Pangea, tarih öncesi dönemde dünya üzerindeki tüm kıtaların tek bir devasa kıta halinde birleştiği bir dönemi temsil eder. Bu süper kıta, yaklaşık 335 milyon yıl önce oluştu ve yaklaşık 175 milyon yıl önce parçalanarak günümüzdeki kıtalara ayrıldı. Pangea’nın oluşumu, jeolojik süreçler ve yerkürenin hareketlerinin sonucudur.
Pangea, Dünya’nın tarihindeki en büyük süperkıtalardan biriydi ve varlığı, gezegenimizin geçmişindeki önemli jeolojik ve biyolojik olaylara ışık tutuyor. Ancak, Pangea’nın sadece bir zaman diliminde var olduğunu bilmek, onun nasıl yok olduğu ve parçalandığı hakkında detaylı bir anlayışa sahip olmamızı gerektirir.

İlk Süperkıta Pangea Hakkında Genel Bilgi
Pangaea veya Pangea, yaklaşık 335 milyon yıl önce Paleozoik sonları ile Mezozoik başları arasında var olan dördüncü ve son süperkıta olarak bilinir. Bu dev kıta, daha önce var olan farklı kıta parçalarının bir araya gelmesiyle oluşmuş ve yaklaşık 200 milyon yıl önce ayrılmaya başlamıştır. Diğer kıtalardan farklı olarak, Pangaea’nın büyük bir kısmı güney yarımkürede bulunuyordu ve Panthalassa adı verilen devasa bir okyanusla çevrilmişti.
Pangaea, magmadaki konveksiyonel hareketlerin etkisiyle güneyde Gondwana ve kuzeyde Laurasia olarak ikiye ayrılmıştır. Zamanla, bu iki büyük kıta daha küçük parçalara ayrılarak günümüzdeki kıtalara dönüşmüştür. Pangaea, bugüne kadar bilinen süperkıtaların en sonuncusu olup, jeologlar tarafından belirlenen ilk süperkıtadır.
Gondwana’nın parçalanmasıyla Antarktika, Güney Amerika, Avustralya ve Afrika kıtaları ortaya çıkmıştır; Laurasia’nın parçalanmasıyla ise Kuzey Amerika ve Avrasya (Asya ve Avrupa) kıtaları meydana gelmiştir.
Bu parçalanma sürecinde, Kuzey Amerika ile Güney Amerika ve Avrasya ile Afrika kıtaları birbirlerine oldukça yaklaşırken, Hindistan levhası ile Avrasya çarpışmış ve sonuç olarak Himalaya Dağları oluşmuştur. Ayrıca, bu süreçte Okyanusya kıtası da Antarktika’dan ayrılmıştır. Pangaea’nın parçalanması günümüz kıtalarının oluşumuna kadar çeşitli evrelerden geçmiştir.
Pangaea sözcük, Grekçe’de “tüm, bütün, yekün” anlamına gelen “pan” ve yeryüzünü simgeleyen “Ana Tanrıça” Gaia sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. Bu kavram, ilk defa kıtasal sürüklenme kuramını formüle eden Alfred Lothar Wegener tarafından 1912’de yayımlanan “Kıtaların Doğuşu” adlı kitabında öne sürülmüştür. Wegener’in hipotezi, 1915’te basılan “Kıtaların ve Okyanusların Doğuşu” adlı kitabında geliştirdiği ve var olan tüm kıtaların sürüklenmeden önce tek bir süperkıta olan “Urkontinet” adını verdiği fikrine dayanmaktadır.
Pangea’nın Oluşumu Süreci
Pangea’nın meydana gelişi, milyonlarca yıl süren karmaşık jeolojik süreçlerin sonucudur. Karbonifer Dönem olarak bilinen tarih öncesi dönemin yaklaşık 335 milyon yıl öncesinde, dünya yüzeyindeki tüm kıtalar – bugünkü Afrika, Antarktika, Avustralya, Güney Amerika, Hindistan ve Madagaskar dâhil – tek bir devasa kıta halinde bir araya geldi: Pangea.
Pangea’nın oluşumu, yerkürenin iç tabakalarındaki hareketlerin etkisiyle gerçekleşti. Kıtaların birleşmesi, deniz tabanındaki levha hareketlerinden kaynaklandı. Yerkürenin kabuğu, zamanla sürekli hareket ederek çarpışmalar ve ayrılmalar yaşadı. Bu çarpışmalar sonucunda levhalar bir araya gelerek Pangea’yı oluşturdu.
Pangea’nın oluşumu sürecinde, yüzeydeki dağlar ve diğer doğal oluşumlar da meydana geldi. Bu süreçte Himalayalar ve Alpler gibi birçok dağ oluştu.

