Şamanizm, doğa ile insan arasında bir bağ kurmayı amaçlayan, ruhlara ve doğaüstü güçlere dayalı eski bir inanç sistemidir. Orta Asya kökenli bu inanç, Türk toplumunun İslamiyet öncesi dönemdeki en belirgin dini yapısını oluşturur. Şamanizmde doğaya, ruhlara ve ritüellere büyük önem verilmiş; insanlar hayatlarının her alanında bu inancın etkilerini yaşamıştır.
Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte, bu köklü inanışın pek çok unsuru, yeni dini anlayışlarla harmanlanarak günlük hayatta varlığını sürdürmüştür. Bugün, İslam’a ait olduğu sanılan pek çok davranışın aslında Şamanizmden miras kaldığını bilmek şaşırtıcı olabilir. İşte bu geleneklerin kökenine dair ilginç detaylar…

Nazardan Korunma ve Nazar Boncuğu
Türk kültüründe oldukça yaygın olan nazar inanışı, bazı insanların bakışlarının kötü enerji yaydığı ve bu enerjinin olumsuz etkiler yaratabileceği düşüncesine dayanır. Nazar değmesini önlemek için nazar boncuğu kullanılır; bu boncuğa bir anlam yüklenerek kötü enerjiyi engellediğine inanılır. Oysa bu inanış İslamiyet’te bulunmamaktadır ve hatta bazı Arap toplumlarında nazar boncuğu günah olarak kabul edilmektedir. Bu ritüelin kökeni Şamanist inançlara dayanmaktadır.
Yolcu Uğurlarken Su Dökmek
Yolculuğa çıkan bir kişinin arkasından su dökmek, “Su gibi git, su gibi gel” dileğini ifade eder. Ancak bu davranışın asıl kökeni Şamanizme dayanır. Şamanlar, değerli içeceklerinin bir kısmını Tanrılara sunmak için yere dökerdi. Daha sonra bu gelenek, ölen kişinin ruhunun geri dönmesi için yere su dökme ritüeline dönüştü. Zaman içinde değişim geçirerek bugün yolcu uğurlama sırasında su dökülmesi şeklini almıştır.

Su İçerken Başı Tutmak
Su içerken başın tutulması, Şamanizmde suyun güçlü bir ruhsal enerjisi olduğuna inanılmasından kaynaklanır. Şamanlara göre, su içerken aklın baştan çıkabileceği düşünülür ve bu nedenle başın tutulması gerektiğine inanılırdı. Bu gelenek günümüzde de bazı kişiler tarafından uygulanmaya devam etmektedir.
Kurşun Dökmenin Anlamı
Kurşun dökme adeti, kötü ruhlardan arınmak ve çalınan şansı geri kazanmak için yapılan bir Şaman ayinidir. Şamanizmde “kut döndürmek” adı verilen bu ritüel, kötü enerjileri temizlemek amacıyla uygulanırdı. Günümüzde bu gelenek hâlâ popülerdir ve özellikle nazar inancıyla ilişkilendirilir.
Tahtaya Vurmak
İstenmeyen bir şey duyulduğunda tahtaya vurma alışkanlığı, Şamanizmin kötü ruhları uzaklaştırma ritüellerinden biridir. Şamanlar, ormanlarda ve ağaçlık alanlarda kötü ruhların yaşadığına inanırdı. Bu ruhların tahtalara da sindiği düşünülerek, tahtaya vurularak uzaklaştırılacağına inanılmıştır.

40 Sayısının Gizemi
Şamanist inançlarda ruhun, bedeni fiziksel olarak terk etmesi için 40 gün gerektiği düşünülürdü. Bu nedenle, bir kişinin ölümünden sonra 40. gün toplanılır ve ruhun huzura ermesi için çeşitli ayinler yapılırdı. Türk destanlarında da 40 sayısına sıkça rastlanır. Ölüm sonrası “kırk çıkarma” geleneği veya yeni doğan bebeği 40. gün yıkama adeti bu inancın etkileridir.
Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması
Köpek uluması, Şamanist inançlarda ölümü haber veren bir işaret olarak kabul edilirdi. Köpeğin ulumasını duyan kişinin hayatının tehlikede olduğuna inanılırdı. Bu inanış, bugün hâlâ köpek ulumasının uğursuzluk getirdiği şeklinde halk arasında yaşatılmaktadır.

