Elazığ’ın Harput Mahallesi’nde bulunan Arap Baba Türbesi, yüzyıllardır ziyaretçilerini hayrete düşüren bir gizemi barındırıyor. Türbenin içinde yatan Arap Baba’nın naaşı, yaklaşık 700 yıldır çürümeden korunuyor ve bu durumun sırrı hala çözülememiş durumda. Ancak, ilginç olan bir detay var: Arap Baba’nın naaşının başı kesik! Bu gizemli evliyanın sırrı, yıllardır merak uyandırmaya devam ediyor.
Son dönemde yapılan bilimsel incelemeler, bu tarihi ve dini figürün sırlarını çözmeye bir adım daha yaklaştı. Hem Selçuklu kumandanı hem de büyük bir veli olarak bilinen Arap Baba’nın efsanevi hikâyesi ve naaşının korunma sırrı, tarihin derinliklerinden günümüze uzanan bir mucize olarak karşımıza çıkıyor.

Arap Baba Türbesi ve Mescidi
Arap Baba Türbesi ve Mescidi, Harput Mahallesi Enver Demirbağ Sokak’ta yer almakta olup, Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. Kitabesinde yazılı bilgilere göre, mescidin, Selçuklu hükümdarlarından IV. Kılıçarslan’ın oğlu III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde H. 678 (M. 1279-80) yılında Yusuf İbn Arebişah tarafından inşa edildiği belirtilmektedir.
Türbe, Selçuklu mimarisine özgü özellikler taşıyan iki katlı bir yapıdır. Arap Baba’nın sandukası alt katta, mescit ise üst kattadır. Kare planlı mescidin üzeri kubbe ile örtülüdür. Taç kapısının dış kısmı at nalı kemer ve yuvarlak basık kemerli bir kapı ile mescide giriş sağlanmaktadır. Mihrabın iki yanında iki pencere yer almaktadır. Mihrabın ve kubbenin ortasında 13. yüzyıl Selçuklu dönemi firuze ve patlıcan moru turkuaz siyah çiniler bulunmaktadır.
Mescidin kuzeybatısında, Selçuklu döneminde Darül-hadis ve Darül-hattat olarak kullanılan bir bölüme geçiş kapısı vardır ve bu bölüm tonoz örtülüdür. Minare, türbe ve mescidin ortasında inşa edilmiştir ancak üst bölümü yıkılmış olup, kapısı mescidin içindedir. Minarenin kaidesi beş sıra taş üzerinde olup alçı ve sıva izleri taşıyan sırça bordürlüdür, ancak günümüzde oldukça tahrip olmuştur.

Selçuklu türbelerinde yaygın olduğu gibi cenazelik veya mumyalık bölümü mescidin altındadır. Bu bölüm, tonoz örtülü ve dar bir dikdörtgen alan olup, 1 metre ölçülerinde yuvarlak basık kemerli küçük bir girişe sahiptir. İçerisinde cam kaplama bir sanduka yer almakta ve burada Arap Baba olarak bilinen kişi yatmaktadır. Üzerine yeşil bir çuha örtülüdür.
Arap Baba, Selçuklu döneminde önemli bir mücahit, kumandan veya büyük bir veli olarak kabul edilmektedir. Bedeni çürümeden korunmuş olup, göğüs ve karnı çökmüş, el ve ayak tırnakları sağlam durumdadır. Bu durum, dönemin fen bilimlerine göre bir teknikle açıklanabileceği gibi, yüksek manevi özelliklerine de bağlanmaktadır.
Bir başka rivayete göre ise “Körhane” olarak bilinen ve kışın morg olarak kullanılan bir mekânda uzun süre kaldığı için çürümediği düşünülmektedir. Askeri faaliyetlerinin dışında halka sık sık vaazlar verip nasihatlerde bulunur. “Kılıçla geldim kalemle gideceğim” dediği söylenir. Vefat tarihi ise bilinmemektedir.

