Türkiye, yakın tarihte bir yanardağ patlamasıyla karşı karşıya kalabilir. Bilim insanları, yüzeye doğru yaklaşan magmayı tespit ettiklerini açıkladılar. Bu durum, ülke için bir ilk olacak bir volkanik faaliyetin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Manisa’nın Kula ilçesi, Türkiye’nin en genç volkanlarının bulunduğu bir bölge olarak biliniyor. Yapılan araştırmalarda, yer kabuğunun farklı derinliklerinde 8 farklı magma odası keşfedildi. Özellikle yüzeye yakın olan en büyük magma odası, deprem gibi doğal olaylar sonucunda püskürme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

UNESCO Tescilli Jeopark: Bilimsel Araştırmaların Merkezi Yanık Ülke
Antik dönem tarihçisi Strabon’un “Geographika” adlı eserinde “Katakekaumene” (Yanık Ülke) olarak adlandırdığı Kula-Salihli Jeoparkı, tarihi ve doğal özellikleriyle dikkat çekiyor. Jeopark, volkanik yapıları ve kaplıcalarıyla bilinirken aynı zamanda doğal bir laboratuvar görevi de görüyor.
Türkiye’nin UNESCO tescilli tek jeoparkı olan bu alan, volkanik tepeleri ve lav akıntılarının oluşturduğu kaya denizleriyle bilim insanlarının ilgisini çekiyor. Bölgedeki doğal oluşumlar, bilimsel araştırmalar için eşsiz bir ortam sunuyor.
TÜBİTAK destekli bir proje çerçevesinde, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nin liderliğinde ve birçok üniversitenin katkısıyla bölgede kapsamlı araştırmalar yürütülüyor. Bilim insanları, özel tasarlanmış 15 sismometre yerleştirerek bölgenin sismik aktivitelerini incelemeye devam ediyor.
Yapılan çalışmalar sonucunda, yerin 5 ila 30 kilometre altında magma odaları olduğu tespit edildi. Yüzeye yaklaşık 5 kilometre derinliğe kadar ulaşan en büyük magma odası, depremlerle veya yer kabuğundaki hareketlerle harekete geçme riski taşıyor. Bu durum, bölgede olası bir volkanik patlamanın habercisi olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’de Bir İlk: Magma Odalarının Belirlenmesi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve proje yürütücüsü Prof. Dr. Özgür Karaoğlu, yaptığı açıklamada, bölgedeki çalışmaların geniş çaplı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Karaoğlu, 3,5 yıl süren bu araştırmanın, Kula, Demirci, Selendi, Salihli, Alaşehir ve İzmir’in Kiraz ilçesini kapsayan yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir alanı incelediğini ifade etti. Araştırma sırasında, özel tasarım sismometreler kullanılarak jeoloji ve jeofizik alanında uzman bilim insanlarıyla birlikte çalışıldığını vurguladı.
Bu TÜBİTAK projesinin, Türkiye’de farklı jeofiziksel yöntemlerle magma odalarının belirlenmesi açısından bir ilk olduğunu dile getiren Karaoğlu, bu çalışmanın dünya genelinde de sayılı örneklerden biri olduğunu belirtti. Yapılan araştırmalar sonucunda, bölgede irili ufaklı 8 magma odasının bulunduğu tespit edildi. Bu magma odalarının bazıları 5-6 kilometre boyutlarındayken, bazıları ise 30 kilometre genişliğe kadar ulaşabiliyor. Ağırlıklı olarak yüzeyden 15 kilometre derinlikte yer alan bu magma odaları, 30 kilometre derinliğe kadar izlenebiliyor.
Özellikle, bölgedeki jeotermal sistemin ısınmasına neden olan bir magma kütlesinin varlığına dikkat çeken Karaoğlu, bu büyük magma kütlesinin yüzeye 5 kilometre kadar yaklaşarak yükseldiğini tespit ettiklerini belirtti. Magmanın bu denli yakın olması, olası bir volkanik faaliyetin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Magmanın Yeniden Hareketlenme Riski
Kula-Salihli bölgesinin volkanik faaliyetleri yaklaşık 2 milyon yıl öncesine kadar dayanıyor ve pek çok volkanik koni ile lav kalıntısına ev sahipliği yapıyor. Bölgede bilinen en son volkanik aktivitenin ise günümüzden 4.700 yıl önce gerçekleştiği belirtiliyor. Bu tarihsel veri, bölgenin halen aktif olabileceği konusunda önemli ipuçları sunuyor.
Prof. Dr. Karaoğlu, magma odalarının pozisyonları, yüzeye yakınlıkları ve duruşları incelendiğinde, yeniden faaliyete geçip püskürme olasılıklarının bulunduğunu ifade etti. Bölgede bulunan aktif fay hatlarının, depremler yoluyla bu magma odalarını tetikleyebileceği ve olası bir volkanik patlamayı başlatabileceği riskine dikkat çekti.
Alaşehir grabeninde yer alan sınır fayları ve bölgedeki diğer aktif fay sistemlerinin, kuzey-güney yönünde gerilmeye neden olduğunu belirten Karaoğlu, bu durumun yer kabuğunu deforme ettiğini açıkladı. Bu gerilmeler ve kabuktaki yırtılmalar devam ettikçe, 5 kilometre derinliğe kadar sokulan magma kütlesinin yüzeye yaklaşarak püskürme olasılığının yüksek olduğunu vurguladı. Bu jeolojik hareketliliğin, bölgedeki volkanik faaliyetleri tetikleme riskini artırdığı ifade ediliyor.
Proje ekibinde yer alan Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanı ve Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Kaypak, yürütülen çalışmanın Türkiye’de nitelik anlamında bir ilk olduğunu belirtti. Çalışmada, bölgeye geçici olarak yerleştirilen sismometrelerden elde edilen verilerin yanı sıra, AFAD ve Kandilli Rasathanesi’nin deprem gözlem merkezlerinden alınan veriler kullanıldı.

