Saeftinghe, Hollanda’nın güneybatısında, Zeeland Flanders bölgesinin doğusunda, Nieuw-Namen yakınlarında yer alan tarihi bir kasabaydı. 1584 yılına kadar varlığını sürdüren bu yerleşim, günümüzde Saeftinghe’nin Sualtı Toprakları (Verdronken Land van Saeftinghe) adıyla anılan geniş bir bataklık ve doğa koruma alanına dönüşmüştür.
3.500 hektarı aşan bu bölge, Hollanda’nın en büyük tuz bataklığı alanı olmasının yanı sıra, Avrupa’nın da en geniş acı su bataklıklarından biri olarak kabul edilir. Batı Scheldt Nehri’nin Kuzey Denizi ile buluştuğu noktada yer alan Saeftinghe, doğal gelgit süreçlerinin bozulmadan devam ettiği nadir ekosistemlerden biridir. Bölge, geçmişte sular altında kalmış polderlerin ve yok olan köylerin izlerini hâlâ barındırmaktadır.
Gelgitlerin kısa sürede geniş toprak parçalarını yuttuğu bu bataklık, keşfedilmesi zor ve tehlikeli bir alan olarak bilinir. Bu nedenle, bölgeyi ziyaret etmek isteyenlerin mutlaka deneyimli bir rehber eşliğinde hareket etmeleri önerilir.

Saeftinghe’nin Kuruluşu ve Ekonomik Zenginliği
Saeftinghe, 13. yüzyılda Ter Doest Manastırı‘nın yönetiminde kuruldu. Bu manastır, kasabanın en bilinen sakinlerinden biri olan Willem van Saeftinghe’ye ev sahipliği yaptı. Willem, denizden talep edilen toprak parçasına adını vererek kasabanın tarihine damgasını vurdu.
1570 yılına kadar, Saeftinghe verimli bir polderdi ve bu durum bölgenin tarım, turba yakma ve ticaretle kalkınmasına olanak sağladı. Bu da Saeftinghe’yi çevresindeki yerleşimlerle birlikte, bölgedeki en zengin yerleşim yerlerinden biri haline getirdi. Saeftinghe’nin çevresinde, Namen, Sint-Laureins, Stampaert, Weele (Sint-Marie), Sint-Laureijns ve Casuwele gibi birkaç küçük yerleşim de bulunuyordu.
Yerleşim yerleri genellikle birkaç ev ve kulübeyle sınırlıydı, ancak 1279’da inşa edilen Saeftinghe Kalesi önemli bir yapıydı. Ancak, zamanla meydana gelen sel felaketleri, kasabanın çoğunu yıkmış ve topraklarını birkaç kil ve kum tabakasının altına gömmüştür. İç kesimlerde yapılan kazılarda, muhtemelen manastırın yıkılmasından sonra köylülerin kullandığı tuğlalar bulunmuştur. Bu tuğlaların bazıları, bugün Ziyaretçi Merkezi’nde sergilenmektedir.

Saeftinghe’nin Çöküşü ve Kayboluşu
Kasabanın etrafındaki arazilerin çoğu, 1570’teki Allerheiligenvloed (All Saint’s seli) felaketinde kayboldu. Bu olay, bölgedeki toprakların büyük kısmının su altında kalmasına yol açtı ve dört yıl sonra, suların Belçika sınırlarına kadar ulaşmasına neden oldu. Ancak Saeftinghe ve çevresindeki bazı araziler, sular altında kalmaktan kurtuldu. 1584’te, Seksen Yıl Savaşları sırasında, Hollandalı askerler, son sağlam seti yok etmek zorunda kaldılar ve Saeftinghe, Scheldt Nehri’nin sularına gömüldü.
Tarihsel süreçte, Saeftinghe’nin geri kazanılması için birkaç girişimde bulunulmuştur. 1907’de gerçekleştirilen en ciddi proje, ancak yalnızca Hertogin Hedwigepolder’ı denizden kazanmayı başarmıştır.
Günümüzde bu geri kazanılan topraklar içinde Emmadorp adında bir mezra bulunuyor. Ancak Saeftinghe’nin kendisi hiçbir zaman geri alınamamıştır. 1970’te, Graauw en Langendam ve Clinge yerleşimlerinin de sona ermesiyle, bölge Hulst belediyesine dahil edilmiştir.
Saeftinghe’nin tarihi belediye sınırları içinde günümüzde yalnızca 55 kişi yaşamaktadır. Bu bölgenin bayrağı, beyaz zemin üzerinde şaha kalkan mavi bir aslan figüründen oluşur. Bu aslan, kasabanın en bilinen sakinlerinden Willem van Saeftinghe’nin kişisel armasından alınmıştır.