Gece Tırnak Kesme Tabusu
Şamanlara göre insanın ruhu kemik ve kanda bulunurdu. Bu nedenle, geceleri kesilen tırnakların kötü niyetli varlıkların eline geçebileceği ve insanın ruhuna zarar verebileceği düşünülürdü. Bu inanç, zamanla batıl bir inanış olarak günümüze taşınmıştır.
Ağaca Çaput Bağlayarak Dilek Dilemek
Dilek tutma davranışı, Şamanizm kökenli bir uygulamadır. Şamanistler, ağaçları yaşamın sembolü olarak görür ve onların insan hayatı üzerinde büyük bir etkisi olduğuna inanırlardı. Bu nedenle, dileklerinin gerçekleşmesi umuduyla belirli ağaçlara küçük kumaş parçaları bağlarlardı.
Bu gelenek, Türklerin İslamiyet’e geçişinden sonra tam anlamıyla terk edilmemiş; ağaçlara, kayalara ve türbelere çaput bağlayarak dilek dileme şeklinde günümüze kadar ulaşmıştır. Halen birçok bölgede bu tür ritüellerin yapıldığına tanık olunabilir.

Mevlit Okutmak ve Şamanizm Etkisi
Türk kültüründeki en eski ve dikkat çekici ritüellerden biri, dini ayinlerin müziksel bir yapıya sahip olmasıdır. İslam inancında ve Arap kültüründe Kur’an’ın müzikle okunması gibi bir gelenek bulunmaz. Ancak Türkler, Müslüman olduktan sonra bile Şamanist dönemlerinden kalma davul ve çalgı kullanma alışkanlığını dini törenlere taşımıştır.
Bugün bildiğimiz “Mevlit okumak” geleneği, 1409-1410 yıllarında Süleyman Çelebi’nin yazdığı ve Allah ile Peygamber sevgisini anlatan “Mevlid-i Şerif” isimli şiirinin melodiyle okunmasından doğmuştur. Bu gelenek, Türklerin Şamanizmden getirdiği ritmik ibadet anlayışının bir uzantısıdır.
Sağ Ayakla Başlamak
Kapıdan çıkarken sağ ayağın öne atılması, Şamanist ritüellerden günümüze kadar gelmiştir. Sol ayağın uğursuzluk getirdiğine inanılır ve bu alışkanlık özellikle kırsal kesimde hâlâ yaygındır.

Eşiğe Basmamak
Orta Asya Türklerinin bir başka önemli inancı, ölülerini çadırlarının girişine gömmeleriyle bağlantılıdır. Bu durum, çadırın girişindeki eşiğin ruhani varlıkların bulunduğu bir yer olarak algılanmasına neden olmuştur.
Ayrıca, bazı topluluklar eşiğin kötü ruhların yaşadığı bir alan olduğuna inanırdı. Bu nedenle, eşiğe basmanın zarar getireceği, hatta hamile kadınların bu hatayı yapmaları durumunda çocuklarını kaybedecekleri düşünülürdü.
Günümüzde ise bu inancın kalıntıları, özellikle İç Anadolu’da hâlâ görülmektedir. Kapı eşiğinde oturan ya da eşiğe basan kişilere “kısmetin kapanır” gibi uyarılar yapılır. Ayrıca, eşiğin üzerinden atlayarak geçmek de bu eski inancın etkilerinden biridir.
Allah’ın Yukarıda Olduğu İnancı
“Allah yukarıdan bakıyor” ifadesi, Şamanizmin Gök Tanrı inancından gelmektedir. Dua ederken ellerin gökyüzüne açılması ve yukarıya bakılması da bu inancın bir yansımasıdır. Ancak İslamiyet’te Allah’ın her yerde olduğu belirtilir.

