Dogon Kabilesi; Afrika’nın Mali Cumhuriyeti’nde yaşayan ilkel bir kabiledir. Modern dünyadan kopuk bir şekilde yaşayan bu kabilenin, sahip olduğu ileri derecedeki astronomi bilgisi bilim dünyasını oldukça şaşırtmaktadır. Dogonların yüzyıllardır sahip oldukları birçok bilgileri, bilim dünyası yeni keşfetmektedir. 1930’lu yıllardan bu yana araştırılan ve birçok bilim insanı tarafından merak edilen kabilenin, dünya dışı bir kökenin olduğu düşünülmektedir.
Afrika’nın çorak topraklarında yaşayan bu kabilenin nüfusu 250 bin civarındadır. Kültürlerini sözlü aktarım yoluyla sürdüren kabile, yalnızca teleskopla gözlemlenebilen Satürn’ün halkalarını ve Jüpiter’in 4 uydusunu bilmektedir. Bu bilgiler modern dünyada ilk kez Galileo tarafından gözlemlenmiştir. Dogonlar sayısız yıldızın varlığına ve dünyanın da içinde yer aldığı samanyolunun, sarmal bir gücü olduğuna inanmaktadır. Dünyanın yuvarlak olduğunu, güneş etrafında döndüğünü, dünyanın kendi etrafında döndüğünü bilmektedirler. Siriusun aslında tek bir yıldız olmayıp, Sirius A, B, C, olarak üçlü bir sistem oluşturduğunu ve bunların birbirleri etrafında 50 yılda bir döndüklerini bilmektedirler.

Sahip oldukları bilgileri sembollerle anlatan Dogonların, kullandıkları sembollerin temelinde ‘’Nommolar’’ diye bilinen bir varlık yer almaktadır. Bu varlıklar dünyayı uygarlaştırmak için uzaydan geldiğine inanılan, hem karada hem de suda yaşayan bir varlıktır. Dogon rahiplerine göre, eski zamanlarda sirus sistemindeki bir gezegende yaşayan Nommolar dünyaya inmiş ve bildiklerini rahiplere öğretmiştir. Bu bilgiler de kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Kabileye göre Nommolar dünyanın yaratıcıları, insanoğlunun ataları ve ruhsal ilkelerin koruyucularıdır.

Astronomlar tarafından 1995 yılında keşfedilen Sirius C yıldızı, Dogonların Sirius sisteminde ‘Emme Ya’ adını verdikleri ve Nommoların gezegeni olduğunu söyledikleri üçüncü yıldızdır. Dogonlar Sirius yıldızının en parlak yıldız olduğunu, Siriusun yanında çıplak gözle görmenin mümkün olmadığı küçük, sönük, yoğun bir yıldızın daha bulunduğunu ve yıldızın tam konumunu bilmektedirler. Dogonların bahsettiği sönük yıldızın varlığı ise 19. yüzyıla kadar gökbilimciler tarafından bilinmemektedir. Bu sönük yıldız 1862 yılında Amerikalı gök bilimci Alvan Graham Clark tarafından keşfedilmiş ve bu yıldıza Sirius B ismi verilmiştir.
Sirius yıldızı ve onun çevresinde döndüğüne inanılan yıldız ve gezegenler Dogon mitolojisinin temelini oluşturmaktadır.

Dogonların Sirius yıldızı ile aralarında kurdukları bağ, UFO araştırmacılarının, astronomların ve bilim insanlarının da oldukça ilgisini çekmiştir. Kabilenin kökeni ve sahip oldukları derin astronomi bilgisine nasıl ulaştıkları hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Hatta Arkeolog Erich Von Daniken, Dogon kabilesinin sahip olduğu bu bilgilerin, geçmişte dünya dışı varlıkların dünyayı ziyaret ettiğinin kesin bir kanıtı olarak yorumlamıştır.
Dogonlar hakkında araştırma yapan Amerikalı bilim insanı Robert Temple, bir Nommo uzay gemisinin gelişini ve dönerek yere inişini simgeleyen semboller bulmuştur. Geminin Dogonların yaşadığı yerin güneydoğusuna indiği söylenmektedir. Dogon rahiplerine göre gemi kuru toprağa inmiş ve inerken girdap oluşturarak bol miktarda toz kaldırmıştır. Siriustan gemilerle dünyaya gelen bu varlıklar bir gün geri döneceklerdir.
Dogonlar tarafından bugüne kadar açıklanan tüm bilgilerin aslında bildiklerinin bir kısmını oluşturduğu söylenmektedir. Araştırmacılar, Dogonların tüm bildiklerini açıklamadıkları konusunda hemfikirdirler. Uygarlığın ancak 1930’lu yıllarda temasa geçtiği Dogonların hiç bir teknik aracı bulunmamaktadır. Bu kadar bilgiyi nasıl elde ettikleri ise çözülemeyen konulardandır.

