Victorian dönemde Avrupalılar, birçok garip inanç ve ritüele sahipti. Ancak sağlıklarını korumak için Mısır mumyalarını öğütüp yeme fikri, belki de en garip olaylardan biriydi. İnsan kalıntılarının sağlık açısından faydalı olduğuna dair inanç, yamyamlıkla başlayıp Orta Çağ’dan 19. yüzyıla kadar uzanan bir süre boyunca popüler kaldı. Bu inanç, Victoria dönemi halkının yemek sonrası eğlenceye olan ürkütücü ilgisiyle birleşerek, tadı berbat olan mumyaları yemeye itilmesine neden oldu.
Mumyalanmış vücutlardan elde edilen ürün, zengin ve fakir herkes tarafından tüketildi ve eczanelerde satıldı. Mısır mezarlarından getirilen mumyaların kalıntılarından elde edilen tıbbi bir madde olan bu ürün, “mumya çılgınlığı” olarak anıldı.
Mumyalar, 12. yüzyılda eczacılar tarafından tıbbi özellikleri için öğütülerek kullanılmaya başlandı. Mumyalar, sonraki 500 yıl boyunca popüler bir reçeteli ilaçtı. Antibiyotiklerin bulunmadığı bir dönemde, doktorlar baş ağrısı, şişkinlik azaltma veya vebayı iyileştirme gibi çeşitli hastalıkları tedavi etmek için ezilmiş kafatasları, kemikleri ve etleri reçete ediyorlardı. Bugün, bu uygulama oldukça rahatsız edici bir davranış olarak kabul edilir ve tıbbi bir tedavi olarak kullanımı kesinlikle tavsiye edilmez.

Antik Mısır Mumyalarının Avrupa’ya Getirilmesi
Mumyalar, Antik Mısır’ın en gizemli özelliklerinden biri olarak bilinirler. Çeşitli işlemlerle ölü bedenlerin çürümesi önlenir ve bozulmadan kalması sağlanır. Mumyalama, Antik Mısır dönemi için oldukça önemli bir uygulamaydı ve özellikle dönemin önde gelen isimleri için sıklıkla uygulanırdı. Mumyalar, günümüze kadar pek çok arkeolojik kazıda bulunmuş ve o döneme ait önemli ipuçları sunmuşlardır. Ancak, Viktorya dönemi Avrupa’sında, insanlar sağlıklarına iyi gelecekleri düşüncesiyle mumyaları ilaç olarak tüketmeye başlamışlardı.
Avrupalılar, Mısır mumyalarını öğütüp renklendirerek, bu uygulamanın zorlu hastalıkların yanı sıra baş ağrısı gibi sorunlara iyi geldiğine inanıyorlardı. Bu uygulama, Orta Çağ’dan itibaren Avrupalılar arasında popüler hale gelmişti ve Viktorya döneminde doruğuna ulaşmıştı. 19. yüzyıla kadar devam eden bu ilginç uygulama, o dönemde şifa amacıyla kullanılmıştı.

Mısır mumyalarını öğütüp elde ettikleri ürüne “Mumia” adını vererek, bu ürünü tıbbi amaçlarla eczanelerde bile satmaya başladılar. Mumyaların öğütülüp renklendirilmesi, tüm sosyal sınıflardan insanlar tarafından tüketilerek oldukça popüler hale geldi. Popülerliği öylesine arttı ki, Avrupa’dan Mısır’a gidip mumya getirerek geçimini sağlayan insanlar ortaya çıktı.
Mumyalar, 12. yüzyıldan itibaren eczacılar tarafından aktif olarak kullanılmaya başlandı ve tam 500 yıl boyunca Avrupa’da şifa verdiği inancıyla tüketildi. Bu popülerlik kaçak kazılar yapan kişilerin, Mısır mumyalarını sokaklarda satmaya başlamasına neden oldu. Bazı kişiler, kazı yapmak yerine köylerdeki ölü insanların bedenlerine mumya süsü vererek sattılar. Bu sahte mumyalar, mumyaların yararlı bir ilaç olduğuna şüpheyle yaklaşan dönemin kraliyet doktoru Guy de la Fontaine tarafından keşfedildi. Ancak yine de, Avrupalılar tarafından mumyaların ilaç olarak kullanılması engellenemedi.

