12 Eylül 1980 Darbesi’nin üzerinden 44 yıl geçti, ancak demokrasinin kara lekesi olarak hafızalardaki yeri hala tazeliğini koruyor. Türk siyasi tarihinde derin bir kırılma noktası olarak hatırlanan bu askeri müdahale, demokrasiyi askıya alıp ülkenin yönetim yapısında köklü değişikliklere yol açtı.
Siyasi cinayetlerin, ekonomik bunalımların ve güvenlik sorunlarının tırmanışa geçtiği bir dönemde gerçekleşen darbe, iç ve dış etkenlerin etkisiyle hızlanan bir sürecin sonucuydu. Türkiye’yi adeta yeniden şekillendiren bu müdahale, demokrasiyi on yıllar boyunca gölgeleyen büyük bir travma olarak hafızalarda kaldı.
12 Eylül’de ne oldu? 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi neden yapıldı? 12 Eylül Darbesi’nin 44. yıldönümü!

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nde Yaşananlar
12 Eylül Darbesi ya da 1980 İhtilali, resmî adıyla 12 Eylül 1980 Harekâtı veya Bayrak Harekâtı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 12 Eylül 1980 tarihinde emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bir askerî darbedir. Bu müdahale, 27 Mayıs Darbesi ve 12 Mart Muhtırası’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ordunun yönetime üçüncü ve son başarılı müdahalesi olmuştur.
Darbe, 12 Eylül 1980 gecesi saat 03.00’te Türk Silahlı Kuvvetlerinin TRT, PTT ve diğer iletişim merkezlerini ele geçirmesiyle başladı. Saat 04.00’te, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Başbakan Süleyman Demirel’in konutunun sorunsuz bir şekilde ele geçirilmesinin ardından, ülke genelinde radyolardan duyuruldu.

İlk bildiride, harekâtın amacının ülkenin bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini yeniden tesis etmek ve demokratik düzeni tehdit eden unsurları ortadan kaldırmak olduğu ifade edildi. Aynı gün saat 13.00’te, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, radyo ve televizyon üzerinden yaptığı konuşmayla müdahalenin gerekçelerini açıkladı.
Darbe sonrası Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki hükûmetin görevine son verildi, milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren devlet başkanı olurken, yasama yetkisi Millî Güvenlik Konseyi’ne devredildi.
Siyasi partiler kapatıldı, parti liderleri gözaltına alındı ve daha sonra bazıları yargılandı. 1961 Anayasası yürürlükten kaldırılarak, yeni bir anayasa hazırlanıp 7 Kasım 1982’de halk oylamasına sunuldu. Bu oylamada, %91,37 oranında oyla anayasa kabul edilirken, Kenan Evren de cumhurbaşkanı oldu.

Darbe sonrası 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerde yargılandı, yaklaşık 300 kişi cezaevlerinde hayatını kaybetti. Ayrıca, 1.683.000 kişi fişlendi. 12 Eylül 2010’da yapılan referandumda %57,88 “evet” oyu çıkmasının ardından darbeciler hakkında suç duyuruları yapılmaya başlandı ve 7 Nisan 2011’de ilk soruşturma açıldı. 4 Nisan 2012’de başlayan yargılama sonucunda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ancak her iki isim de dava sonuçlanmadan hayatını kaybetti.
15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’yı yargılayan savcılar ve hâkimler, FETÖ soruşturması kapsamında meslekten ihraç edildi ve bazıları yargılandı.