Arap Baba’nın Naaşı Bilim İnsanları Tarafından İncelendi
Elazığ’ın Harput Mahallesi’nde bulunan Arap Baba Türbesi’ndeki, yaklaşık 700 yıldır bozulmadan kaldığı öne sürülen Arap Baba’nın naaşı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün izniyle bilim insanları tarafından incelendi.
Yüzlerce kişinin ziyaret ettiği türbede merak edilen sır, bu inceleme ile açığa çıktı. İncelemeyi yapan ekip, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü öğretim görevlisi ve dünyaca ünlü adli antropolog Dr. Mehmet Yaşar İşçan liderliğindeki uzmanlardan oluşuyordu. Elazığ’a giderek araştırma yapan bilim insanları, Arap Baba hakkındaki asırlık efsaneyi çürütecek önemli bulgular elde etti.
Koku Şikâyetleri İncelemeyi Başlattı
Türbeyi inceleme talebi, bizden değil Vakıflar Malatya Bölge Müdürlüğü’nden geldi. Bölge Müdürlüğü, “Arap Baba’nın naaşının bulunduğu alanda kokular geldiğine ilişkin ihbarlar aldık” diyerek bilimsel inceleme yapılmasını talep etti.
Bir Yıllık İzin Süreci
Bürokratik işlemlerin ardından yaklaşık bir yıl sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden izin alarak naaşın bulunduğu yerde inceleme yapmamıza izin verildi.
Dört Günlük İnceleme
Arkeoloji uzmanı Bahar Meryen, mikrobiyoloji uzmanı Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Çokan ve ben, 13 Temmuz 2008’de Elazığ’a gittik. Bölgede dört gece kaldık. Maskelerimizi ve özel kıyafetlerimizi giyerek, naaşın bulunduğu yere doğru gittik.
Naaş Uygunsuz Koşullarda Bulundu
Naaşın bulunduğu kutuda iddia edildiği gibi koku yoktu ve cesette organizma veya böceklenme görülmedi. Ancak ortam çok nemli ve sıcaklık yüksekti. Arap Baba’nın naaşı uygunsuz bir koşulda bulunuyordu.

Türbede Ailesi de Gömülü
Mezarlık, 1 metre 80 santimetre yüksekliğinde bir çukurdu ancak boştu. Çukurun içinde Arap Baba’nın ailesine ait olduğu düşünülen başka kemikler de vardı.
Üç Boyutlu Görüntüleme
Arap Baba’nın naaşı, mezardan çıkarılarak cam sandığın içinde teşhir ediliyordu. Naaşı ambulansla Fırat Üniversitesi’ne götürdük ve burada Radyoloji Bölümü’nde üç boyutlu görüntülerini aldık. Bu teknik, Türkiye’de ilk defa bir mumyaya uygulandı.
Yaşarken Nasıl Göründüğü Belirlenecek
Bu teknik sayesinde, Arap Baba’nın yaşamındaki gerçek görüntüsünün fotoğrafını çıkarmamız mümkün olacak. Cenazeyi Fırat Üniversitesi Adli Tıp Kurumu’na geri götürdük.
İkinci İnceleme ve Bulgular
Ertesi sabah tekrar inceledik. Vücudunun yumuşak dokularında bozulma yoktu ve derisi sağlamdı. Ancak sağ ayak bileği kemiklerinden bir kısmı çürümüştü.
Kafası Kesilmemiş
Arap Baba’nın yaklaşık 40 yaşlarında olduğu, güçlü kemik yapısına sahip olduğu belirlendi. Kafasının kesilmediği anlaşıldı; eğer kesilmiş olsaydı, boynundaki omur kemiklerinde iz olurdu. Ayrıca cesedin yanında bulunan kafatasında da kesik izi yoktu ve alt çenesi eksikti, bu nedenle bu kafatasının cesede ait olmadığı tahmin ediliyor.