Pangaea’nın Var Olduğunun Kanıtları
Fosillerin farklı kıtalarda belirli bir hat şeklinde dağılımı, Pangea’nın varlığını işaret eden önemli bir kanıt olarak kabul edilir. Bugün birbirinden oldukça uzak noktalarda bulunan fosil kalıntıları, benzer türleri içermekte ve ortak özellikler sergilemektedir. Örneğin, Terapsid Lystrosaurus fosilleri Güney Afrika, Hindistan ve Antarktika’da bulunmuştur ki bu bölgeler, Güney Kutup Dairesi’nden ekvatora kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Benzer şekilde, tatlı su sürüngenlerinden Mesosaurus’un kalıntıları Brezilya ile güneybatı Afrika kıyılarında bulunmuştur.
Pangea’nın varlığına dair bir diğer kanıt, Güney Amerika’nın doğu kıyısı ile Afrika’nın batı kıyısının jeolojik uyumudur. Karbonifer dönemi boyunca bu sınır, kutup buzulları tarafından kaplanmıştır. Pangea’nın bir bütün olarak var olduğu döneme ait aynı yaş ve yapıdaki buzul kalıntıları, farklı kıtalarda bulunmuştur.
Pangea’nın Parçalanmasının Aşamaları
Pangea’nın parçalanması üç ana aşamada gerçekleşti. İlk olarak, Erken Orta Jura döneminde, Pangea doğudan Tethis Okyanusu’na ve batıdan Pasifik Okyanusu’na doğru sürüklendi. Kuzey Amerika ile Afrika arasındaki çatlaklar sonucunda Kuzey Atlas Okyanusu oluştu. Bu okyanusun biçimlenmesi tek bir olayda gerçekleşmedi; çatlak, Kuzey Orta Atlantik bölgesinde başladı.
Güney Atlantik ise, Lavrasya’nın saat yönünde dönüşüyle Eurasya’nın güneyine doğru ve Kuzey Amerika ile birlikte kuzeye doğru dönerek Cretaceous dönemine kadar açılmadı. Lavrasya’nın bu dönüşü, Tethis Okyanusu’nun kapanmasına yol açtı. Aynı dönemde, Afrika’nın diğer tarafı ve doğu uçları, Antarktika ve Madagaskar’da çatlaklar oluşarak Güneybatı Hint Okyanusu’nun biçimlenmesine neden oldu.
Pangea’nın parçalanmasının ikinci aşaması, küçük süperkıta Gondvana’nın (Afrika, Güney Amerika, Hindistan, Antarktika ve Avustralya) Erken Kretase döneminde pek çok parçaya ayrılmasıyla başladı.
Tethis Sukanalının kaybı, Afrika, Hindistan ve Avustralya’nın kuzeye doğru hareket etmesine ve Güney Hint Okyanusu’nun açılmasına neden oldu. Sonunda, Erken Kretase döneminde bugünkü Güney Amerika ve Afrika, Gondvana’dan ayrıldı. Orta Kretase’de, Güney Amerika’nın Afrika’dan batıya doğru ayrılmasıyla Atlas Okyanusu genişlemeye başladı ve Gondvana parçalandı. Güney Atlantik, birbiriyle uyumlu bir şekilde genişlemese de güneyden kuzeye doğru ayrıldı.
Aynı zamanda, Madagaskar ve Hindistan, Antarktika’dan kuzeye doğru uzaklaşarak ayrıldı ve Hint Okyanusu açıldı. Madagaskar ve Hindistan, Geç Kretase döneminde birbirinden ayrıldı.
Hindistan, yılda 15 cm’lik bir hızla kuzeye doğru Avrasya’ya doğru hareket etmeye başladığında, doğu Tethis Okyanusu kapanmaya başladı. Madagaskar ise sabit kalarak Afrika plakasına bağlı kaldı.
Yeni Zelanda, Yeni Kaledonya ve geriye kalan Pasifik adaları, Avustralya’dan ayrılarak Pasifik Okyanusu’nun doğusuna doğru ilerledi ve Mercan Denizi ile Tasman Denizi’nin açılmasına neden oldu.
Pangea’nın parçalanmasının üçüncü ve son aşaması, Senozoik dönemin Erken Paleosen’den Oligosen’e kadar gerçekleşti. Kuzey Amerika/Grönland (bazen Lavrentiya olarak da adlandırılır), Avrasya’dan ayrılarak Norveç Denizi’ni açtığında Lavrasya bölündü. Tethis Okyanusu kapanırken, Atlas ve Hint Okyanusları genişlemeye devam etti.