Taze Et ve Kanın Tedavilerdeki Etkisi
Mumyaların uzun süre ilaç olarak kullanılmasının yanı sıra, dönemin doktor ve tıpçıları mumyaları tek bir şifa kaynağı olarak görmediler. Özellikle 17. yüzyılda taze et ve kanın da tedavilerde büyük bir potansiyele sahip olduğuna inanan doktorlar, İngiltere Kralı II. Charles’ı bile bu fikre ikna etti ve insan kafatasından yapılan ilaçları kullanması sağlandı. Mumyaların yerini zamanla kimyasal ilaçlar almaya başladı ve eczacılar 18. yüzyıla kadar şifalı bitkiler ve mumya ilaçları dağıtmaya devam etti. Eskiden, en iyi ilaçlar eski mumyalardan elde ediliyordu. Ancak bazı doktorlar, uzun zaman önce ölmüş olanların taze et ve kanına kıyasla bir canlılık taşımadığına inanıyorlardı.
Taze etten yapılan ilaçların faydalı olduğu iddiaları, soyluları bile ikna etmişti. Nörolojik durumları tedavi etmek için doktorlar, 1909 yılına kadar insan kafataslarını sıklıkla kullanmaya devam ettiler. Mumyanın firavunlardan yapıldığını iddia eden doktorlar, kraliyet ailesi ve seçkinler için mumya yemenin asillere uygun bir ilaç gibi göründüğünü düşünüyorlardı.

Özel Partilerde Mumya Gösterileri
Napolyon’un 1798’de Mısır’a yaptığı ilk sefer, Avrupa’da büyük ilgi uyandırdı. Bu sefer sonrasında, 19. yüzyılda Mısır’a seyahat eden gezginlerin Avrupa’ya getirdiği tüm mumyaların sokakta satılmasına izin verildi. Ancak, 19. yüzyıldan itibaren, insanlar artık hastalıklarını tedavi etmek için mumya kullanmıyorlardı. Victorialılar Mısır cesetlerini, özel partilerde eğlenmek için açmak üzere “mumya açma partileri” düzenliyorlardı.
Önceleri bu mumya açma olayları, tıbbi bir saygınlık iddiası taşıyordu. 1834’te cerrah Thomas Pettigrew, Royal College of Surgeons’ta bir mumyayı açtı. O dönemde otopsi ve ameliyatlar herkesin gözü önünde yapıldığından, bu mumya açma olayı sadece kamusal bir tıbbi işlemdi. Ancak zamanla, tıbbi araştırma iddiası bile ortadan kalktı. Mumyalar, artık heyecan verici objeler haline gelmişti. Paketi açarken seyirciyi eğlendirebilen bir akşam yemeği sunucusu, gerçek bir mumyaya sahip olacak kadar zengin kişilerdi. Sargıların çıkarılmasıyla birlikte kurumuş et ve kemiklerin görülmesinin heyecanı, özel bir evde veya eğitimli bir toplumun tiyatrosunda olsun, insanların bu sargıların açılmasına akın etmesine neden oluyordu.
20. yüzyılın başlarına gelindiğinde, mumya açma partileri son buldu. Bu tür etkinliklerin ürkütücü doğası ve arkeolojik kalıntıların kaçınılmaz zararı üzücüydü. Ancak Tutankhamun’un mezarının keşfinin sponsoru Lord Carnarvon, 1923’te aniden öldü. Ölümü doğal sebeplerden kaynaklanmasına rağmen, kısa süre sonra “mumyanın laneti” adlı batıl bir inanca bağlanmıştır.


O kadar tuhaf ve akķldan uzak yaşadıkları bir dönem olmuş ki korkutucu
evet çok haklısınız