Akdeniz ve Karadeniz İsimlerinin Kökeni
Şamanist dönemde Türkler, yönleri belirli renklerle simgelerdi. Bu inanca göre Kuzey ‘kara’ rengiyle, Batı ise ‘ak’ rengiyle özdeşleşmişti. İşte bu anlayışın bir yansıması olarak, kuzeydeki denize “Karadeniz”, batıdaki denize ise “Akdeniz” adı verilmiştir.
İlginç bir bilgi olarak, Yunanistan ile Anadolu arasında yer alan denize “Ege” ismi, modern zamanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Hatta Atatürk’ün ünlü “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir!” sözünde bahsedilen Akdeniz, bugün Ege Denizi olarak bildiğimiz bölgedir.
Mezar Taşı ve Mezar Kültürü
Mezarlara taş dikmek, mezarları sanat eseri gibi süslemek ve görkemli yapılar haline getirmek İslamiyet öncesi bir gelenektir. İslam inancına göre en doğru olan, bedenin doğaya hızlıca karışmasını sağlamaktır. Ancak Türklerin eski inançları, mezarların önemini vurgulamıştır.
Şamanist dönemde kutsal kabul edilen kişilerin mezarları özel bir saygı görür, hatta onların ruhlarından yardım dilenirdi. Orta Asya Türklerinde “kurgan” adı verilen büyük mezar yapıları, özellikle rütbeli kişiler için inşa edilirdi. İslamiyet’e geçişle birlikte bu gelenek, türbe kültürüne dönüşmüştür. Bugün mezarlara gösterilen özen ve türbe ziyaretleri, Şamanizm kökenli bir davranışın devamıdır.

İsmini Söylemekten Korkmanın Kökeni
Eski Türklerde, korkulan varlıkların ismini anmanın onları çağırmak anlamına geldiği düşünülürdü. Bu nedenle, bu tür varlıkların isimleri dolaylı ifadelerle ya da sembolik terimlerle anılırdı. Örneğin, kurt anlamına gelen “börü” yerine “elma kurdu” gibi daha zararsız bir isim kullanılırdı.
Bugün hâlâ bu inanışın izlerine rastlanır. Şeytan, ölüm veya cin gibi kavramlar, doğrudan anılmaktan kaçınılır ve “üç harfliler” gibi dolaylı ifadelerle dile getirilir. Bu tutum, istenmeyen insanlardan bahsederken de devam eder; “O uğursuzun adını ağzına alma” gibi söylemler buna bir örnektir.
Günlük Yaşamda Şamanizmden Kalan Diğer Gelenekler
Kurdele Bağlama: Yeni gelinlere kırmızı kurdele bağlamak veya hayırlı bir işin açılışında kurdele kesmek gibi adetler Şamanist törenlerdeki sembolizmi taşır.
Gece Islık Çalmak: Islık çalmanın kötü ruhları ve şeytanları topladığına dair inanç, Şamanizmden kalmadır.
Merdiven Altından Geçmemek: Uğursuzluk getireceğine inanılan bu davranış, kötü ruhlardan korunma düşüncesine dayanır.
Okunmuş Şeker veya Pirinç: Öğrencilere başarı dilemek amacıyla okunmuş yiyecek verilmesi, eski tılsımlı ritüellerin devamıdır.
Kına Yakma: Kına, Şamanist ritüellerde koruyucu ve kutsal bir anlam taşır. Günümüzde düğün ve özel günlerde kullanılmaya devam etmektedir.
Bu geleneklerin birçoğu, farkında olmasak da hayatımızda yer almaya devam ediyor. İslam’a ait sanılan bu davranışlar, aslında Türklerin binlerce yıllık inanç mirasının bir parçasıdır.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
Konu ile ilgili ” Türklerin Tarih Boyunca İnandıkları Dinler” isimli makale için TIKLAYINIZ!