Bu süre zarfında, Avustralya, Antarktika’dan ayrılarak Hindistan gibi hızla kuzeye doğru ilerledi. Avustralya hala doğu Asya ile çarpışma rotasında ilerlemeye devam ediyor. Hem Avustralya hem de Hindistan, hala yılda 5-6 cm hızla kuzeydoğuya doğru ilerliyor. Antarktika, Pangea’nın biçimlendiği 280 milyon yıl öncesinden bu yana Güney Kutbu’nda bulunuyor.
Hindistan, yaklaşık 35 milyon yıl önce Asya ile çarpışmaya başladı. Bu çarpışma, Hindistan’ın Asya kıtası üzerindeki baskısına neden oldu. Afrika plakası yönünü batıdan kuzeybatıya çevirirken, Güney Amerika kuzeye doğru hareket ederek Antarktika’dan ayrıldı ve ilk kez Antarktika çevresinde bütünsel bir okyanus akımına izin verdi. Bu hareket, atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunu azaltarak Antarktika’nın hızla soğumasına ve buzlaşmasına yol açtı. Bu buzlaşma, sonunda kilometrelerce kalınlığa ulaşarak günümüzdeki durumunu oluşturdu.
Pangea’nın parçalanması sürecindeki diğer önemli olaylar arasında, Senozoik dönemde Kaliforniya Körfezi’nin açılması, Alpler’in yükselmesi ve Japon Denizi’nin oluşması yer alıyor. Günümüzde, Pangea’nın ayrışması, Kızıldeniz Çatlağı ve Doğu Afrika Çatlağı’nda devam etmektedir. Bu süreç, dünya üzerindeki kıtaların ve okyanusların devamlı değişen jeolojik yapılarının bir göstergesidir.

Levha Tektoniği Terimi
Pangea’nın biçimlenmesi ve ayrışması günümüzde genellikle levha tektoniği terimi ile açıklanmaktadır. Levha tektoniği, dünya kabuğunun hareketlerini ve kıtaların yer değiştirmesini açıklayan bir bilim dalıdır.
Pangea’nın ayrışmasının levha tektoniği ile ilişkili olması, bu ayrılmanın tek bir zamanda ve kısa bir sürede değil, farklı zaman dilimlerinde gerçekleştiğini göstermektedir. Ayrıca, levha tektoniği sayesinde, Pangea’nın parçalandıktan sonra oluşan parçaların kendi içlerinde de ayrışmaya devam ettiği keşfedilmiştir. Bu durum, dünya kabuğunun sürekli olarak hareket halinde olduğunu ve kıtaların şeklinin zamanla değiştiğini göstermektedir.
Pangea’da Yaşam ve Kitlesel Yok Oluş
Pangea’nın var olduğu dönemde, diğer canlılar zorlu koşullarla mücadele ederken bazı türlerin zamanlarıydı. Bu türlerden biri olan Traversdontidae, sadece bitkilerle besleniyordu. Bitkilerin yaşamı, ekosistemlerde yaygın olarak bulunan sporlara dayanmaktadır ve bu tür bitkiler, kendilerini yiyen hayvanlar için içinde su taşıma işlevi gören bir tür iç su deposu gibidir.
Permiyen döneminde (250-300 milyon yıl önce), böceklerin, örneğin yusufçuklar ve sivrisineklerin yaygınlaşmasıyla birlikte, çeşitli böcek türleri ortaya çıkmıştır. Permiyen yok oluşu, birçok canlı türünün büyük ölçüde etkilenip kitlesel yok oluşa uğradığı bir dönem olmasına rağmen, böcekleri etkileyen tek büyük yok oluş bu dönemde gerçekleşti.
Triyas dönemi geldiğinde, günümüz timsahgilleri ve kuşların atası olan pek çok çeşit sürüngen ortaya çıktı ve çoğaldı.
Pangea’nın deniz yaşamı hakkında ise çok az bilgi bulunmaktadır. Bilim insanları, bu konudaki sorulara yanıt verebilecek belirleyici kanıtlar veya fosiller elde edememektedirler. Ancak, bu döneme ait ammonit ve brakiyopod gibi deniz canlılarına ait fosiller bulunmuştur. Ayrıca, resif kitlelerinde bulunan sünger ve mercan türleri gibi yapılar da bu döneme ait ekosistemlere işaret etmektedir.