Dogon Kabilesi Hakkında Bilgiler
Dogonlar; Mali’nin orta plato bölgesinde, Batı Afrika’da, Nijer kıvrımının güneyinde, Bandiagara şehrinin yakınında ve Burkina Faso’da yaşayan etnik bir gruptur. Kabilenin kendine özgü gelenekleri, dini inançları, dilleri ve yaşam tarzları bulunmaktadır. Mali’nin ‘Bandiagara Kayalıkları’ bölgesinde yaşayan kabilede herhangi bir teknolojik alet yer almamaktadır. Büyük kanyonu andıran derin vadilerde, uçurumların kenarına toprak ve ahşaptan yapılmış kulübeyi andıran evlerde yaşamaktadırlar.

Kabile avcılık, toplayıcılık, tarım ve hayvancılık gibi işlerle geçimini sağlamaktadır. El yapımı halatlarla yüzlerce metrelik kayalıklara tırmanarak elde ettikleri güvercin gübresi ile tarım ürünlerinin verimini arttırmakta ve bu ürünleri semt pazarlarında satmaktadırlar. Aynı zamanda ağaç ve deri işçiliği yoluyla yaptıkları heykeller, giysiler, maskeler de kabilenin diğer uğraşları arasındadır. Nüfus sayımı yapılmaması nedeniyle kesin nüfusu bilinmeyen kabilenin 250 bin civarında olduğu düşünülmektedir. Yönetimi, yerel liderler tarafından üstlenilen köylerin nüfusu 500 civarındadır. Yaklaşık olarak 700’ün üzerinde köyleri mevcuttur. Köylerin hem dini hem de siyasi sorumluluklarını üstlenen yöneticilere hogon denilmektedir.

Yazılı bir dili ve alfabesi bulunmayan kabilenin konuştuğu dil köyden köye değişiklik göstermektedir. Bildiklerini gelecek nesillere aktarmak için sözlü gelenek yöntemini ve mağara duvarlarına çizdikleri sembolleri kullanmaktadırlar. Kökenleri hakkında net bir bilgi bulunmayan kabilenin 13. ve 16. yüzyıllar arasında Mısır’dan bulundukları yere göç ettikleri düşünülmektedir. Kabilede İslamiyet ve Hristiyanlığa inanan bir kesim bulunmaktadır. Fakat çoğunluk olarak kabileye özgü olan, Antik Mısır Uygarlığındakine benzer ‘’animizm’’ kökenli tek yaratıcının bulunduğu bir dine inanmaktadırlar. Bu inançtaki kabilenin tanrısı ise ‘Amma’ ismini taşımaktadır. İnanışa göre, Amma evreni tek bir zerreden yaratmıştır.

Kabilenin yeni doğan üyelerinin kötülükten arınması için, kız – erkek sünnet edilmektedir. Ahiret inancı bulunan Dogonlar da ölümden sonra ruh ile beden birbirinden ayrılmaktadır. Amma ile cennette buluşacaklarına inan Dogonlar, bu buluşmanın gerçekleşmesi için kutsal dans seremonileri gerçekleştirmektedir. Bu seremoniler farklı anlamlar ifade eden renkli oyma maskeler takarak, çeşitli dans figürlerinin sergilenmesi şeklindedir. Danslar vasıtasıyla muallakta kalan huzursuz ruhların, yeniden huzura kavuştuğuna inanılmaktadır. Maskeler ahşap oyma tekniği kullanılarak şekillendirilmiş ve çeşitli boyalarla renklendirilmiştir. Bu maskeler Dogonlara göre, insanoğlu için maddi dünya ile manevi dünya arasındaki köprüyü kuran nesneler niteliğindedir. Dogon mitolojisinde, ölüm ve çeşitli bayramlarda takılan bu maskelerin her birinin, farklı bir anlam ifade ettiğine de inanılır.

