Nacaal tabletleri; bir zamanlar var olduğu iddia edilen Mu Kıtasına ait, günümüzden yaklaşık 15 bin yıl önce yazılmış taş tabletlerdir. Nacaallar, Mu kıtasında yaşayan antik bir uygarlık ve halktır. Bu tabletleri yazan uygarlık, bir gün bu sonla karşılaşacaklarını tahmin ettikleri için kendi bilgilerini gelecek kuşaklara aktarmak istemiştir. Tibet’te bulduğunu iddia edilen Nacaal tabletleri, İngiliz araştırmacı James Churchward sayesinde ün kazanmıştır. Tabletlerin varlığına dair hiçbir bilimsel ve arkeolojik veri bulunmamış olmasına rağmen hakkında çok sayıda eser yazılmıştır.
Nacaal tabletlerinden ilk defa Araştırmacı Augustus Le Plongeon tarafından bahsedilmiştir. Le Plongeon 1896 yılında “Queen Moo and the Egyptian Sphinx” adlı eserinde Nacaal’dan bahsetmiştir. Ona göre Orta Amerika’da eski ve güçlü bir uygarlık olan Nacaallar, Maya dininin misyonerleri olan bir halktır. James Churchward ise Nacaal’dan 1926 yılında bahsetmiştir. James Churcward 50 yıldan fazla bir süre tüm dünyayı dolaşarak, Mu Kıtası ile ilgili birçok belge elde etmiştir. Churchward’a göre bu tabletler, Tibet’te bulunan bir mabedin başrahibi Rishi tarafından kendisine verilmiştir. Churcward tabletlerin varlığını, Mu Kıtası ile ilgili en önemli bilimsel kanıt olarak kabul eder.
James Churcward’a göre 50 bin yıl yaşayan Nacaal uygarlığının nüfusu 64 milyondur. Uygarlığın beşiği olan Mu Kıtası, bu tabletler sayesinde ortaya çıkmıştır. Tabletlerin dilini öğrenerek tercüme eden Churhward, tabletlerden elde ettiği bilgiler ile 5 kitap yazmıştır. Churchward’ın yazdığı kitaplardan biri “Kayıp Mu Kıtası, İnsanlığın Anayurdu” kitabıdır. Mu Kıtası teknolojik olarak çok gelişmiş bir uygarlıktır. Diğer bütün geçmiş uygarlıklardan çok daha ileri seviyeye ulaşmışlardır. Aynı zamanda tabletler, evrenin başlangıcı ve ortaya çıkışı konusunda da ayrıntılı öngörüleri kapsamaktadır.

Nacaal Tabletlerinin Ortaya Çıkışı
Nacaal tabletleri; Hindistan’daki arkaik Sanskritçe olarak bilinen en ilkel Hint dilinden daha eski olan Naga-Maya dilinde yazılmıştır. Churchward; Batı Tibet’teki mabette Naga-Maya dilini bilen başrahib Rishi’den, 2 yıllık bir çalışma sonunda öğrenerek tablette yazılanları çözmüştür. Tablette yazanlara göre, bu tabletler Hindistan’a, Mu’nun bilim rahipleri dedikleri ‘Naakaller’ tarafindan getirilmiştir. Başrahibin, binlerce yıldır sır gibi saklanan tabletleri Churchward’a niçin gösterdiği bilinmemektedir. Rishi’nin, Churchward’ı kendisine yakın bulduğu ve bazı sırların batı dünyasına açıklanmasının zamanının geldiğine inandığı için gösterdiği tahmin edilmektedir.
Nacaal tabletleri üzerinde bulunan semboller daha çok geometrik şekilleri kapsar. Eski uygarlıklarda Güneşe Tapma, yaygın bir inançtır. Naacal öğretisinde ise Güneş doğrudan Tanrı değil, onun birliğinin ve tekliğinin kitleler tarafından daha iyi anlaşılması için seçilmiş bir semboldür. Sembollerin kullanılmasının bir diğer amacı da belirli ifade tarzlarının kalıplaşması önlemektir. Yaşanan gelişmeler doğrultusunda bu sembollere yeni anlamlar yükleyerek, dinin bağnazlıktan ve dogmalardan kurtulmasını sağlamaktır. Fakat Mu Kıtası çöküp ana kaynak yok olunca, zaman içerisinde bu sembollerin kendileri de putlaşmıştır.

Sırrı Çözülemeyen Eserlerin Kaynağı Kayıp Kıtalar mı?
Naacal dilini öğrenen ve tabletleri inceleyen Churchward, bu tabletlerin ışığı doğrultusunda kayıp kıta Mu ve uygarlığının izlerine rastlamak umuduyla 50 yıl süren araştırma gezileri yapmıştır. Pasifik okyanusundaki hemen bütün adalarda, Sibirya ve Orta Asya’da, Avusturalya’da, Mısır’da incelemelerde bulunmuştur. 1930’lu yıllarda James Churcward’un kaleme aldığı eserler ve yaptığı konferanslar bilim dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. Churcward’ın kaynaklarını, Naacal Tabletlerinin yanı sıra, Amerikalı Jeolog William Niven’in 1921 ve 1923 yılları arasında Meksika’da ortaya çıkardığı tabletler oluşturur. Churchward, Tibet tabletlerinde eksik kalan bilgileri, Meksika tabletleri ile tamamlamış ve eserlerini yazmıştır.
Bilim Dünyası kayıp kıta Mu’nun ve Atlantis’in varlığına her zaman kuşkuyla yaklaşmıştır. Fakat bu iki uygarlığın battığı öne sürülen 12 bin yıl öncesinde dünyada büyük jeolojik olayların yaşandığı kabul edilmektedir. Dünyanın birçok yerindeki kavim ve milletlerin inanışlarında, tufan efsaneleri ve büyük felaketlerin yaşandığı doğrulamaktadır. Mısır Piramitleri, Maya kalıntıları, Paskalya adası uygarlığı gibi günümüzde nasıl ortaya çıktıkları açıklanamayan birçok eser, bu batık kıta uygarlıklarının varlığı ile mantıklı izahlara kavuşabilmektedir.