Pangea’nın Parçalanmasının İklim Üzerinde Etkileri
Pangea’nın varlığı, günümüz dünyasının oluşumunda büyük bir etkiye sahipti. Pangea döneminde, kıtaların ve okyanusların yeniden şekillenmesi birçok alanda iklimi değiştirdi. Bilimsel kanıtlar, bu dönemde iklimin yoğun bir şekilde değiştiğini göstermektedir. Kıtaların ayrılması ve yeniden şekillenmesiyle birlikte okyanus akıntıları ve rüzgârlar da değişime uğradı.
Bu değişimlerin açıklanmasında “levha tektoniği” veya “kıtasal sürüklenme” terimleri kullanılmaktadır. Alfred Lothar Wegener tarafından ortaya atılan kıtasal sürüklenme teorisi, kıtaların yüzeyini nasıl değiştirdiğini, iklimi ve farklı kıtalardaki kayaç biçimlenmelerini, bitki ve hayvan fosilleri gibi pek çok şeyi nasıl etkilediğini açıklamaktadır.
Wegener, soğuk Svalbard, Norveç’ten elde ettiği bitki fosilleri üzerinde çalışmalar yaptı. Bu incelemelerde, bu tür bitkilerin buzul iklimine uyum sağlayamadığını belirledi. Svalbard’da bulunan tropikal bölge bitki fosilleri, daha ılıman ve tropikal iklimlerde gelişebileceklerini gösteriyordu. Bu bulgular, Svalbard’ın bir zamanlar daha sıcak bir iklimle ilişkilendirilebileceğini öne sürdü.
Pangea’nın ayrılmasıyla kıtaların yeniden şekillenmesi, okyanus ve deniz yollarının etkilerini de değiştirdi. Bu yeniden şekillenme, okyanusların sıcaklık ve soğukluk dağılımını etkiledi. Örneğin, Kuzey Amerika ile Güney Amerika’nın birleşmesiyle Atlantik’ten Pasifik’e ekvatoral su akışı durdu. Bu durum, yüksek enlemlerdeki ılık suyun daha fazla buharlaşmasına ve atmosferdeki nemin artmasına neden oldu. Artan buharlaşma ve nem, yağış miktarını artırdı ve buzul örtüsünün birikmesine yol açtı.
Ayrıca, Avustralya ve Antarktika’nın ayrılması ve Antarktik Okyanusu’nun oluşumu, küresel soğumanın kanıtlarını ortaya koydu. Yeni oluşan Antarktika veya Güney Okyanusu, kutup dolaylı bir akıntı oluşturdu ve hava akımlarının yönünü etkiledi. Bu, tropikal hava ve suyun yüksek enlemlere taşınmasını engelledi ve sonuç olarak Antarktika’nın daha soğuk bir iklime ulaşmasına neden oldu.
Alfred Lothar Wegener’in kuramı ve çıkarımları hala geçerlidir, ancak bilim insanları yeni düşünceler geliştirmeye devam ediyorlar. Wegener’in kıtasal sürüklenme teorisi, daha sonra levha tektoniği kuramıyla değiştirildi, ancak temel prensiplerinin büyük ölçüde aynı kaldığı kabul edilmektedir.
Pangea’nın Yok Oluşuna Etki Eden Faktörler
Kuzey Pangea’nın parçalanmasının, yeryüzünün tarihsel olarak geçirdiği beş büyük yok oluştan biri olan Permiyen yok oluşuna katkıda bulunduğuna dair kanıtlar mevcuttur. Bu yok oluşa etki eden üç temel çevresel faktör bulunmaktadır.
İlk faktör, derin su bölgelerinde kalsit çözünme oranının azaldığı ve oksijen konsantrasyonlu derinliğin sığlaştığı lisoklin alanlarının daralmasıdır. Lisoklin alanlarının küçülmesi, karbonat üreten organizmaların, örneğin dallı bacaklılar ve mercanlar gibi, yaşam alanlarının azalmasına neden olmuştur.
İkinci faktör, Sibirya’nın volkanik lav püskürmesi sonucu oluşan volkanik kayaların ortaya çıkmasıdır. Bu volkanik püskürmeler, çevreye toksik metal dağılımı sağlayarak genel bir daralma etkisi yaratmıştır. Atmosferdeki aşırı CO2 miktarının, lisoklin alanlarının küçülmesinin temel nedeni olduğu düşünülmektedir.
Üçüncü faktör ise, kuzey Pangea’nın başlangıçta anoksik bir çevreye veya daha düşük oksijen konsantrasyonuna sahip olmasıdır. Metal yüklenmesi nedeniyle, anoksik okyanusların asitli okyanuslarla karışması, dip sularında yaşayan türlerin yok olmasına neden olmuştur. Bu asitli okyanuslar, dip sularında yaşayan türlerin hayatta kalmasını engellemiştir.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
