Habib’i Neccar’ın marangoz, bez ağartan veya ayakkabıcı olduğu anlatılır. Habib’i Neccar günlük kazancının yarısını ailesine ayırır ve diğer yarısını tasadduk eder. Cüzzam hastalığına yakalandığı için şehirden uzak bir yerde oturup ibadetle meşgul olur. İmanını açıkladıktan sonra halkı da imana davet eder ve sonrasında taşlanarak, linç edilerek veya hızarla kesilerek öldürülür.
Ancak olayın tam olarak nerede ve ne zaman gerçekleştiği hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Konu ile ilgili hadislerde de herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Kur’an’daki ayetler, Hz. Peygamber zamanında bu kıssanın bilindiğini göstermektedir. Şehir halkının akıbetinden ibret alınarak doğru yolu seçmek öğütlenmektedir. Kur’an’da bahsi geçen Semûd kavmi, Medyen ehli, Lût kavmi ve Ashâbü’l-Hicr gibi kavimler, Allah’ın elçilerini dinlemeyi reddettikleri için helak edildiler. Yasin süresinde bahsedilen şehrin hangi kavimden olduğu belirsizdir. Müfessirlerin belirttiği gibi, olayın Antakya’da meydana geldiği bilinse de MS. 35 yılındaki bir depremin Kur’an’da anlatılan hadise ile ilgisi olduğu tespit edilememiştir.

Hıristiyan Kaynaklarda Hz. İsa’nın Antakya’ya Elçi Göndermesi
Tefsir kitaplarına göre, Antakya’ya Hz. İsa’nın elçileri gönderilmiştir. Ancak Hıristiyan kaynaklarda, Hz. İsa’nın Antakya’ya elçi gönderdiği bilgisi bulunmamaktadır. Bunun yerine, Hz. İsa’nın semaya yükselmesinden sonra, Kudüs’teki Hıristiyanlar tarafından Antakya’ya gönderilen Barnabas, Tarsus’tan Saul’ü (Pavlus) yanına çağırmıştır. Pavlus ile Barnabas bir yıl boyunca Antakya’da yeni dini yaymışlardır. Daha sonra Simun Petrus da Antakya’ya gitmiştir. Ancak Ahd-i Cedîd’de(İncil), Kur’an’da anlatılan kıssaya benzer bir olay bulunmamaktadır.
İncil’de bahsi geçen Agabus, Resullerin İşleri’nde anlatılan kıtlık haberi veren peygamberlerden biridir. Ancak, Agabus’un Habib-i Neccar olduğu ileri sürülmüşse de ispat edecek herhangi bir delil yoktur. Ayrıca, Agabus’un sekiz yıl sonra Kaysâriye’deki faaliyetinden de bahsedilir. Grekler, Agabus’un Hz. İsa’nın seçtiği yetmiş şâkirdden biri olduğuna ve Antakya’da şehit edildiğine inanırlar, ancak nerede öldürüldüğü bilinmemektedir. Antakya’da, Habib-i Neccar (Silpius) dağının eteklerinde yer alan bir Roma tapınağı, Bizans döneminde kiliseye ve İslami dönemde ise camiye çevrilen binanın altındaki üç mezardan birinin, Habib-i Neccar’a ait olabileceği düşünülmektedir.