Deprem Verileri ile Magma Odalarının Görüntülenmesi
Prof. Dr. Kaypak, bölgede yaklaşık 3 bine yakın küçük deprem tespit ettiklerini ve bu verileri kullanarak magma odalarının yer altındaki tomografik kesitini oluşturduklarını açıkladı. Tıbbi görüntüleme tekniklerine (beyin tomografisi veya MR gibi) benzer şekilde, yer altını deprem verileri ile görüntülediklerini belirten Kaypak, bu sayede magma odalarının konumu, büyüklüğü ve derinliği hakkında önemli bilgiler elde ettiklerini vurguladı.
Çalışmalarının sadece bilimsel değil, aynı zamanda ekonomik anlamda da önemli faydalar sağlayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaypak, bu araştırmanın özellikle jeotermal enerji araştırmalarına rehberlik yapabileceğini ifade etti. Magma odalarının yerlerinin belirlenmesi, bölgedeki jeotermal potansiyelin değerlendirilmesi açısından kritik önem taşıyor.

Bu araştırmanın, volkanik çalışmalar açısından önemli bir yenilik olduğunu belirten Kaypak, farklı jeofizik ve jeolojik yöntemlerin bir arada kullanıldığı bu nitelikli çalışmanın Türkiye’de ilk kez gerçekleştirildiğini vurguladı. Yer altının derinliklerinin başarılı bir şekilde görüntülendiği bu çalışma, hem bilim dünyasına hem de ülkenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak bilgiler sunuyor.
Prof. Dr. Kaypak, elde edilen sonuçların bilimsel dünyaya büyük katkıları olacağını ve bu araştırmanın uzun vadede jeotermal enerji çalışmaları başta olmak üzere çeşitli ekonomik faydalar sağlayacağını dile getirdi. Bu bulguların, Türkiye’nin jeotermal enerji kaynaklarını daha etkin bir şekilde değerlendirmesine ve enerji alanında önemli adımlar atmasına olanak tanıyacağı öngörülüyor.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
