93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı tarihinin önemli savaşlarından biridir. Bu savaşta Nene Hatun, genç yaşta büyük kahramanlık göstererek Türk kadınının cesaret ve kahramanlık sembolü haline gelmiştir. Erzurum’da 8 Kasım 1877 gecesi Rus askerlerinin Aziziye Tabyası’nı ele geçirmesi haberi, sabah ezanında minarelerden duyurulmuştur. Nene Hatun, şehir halkının taş ve sopalarla verdiği mücadeleye katılmıştır. Gösterdiği cesaret ve yararlılıklarla efsaneleşmiştir.
1955 yılında Türk Kadınlar Birliği tarafından “Yılın Annesi” seçilen Nene Hatun, Türkiye’de bu unvanı alan ilk kadın olmuştur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından verilen “3. Ordunun Nenesi” unvanını da taşımaktadır. Nene Hatun’un cesaretinden dolayı, dönemin NATO Orduları Başkomutanı Amerikalı General Matthew Ridgway, Erzurum’da onu ziyaret etmiş ve elini öpmüştür. Bu olay, kahraman Türk kadınının vatanı için tüm fedakârlığı yapabileceğini gösteren “Nene Hatun” isminin daha fazla tanınmasını sağlamıştır.

Nene Hatun’un Hayatı
Nene Hatun, 1857 yılında Erzurum’un Çeperli köyünde doğdu. Babası Hüseyin, annesi Zeliha olarak biliniyor. Rus ordusunun Pasinler’i işgal edip Erzurum’a doğru ilerlemesiyle birlikte, birçok insan gibi Nene Hatun ve eşi de Erzurum’a göç etti. Aziziye savunması sırasında, 20 yaşındaydı ve köyünden Mehmet Efendi ile evliydi. Nene Hatun, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, gencecik bir anne olmasına rağmen “Bu bebeği bana Allah verdi, ona Allah bakar.” diyerek bebeğini beşikte bırakıp Erzurum halkıyla cepheye koştu. Rusların Deveboynu savaşı sonrasında Erzurum’un tabyalarını da işgal etmesi üzerine, şehrin savunmasına katıldı ve büyük bir yararlılık gösterdi.
Savaştan sonra Nene Hatun ve ailesi Erzurum’da yerleşti ve Eminkurbu Mahallesi’nde Kına Sokağı’ndaki 35 numaralı evde yaşamaya başladı. Soyadı Kanunu’nun çıktığı 1934 yılında, Kırkgöz soyadını aldılar. Nene Hatun’un altı çocuğu vardı; dört oğlu Yusuf, Nazım, Abdurrahman, Musa ve iki kızı Asime ve Nevriye’dir. İki oğlu, I. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybetti. 1937 yılında, Cumhuriyet gazetesinin İstanbul muhabiri gazeteci İsmail Habib Sevük, Nene Hatun ve diğer 93 Harbi gazileriyle yaptığı röportajla onu Türkiye’ye tanıttı.
1952 yılında Aziziye Anıtı yapımı sırasında, Nene Hatun tekrar gündeme geldi. 9. Kolordu Komutanı Korgeneral Refik Koraltan, karargâhı Erzurum’da bulunan Üçüncü Ordu’nun Komutanı Nurettin Baransel Paşa, dönemin belediye başkanı, Erzurum valisi ve TBMM, Nene Hatun’a sahip çıktı. 30 Ağustos Zaferi kutlamalarında, 1952 yılında kendisine “3. Ordunun Nenesi” unvanı verildi. Türk Kadınlar Birliği’nin girişimiyle, Türkiye’de ilk kez 1955 yılında Anneler Günü kutlandığında, Birlik Nene Hatun’a “Yılın Annesi” unvanını verdi.
Nene Hatun, zatürre teşhisiyle tedavi gördüğü Erzurum Numune Hastanesi’nde 22 Mayıs 1955 tarihinde, 98 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi, resmi bir törenle Aziziye Şehitliği’ne defnedildi.

Nene Hatun’un Savaş Hikâyesi
Osmanlı İmparatorluğu, Rus akınlarına karşı muazzam bir direniş gösterdi. Plevne’de Osman Paşa, unutulmaz bir mukavemet sergiledi ve Kafkaslar’da Ahmet Muhtar Paşa’nın ünü yayıldı. Ancak, tüm bu direnişe rağmen Ruslar ilerlemelerine devam etti. Sonunda, Rus kuvvetleri batıda İstanbul-Yeşilköy (Ayestefanos)’a, doğuda ise Erzurum’a kadar geldiler. İşte Nene Hatun’un hikâyesi tam da bu noktada başladı.
8 Kasım 1877 gecesi, bölgeden olan Ermeni çeteleri, Aziziye Tabyası’na Türk askeri kisvesiyle girdiler ve tabyayı koruyan Türk askerlerini şehit ettiler. Arkadan gelen Rus askerleri, hiçbir direnişle karşılaşmadan tabyayı ele geçirdiler. Ancak bir er, baskından yaralı olarak kurtulmayı başardı ve kara haberi Erzurumlulara ulaştırdı. Sabah ezanından hemen sonra, minarelerden şehir halkına “Moskof askeri Aziziye Tabyası’nı ele geçirdi.” şeklinde duyuru yapıldı ve cihad daveti yapıldı. Nene Hatun gibi vatanını ve Allah’ını seven birçok insan, cihada koştu ve namuslarını korumak için savaştılar.
Vatan savunması için silahı bile olmayan her yaştan Erzurum halkı, ellerindeki her şeyle Tabya’ya doğru koştu. Kadın-erkek herkesin yollara döküldüğü o gün, Nene Hatun da Arif Bey’in önderliğinde savaşmaya katıldı. Nene Hatun; indirdikleri unutulmaz darbeleri ve efsanevi mücadelelerinin destanlaşan anlarını anlatırken, kocasının kendisine çocuklarına bakması için evde kalmasını söylediği ancak oğlunu Allah’a emanet ederek satırını alarak tabyalara doğru koştuğunu belirtir.

Erzurum halkı, Aziziye Tabyası’na ulaştıklarında Rus ordusu tarafından açılan yoğun ateş sonucu birçok şehit verdi. Ancak geri çekilmek yerine daha kararlı bir şekilde ileri atılan insanlar, demir kapıları kırarak içeri girdiler ve Ruslarla göğüs göğse çatışmaya başladılar. Rus ordusu, mükemmel silahlarla donanmış olmasına rağmen, baltalı-tırpanlı, taşlı-sopalı Erzurum halkı karşısında sadece yarım saat kadar dayanabildi ve yaklaşık 2300 askeri öldürüldü. Türkler ise yaklaşık 1000 şehit verdiler.
Kalanlar hemen yaralarının tedavisine başladı. Nene Hatun da yaralananlar arasındaydı. Ancak o yaralarına aldırmadan, evindeki bebeğini unutarak, diğer yaralıların kanını durdurmak ve yaralarını sarmak için elinden geleni yapıyordu. Nene Hatun, bu ortamda tanındı, saygı duyuldu ve sevildi. Vatan için verdiği mücadele, düşman Erzurum’dan tamamen çıkarılana kadar devam etti. Erzurum’un her köşesinde cephane taşıyarak, yaralılara hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, su dağıtarak, hizmetten hizmete koşarak destanlaştı.


Bu yazdıklarınızı hepsi yalan