Mumyalanmış Olduğu Kesinleşti
Arap Baba’nın naaşının mumyalanmadığı iddiası doğru değil. Cesedin yüzyıllar önce, eski bir Türk geleneğine uygun bir teknikle mumyalandığını düşünüyoruz. Bu çalışmanın sonucunda bu tekniği de öğrenebileceğiz.
Eski Bir Türk Askeri veya Beyi
Mezarda başka kemik kalıntılarının bulunması ve yalnızca bir kişinin cesedinin bozulmaması, bu kişinin eski bir Türk askeri veya bölgenin önemli bir lideri olduğunu gösteriyor. Eski Türk geleneklerine göre, önemli kişiler ve genellikle askerler öldüğünde mumyalanır ve ailesiyle beraber aynı mezara gömülürdü.
Ailesini de İncelemek İstiyoruz
Arap Baba’nın bölgeye Müslümanlığı yaymak için gelen eski bir Türk askeri olduğuna dair güçlü kanıtlar var. Bu nedenle yüzyıllar önce mumyalanmış. İzin verilirse, mezarda ailesine ait diğer naaşları da incelemek isteriz.
Koku Şikâyetlerinin Sebebi
Naaş, kokuların geldiği iddiasıyla 1977 yılında cam sandığa konulmuş. Ancak ilerleyen yıllarda tekrar koku şikâyetleri üzerine, 1988 yılında kimyasal solüsyonlarla bozulmayı engellemek amacıyla işlem görmüş. Ne tür maddeler kullanıldığını araştırıyoruz.
Yağmur Çürüme Başlatmış
Naaşın kokusunun en büyük nedeni, 70’li yıllarda çok yağan yağmurun mezara girmesi. Su birikintisi içinde kalan naaşın çürümeye başladığı ve bu nedenle koku şikâyetlerinin arttığını düşünüyoruz.
Cam Sandık Naaşa Zarar Veriyor
Araştırmalarımız devam ediyor. Henüz raporumuzu sunmadık. Ancak önerim, naaşın mezarlıkta olması. Cam sandığın sürekli açılması naaşın çürümesine neden oluyor. Bu nedenle naaşın mezarlığa gömülmesini önereceğiz.

Arap Baba Kimdir?
Arap Baba, Harput velilerinden biri olarak kabul edilir. Gerçek adı Yusuf olup, babasının adı Arabşah’tır. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Doğum tarihi ve yeri belli değildir. 13. yüzyılda yaşadığı rivayet edilen Arap Baba, Harput’un fethi için gelen Selçuklu kumandanlarından biridir ve aynı zamanda büyük bir velidir.
İslamiyeti yaymak için bazen kılıç kullanan Arap Baba, çoğunlukla insanlara doğru yolu göstermek amacıyla vaaz ve nasihatlerde bulunmuştur. Sık sık, “Kılıçla geldim, kalemle gideceğim” dediği belirtilir. Arap Baba’nın türbesi, 1279 yılında yapılmıştır. Türbenin alt katında kabir odası, üst katında ise ziyaret edilen sanduka bulunur. Arap Baba’nın kabrinin özelliği, naaşının herkes tarafından görülebilecek şekilde açıkta olmasıdır. Türbe içinde, üzeri yeşil kumaşla örtülü camdan bir sanduka içinde yer alan Arap Baba, çürümemiş cesedi ve kesik başı ile büyük ilgi toplamaktadır.

Arap Baba Efsanesi
Yaygın inanışa göre, çok eski yıllarda Harput’ta büyük bir kuraklık başlamış, yağmurlar yağmaz, otlar yeşermez olmuş. İnsanların yağmur duasına çıkmaları, yalvarıp yakarmaları fayda etmemiş. Bir gece, Harput’ta Arap Baba Türbesi’ne yakın evlerden birinde oturan Selvi adlı yaşlı bir kadın rüyasında, Arap Baba’nın türbedeki naaşının başını kesip bir dereye atarsa yağmur yağacağını görmüş. Komşularına anlattığı bu rüya bütün Harput’a yayılmış.
Günler geçmiş ve Harput’a bir damla yağmur düşmemiş. Kıtlık kapıda. Çaresiz kalan insanlar, Selvi Nine’yi Arap Baba’nın başını kesme konusunda ikna etmeye çalışmış. Ancak yaşlı kadın buna cesaret edememiş. Bunun üzerine, bir gece evinin etrafında toplanan insanlar evi taşlamaya başlamış.
Ertesi sabah, çaresiz kalan yaşlı kadın, yüreğindeki korkuları bastırarak Arap Baba’nın türbesine gitmiş ve cesedin başını keserek dereye atmış. Bunun üzerine yağmurlar başlamış ama bu sefer de kıtlıktan daha büyük bir felaket yaşanmış. Seller coşmuş, dereler taşmış. Yağmurlar rahmet olmaktan çıkıp felakete dönüşmüş.
Yine bir gece, Selvi Nine rüyasında Arap Baba’yı görmüş. Arap Baba, “Eğer başımı attığın yerden alıp yerine koymazsan yağmurlar dinmez, senin de halin haraptır” diye öfkeyle bağırmış. Yaşlı kadın, sabah korkuyla uyanıp dereye indiğinde, kesik başın dere kenarında durduğunu görmüş. Hemen alıp getirip sandukada yerine koymuş. Ardından yağmurlar dinmiş ve her şey eski haline dönmüş.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