Saeftinghe’nın Yıkımını Anlatan Efsane
Saeftinghe kasabasının yıkımına dair anlatılan efsane, bölge halkı arasında dillere destan olmuş ve zamanla halk arasında korku ve ders niteliği taşıyan bir hikayeye dönüşmüştür. Rivayetlere göre, Saeftinghe halkı, zenginlik içinde yaşamanın verdiği kibirle övünür, hayatları lüks içinde sürerken doğaya karşı kayıtsız kalırlarmış.
Çiftçiler ipek elbiseler giyer, atlara gümüş nal takılır ve evlerinde altınla kaplanmış eşyalarla yaşamlarını sürdürürlermiş. Ancak bu aşırı şatafatlı yaşam, çevrelerinde yoksul halkın ilgisini çekmeye başlamıştı.
Zamanla, Saeftinghe’daki bolluktan pay almak isteyen komşu şehirlerden göçmenler kasabaya gelmeye başlamış. Fakat kibirli Saeftinghe halkı, bu göçmenlere karşı savaş açarak şehrin kapılarını kapatmış, onların kasabaya girişine engel olmaya çalışmışlardır. Bu çatışmaların devam ettiği bir dönemde, kasabanın kaderini değiştirecek bir olay gerçekleşir.

Deniz Kızının Uyarısı ve Lanet
Sisli bir günde, Saeftinghe’nin balıkçıları denize açıldıklarında, ağlarına bir deniz kızı takılır. Ancak bu deniz kızı, tesadüfen değil, kasaba halkını uyarmak amacıyla bilerek ağa takılmıştır.
Deniz kızı, doğaya kötü davranan ve kibirli bir şekilde yaşayan Saeftinghe halkını uyarır. Ancak ne yazık ki, Saeftinghe halkı, deniz kızının uyarılarını dikkate almaz. Bunun üzerine balıkçılar, deniz kızını esir alır ve onu kasabaya getirirler.
Deniz kızının kocası olan deniz adamı, eşinin esir alındığını öğrenince büyük bir öfkeye kapılır ve doğaüstü güçlerini kullanarak Saeftinghe’yi lanetler. Bu lanet, kasabanın sonunu getirir ve Saeftinghe, bir anda büyük bir felaketle yok olur.

All Saint Felaketi ve Ruhların Uyarısı
Efsaneye göre, Saeftinghe’nin yok oluşuna sebep olan All Saint Felaketi‘nin ardında deniz adamının laneti olduğu düşünülür. Halk, kasabanın bu felaketten önce deniz kızı ve diğer doğa ruhlarının öfkesini çektiğine inanır. Bu lanet, Saeftinghe’nin sulara gömülmesine ve çevredeki toprakların kaybolmasına neden olmuştur.
Bu efsanenin etkisiyle, Hulst şehri civarında birkaç kez hayalet görme vakaları yaşanmıştır. İddialara göre, bu hayaletler, All Saint Felaketi sırasında yaşamını yitiren deniz kızı ve kasaba halkının ruhlarıdır. Halk, bu ruhların, geçmişteki kötü davranışları hatırlatarak günümüzdeki insanları doğaya saygılı olma konusunda uyarmaya çalıştığına inanır.

Efsanenin Günümüzdeki Etkisi
Bugün bile, Saeftinghe’nin ruhlarının çevredeki insanları rahatsız ettiğine dair halk arasında bazı inançlar ve korkular bulunmaktadır. Efsanenin, doğaya saygı duymayı teşvik eden bir mesaj verdiği kabul edilir. İnsanlar, bu hikayeyi, çevreye duyarlı bir toplum oluşturmak için bir uyarı olarak görürler. Eğer Saeftinghe’nin lanetinden korunmak ve ruhların huzur içinde dinlenmesini sağlamak istiyorsak, doğaya daha iyi davranmalı, ona zarar vermemeliyiz.
Her ne kadar bu sadece bir efsane olsa da, insanların doğaya karşı sorumluluklarını hatırlatan bu tür hikayeler, çevre bilincinin gelişmesine katkı sağlar. Sonuçta, doğaya saygılı bir şekilde yaşamak, hem geçmişi hem de geleceği korumak anlamına gelir.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
