Suriye’deki iç savaşın simgelerinden biri haline gelen Sednaya Hapishanesi, yıllardır “İnsan Mezbahası” olarak anılıyor. İnsan hakları örgütleri, bu hapishanede ve rejimin diğer cezaevlerinde uygulanan 72 farklı işkence yöntemini belgeledi.
2011’de başlayan iç savaş sırasında en az 15 bin kişi işkence altında yaşamını yitirdi. Şam’ı ele geçiren rejim karşıtı güçler, yeraltı hücrelerinde tutulan mahkumlara ulaşmak için yoğun çaba harcadı.
Esad rejiminin hapishanelerindeki insanlık dışı koşullar tüm dünyaya duyuruldu. Sednaya Hapishanesi’nden gelen görüntüler, uluslararası kamuoyunda dehşet uyandırdı ve insan hakları ihlallerini bir kez daha gözler önüne serdi.

15 Bin Kişi İşkence Altında Hayatını Kaybetti
Suriye İnsan Hakları Ağı, savaş boyunca rejim tarafından 157 binden fazla kişinin tutuklandığını, bunlar arasında 5 bin 274 çocuk ve 10 bin 221 kadının bulunduğunu açıkladı. Rejimin hapishanelerinde işkence altında öldüğü tespit edilen kişi sayısı ise 15 bini geçti. Bazı yeni görüntülerde, mahkumların kemiklerini kırmak ve infazlar için kullanılan ortaçağ tipi işkence aletleri dikkat çekiyor.
Sednaya Hapishanesi’ne mahkumlar, rejim güçleri tarafından “et dolabı” olarak adlandırılan kamyonlarla taşındı. Cezaevine vardıklarında, sistematik işkence zinciri hemen başladı.

Bu uygulamayı doğrulayan eski bir cezaevi yetkilisi, şunları anlattı:
“Kamyonların içinde 50 ila 60 kişi bulunurdu ve hepsinin gözleri bağlı olurdu. İki gardiyan kamyonun yanına gelir ve mahkumları aşağı atmaya başlardı. Yüzüklerini, saatlerini, üzerlerindeki her şeyi alırlardı. Ardından isimleri kayıt altına alınırken mahkumlara tekmeler ve yumruklarla şiddet uygulanırdı.”
Sednaya’daki Korkunç İşkenceler: 72 Yöntem
Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) raporuna göre, Baas rejimi, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet içeren toplam 72 farklı işkence yöntemi uyguladı. Fiziksel işkence yöntemleri, hayal gücünün bile sınırlarını zorlayan bir vahşet seviyesindeydi.
Mahkumlara yönelik bu insanlık dışı uygulamalar arasında vücutlarına kaynar su dökme, suya batırarak boğulma hissi verme, elektrikli sopalarla veya sandalyelerle elektrik şoku verme, naylon poşetleri yakarak eriyen plastik damlalarını ciltlerine damlatma, sigaraları vücutlarında söndürme gibi yöntemler bulunuyordu.

Ayrıca mahkumların saçları, kulakları ve parmakları çakmakla yakılıyor, ısıtılmış metaller ciltlerine temas ettirilerek ciddi yanıklar oluşturuluyordu. Bunun yanında, üzerlerine yanıcı böcek ilaçları dökülerek ateşe verilmek gibi akıl almaz yöntemler de sistematik olarak kullanılıyordu.
Rejim tarafından uygulanan işkence yöntemleri arasında, mahkumların cinsel organlarına elektrik verilmesi veya ağırlık asılması gibi son derece acımasız ve insanlık dışı uygulamalar yer alıyordu. Mahkumlar, yağ, barut veya böcek ilaçları gibi yanıcı maddelerle yakılıyor ve dayanılmaz acılar çekmeye zorlanıyordu.
Ayrıca, kafalarının hücre duvarları ve kapıları arasında sıkıştırılarak ezilmesi gibi korkunç yöntemler de kullanılıyordu. Bunun yanı sıra, mahkumların vücutlarına metal çubuklar veya iğneler sokuluyor, en temel ihtiyaçlar olan giysi, banyo ve tuvalet imkanlarından mahrum bırakılarak insani koşullardan tamamen uzak bir yaşam sürmeleri sağlanıyordu. Bu işkenceler, yalnızca mahkumların bedenlerini değil, aynı zamanda ruhlarını da hedef alarak korku ve acıyı sürekli bir baskı aracı haline getiriyordu.

İnsan Mezbahası Sednaya Hapishanesi: Ölüm ve Karanlığın Merkezi
Başkent Şam’ın dışında, 1,4 kilometrekarelik bir alanda yer alan Sednaya Hapishanesi, 2017 tarihli Uluslararası Af Örgütü raporuna göre binlerce kişinin toplu infaz edildiği bir merkezdi. Bu raporda, hapishanenin “İnsan Mezbahası” olarak anılmasına yol açan sistematik cinayetler ve işkenceler detaylandırıldı.
Uluslararası Af Örgütü’ne göre, Eylül 2011 ile Aralık 2015 arasında 5 bin ila 13 bin kişi idam edildi. İdamlar genellikle pazartesi ve çarşamba geceleri, 20 ila 50 kişilik gruplar halinde gerçekleştiriliyordu.

Yeraltı Hücrelerinde Hayatta Kalma Mücadelesi
Hayatta kalan mahkumlar, yeraltında dondurucu soğuk hücrelerde tutuldu. Bu hücreler 2,5 metreye 1,5 metre boyutlarında tasarlanmıştı ve aslında tek kişilikti. Ancak, bu alanlar aynı anda 15 kişiyi barındıracak şekilde dolduruluyordu. Mahkumlar gözleri sürekli bağlı olarak, dayak ve çığlık sesleriyle dolu bir ortamda yaşamak zorunda bırakılıyordu.
Muhalif yetkililer, sosyal medya üzerinden eski rejim askerlerine ve cezaevi çalışanlarına çağrıda bulunarak, yeraltındaki elektronik kapıların kodlarını paylaşmalarını istedi. Bu girişimler, kaybolan mahkumların bulunması ve kurtarılması için umut ışığı oldu.

Suriyelilerin Kayıp Yakınlarını Arayışı
Hapishanelerin boşalmasıyla birlikte, Suriye’deki birçok aile sevdiklerinden haber alabilmek için çırpınıyor. Kayıp olan yakınlarının izini süren insanlar, yıllardır hiçbir haber alamadıkları kişilerin akıbetini öğrenmek istiyor.
Suriye’nin hapishaneleri, yalnızca insanlık tarihinin karanlık bir dönemini değil, aynı zamanda rejim karşısında direnişin bedelini de simgeliyor. Bu karanlık geçmiş, uluslararası toplum için bir insan hakları mücadelesi çağrısı olarak görülmeye devam ediyor.

Suriye’deki Esad rejiminin hapishanelerinde insan hakları örgütleri ve tanık raporlarıyla belgelenmiş gerçeklerdir. Özellikle Sednaya Hapishanesi, rejimin sistematik işkence ve insanlık dışı uygulamalarının bir sembolü haline gelmiştir. Tanıklıklar ve raporlar, rejimin bu hapishanelerde mahkumlara yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddeti bir baskı ve kontrol aracı olarak kullandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu tür olaylar, insan hakları ihlallerinin vahametini bir kez daha göstererek uluslararası toplumun dikkatini çekmiştir. Bu uygulamalar, tarihte insanlık adına kara bir leke olarak yerini almıştır.

WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