Darbe Öncesi Durum ve Gerekçeler
Siyasi İstikrarsızlık: 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin temel gerekçeleri arasında, ülkede artan siyasi cinayetler ve özellikle 6 Eylül 1980’de Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde düzenlenen Kudüs Mitingi yer alıyordu. Darbe liderleri, bu mitingi “şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi” olarak nitelendirmiştir. “Konya Mitingi” olarak da bilinen bu olayda, kalabalık İstiklal Marşı sırasında yere oturmuş ve marşı yuhalamış, “Ezan sesi istiyoruz. Bu marşı söylemiyoruz.” şeklinde sloganlar atılmıştır.
Erbakan ve diğer Millî Selamet Partisi üyeleri, Arapça pankartlar ve ilahilerle kortej yürüyüşü yapmış, miting boyunca şeriat çağrıları yapılmış ve devlete karşı protesto eylemleri gerçekleştirilmiştir. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, bu olayı “çok sinirlendiklerini” belirterek “31 Mart Vakası‘nın provası” olarak değerlendirmiştir.
Aynı dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 25 Mart 1980’de başladığı cumhurbaşkanlığı seçiminde 124 tur oylama yapılmasına rağmen sonuç alınamaması, halkın demokratik yollarla ülkenin sorunlarını çözemeyeceği inancını pekiştirdi.

Ekonomik Kriz: Darbe öncesi dönemde ekonomik sorunlar da büyük bir etkiye sahipti. Son başbakan Süleyman Demirel‘in “70 sente muhtacız” sözüyle özetlenen dış ticaret açığı ve döviz krizi, işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile birleşerek ekonomik bir çöküşe yol açtı. 1979’da %80 olan enflasyon, 1980’de %100’ün üzerine çıkarak ekonomik buhranı derinleştirdi.
Bülent Ecevit döneminde yapılan zamları eleştiren Demirel, iktidara geldiğinde kendisi de birçok ürüne zam yapmak zorunda kaldı. 24 Ocak kararlarının ardından gübre fiyatlarına %500-800, elektriğe %78, vapur ücretlerine %100, et ve et ürünlerine %100 oranında zam yapılması, toplumda büyük bir tepkiye yol açtı. Ana muhalefet lideri Bülent Ecevit, Demirel’in rejimi değiştirmeye çalıştığını iddia ederek işçileri haklarını almaları için mücadele etmeye çağırdı.

Güvenlik Sorunları: 1970’li yıllarda Türkiye’de sağ ve sol gruplar arasındaki çatışmalar, binlerce insanın ölümüne neden oldu. 1978 sonrası şiddetlenen bu çatışmalar, doğuda da PKK’nın kurulmasıyla daha karmaşık bir hâl aldı. PKK, “Apocular” olarak bilinen bir grup olarak saldırılara başladı ve ülkeyi daha da istikrarsızlaştırdı.
Bu dönemde yaşanan şiddet olayları, adeta bir “örtülü iç savaş” hâlini aldı ve 4.000’den fazla insan hayatını kaybetti. Ülke genelinde cezaevlerinden sürekli kaçışlar yaşandı ve güvenlik sorunları gündemde geniş yer buldu.
11 Eylül 1980 tarihli gazeteler, ülke genelinde yaşanan şiddet olaylarını haberleştiriyordu. Ankara’da iki kardeşin kurşuna dizilmesi, Siirt’te bir bomba patlaması sonucu beş kişinin hayatını kaybetmesi, Fatsa ve Malatya’da çeşitli cinayetlerin işlenmesi, Mersin’de bir sinema bilet kuyruğunun taranarak dört kişinin öldürülmesi, Eskişehir’de bir kahvehanenin taranması ve İstanbul’da asılan bombalı pankartları indirmeye çalışan polislerin ağır yaralanması gibi olaylar, ülkenin içinde bulunduğu kaosu gözler önüne seriyordu.

Dış Politika Etkileri: Türkiye, NATO’nun güney kanadındaki en stratejik ülkelerden biri olarak siyasi ve ekonomik istikrarsızlık yaşıyordu. Bu durum, özellikle ABD tarafından yakından takip ediliyordu. 1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi ve aynı yıl Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali, Türkiye’nin ABD politikaları açısından istikrar kazanmasını daha da önemli hâle getirdi. Darbe, bu bağlamda Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde ve dış politikada yeniden bir denge arayışının da yansıması olarak değerlendirildi.
1982 Anayasası: Yeni Dönemin Temel Yasası
12 Eylül 1980 Darbesi sonrası geçen üç yıl içinde, Türkiye’de önemli yasal düzenlemelerin büyük çoğunluğu değiştirildi. Askerî yönetimin kontrolünde hazırlanan 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halk oylamasında yüzde 92 oranında “Evet” oyu ile kabul edildi. Referandum sürecinde karşıt görüşlerin ve propaganda yapılmasının yasak olduğu bu dönemde, anayasa büyük bir farkla onaylandı.
Referandumda oy kullananların, özellikle ‘Hayır’ oyu verenlerin baskı altında tutulduğu iddia edildi. Bunun en belirgin örneği olarak, oy pusulalarının renginin dışarıdan görülebildiği öne sürüldü. Ancak Anayasa’nın kabul edilmesinin tek nedeni bu değildi; halkın o dönemki iç savaş ve kaos ortamından duyduğu korku, anayasanın bu kadar yüksek oranda kabul edilmesinde önemli bir etken oldu.
Aynı halk oylamasında Kenan Evren, otomatik olarak Cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa’nın içerdiği önemli bir madde olan geçici 15. madde, darbe yönetiminin yargılanmasını ömür boyu engelledi ve bu madde, ancak 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile kaldırıldı.

İdamlar ve Cezalar: Darbenin Ağır Bedelleri
12 Eylül Darbesi’nin ardından, devlet tarafından geniş kapsamlı bir takip ve cezalandırma süreci başlatıldı. Yaklaşık 1 milyon 683 bin kişi “anarşist” olarak fişlendi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından 230 bin kişi yargılandı.
Darbe sonrası idam cezaları da büyük bir yer tuttu. 7 bin kişi için idam cezası talep edilirken, 517 kişiye idam cezası verildi. Bu cezaların 50’si infaz edildi. 26’sı siyasi suçlu, 23’ü adli suçlu ve biri ASALA terör örgütü militanıydı. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 259 kişinin idam dosyası gönderildi.
Bu dönemde birçok kişi Türk Ceza Kanunu‘nun çeşitli maddelerinden yargılandı. 71 bin kişi, örgüt üyeliği ve diğer suçlarla mahkemeye çıkarıldı. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olduğu iddiasıyla yargılanırken, 388 bin kişiye pasaport verilmedi ve 30 bin kişi sakıncalı bulunarak işten çıkarıldı.
14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı ve 30 bin kişi de siyasi mülteci olarak yurtdışına gitmek zorunda kaldı. Aynı dönemde 300 kişi şüpheli şekilde hayatını kaybederken, 171 kişinin işkence sonucu öldüğü resmen belgelendi.
Sansür de darbe sürecinin önemli bir parçasıydı. 937 film “sakıncalı” olduğu gerekçesiyle yasaklanırken, 23 bin 677 derneğin faaliyetleri durduruldu. Ayrıca, 3 bin 854 öğretmen, 120 üniversite öğretim üyesi ve 47 hâkim görevlerinden alındı.
Basın özgürlüğü de ağır bir darbe aldı. 400 gazeteci hakkında toplamda 4 bin yıl hapis cezası istenirken, 31 gazeteci cezaevine girdi ve 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci ise öldürüldü.

12 Eylül Davası
12 Eylül 2010 referandumuyla birlikte, darbenin sorumlularının yargılanması için yeni bir dönem başladı. Referandum sonucunda yüzde 58’lik bir “Evet” oyuyla 12 Eylül’ün sorumluları hakkında dava açılmasının önü açıldı. 13 Eylül 2010’dan itibaren darbeden mağdur olan kişiler, suç duyurularında bulundu. Bu suç duyuruları üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 7 Nisan 2011’de ilk soruşturmayı başlattı. Darbeden 31 yıl sonra başlatılan bu soruşturma, Türkiye tarihinde bir ilkti.
Sonuç olarak, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar. Ancak, Tahsin Şahinkaya’nın Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında hayatını kaybetmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü ve cezalar kesinleşmedi.

WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
Konu ile ilgili ‘’ 27 Mayıs 1960: Demokrasiye Vurulan İlk Darbe! ’’ isimli makale için TIKLAYINIZ!
