Marshall Adaları; Kuzey Pasifik Okyanusu’nda, Hawaii ve Papua Yeni Gine arasında bulunan adalar grubudur. 31 adet yuvarlak ada grubunu, 5 adayı ve 1152 adet adacığı içermektedir. Bu adalar grubunun en önemli üyesi Bikini Atolü’dür. Bikini Atolü, Marshall Adaları’nın bir parçasıdır ve tarih boyunca birçok nükleer silah denemesi yapılmıştır. Bu nedenle atol, dünyada en fazla radyoaktif taşıyan kara parçalarından biri olmuştur. Bilim dünyası tarafından en kirli yerlerden biri olarak görülen Bikini Atolü civarında, hala en yüksek radyasyon seviyesine rastlanılmaktadır. Adalarda, hala radyoaktif maddelerin olması nedeniyle yerleşim ve turizm gibi faaliyetler sınırlandırılmıştır.
Marshall Adalarının en büyüğü olan Majuro Atolü, adaların yönetim merkezidir ve aynı zamanda adaların en kalabalık yeridir. Marshall Adalar Devleti’nin nüfusunun çoğu yerli Marshall halkından oluşmaktadır. Marshall Adaları’nın tarihi, Polinezyalıların adaları keşfettiği MÖ 2. binli yıllara kadar uzanmaktadır. Daha sonra adalar, İspanyol, Alman ve Amerikan yönetimi altında olmuştur. Bu adalar, günümüzde Marshall Adaları Cumhuriyeti’ni oluşturmaktadır ve yerel yönetim, kendi ülkesi gibi çalışmaktadır. Marshall Adaları, Birleşik Devletler tarafından 1946 ile 1958 yılları arasında barış zamanında nükleer bomba denemeleri için kullanılmıştır. Bu denemelerin birçoğu gizli biçimde gerçekleşmiştir. Bu nedenle Marshall Adaları, nükleer denemeler için ideal görülmüştür.

Marshall Adaları, 29 alçak mercan atolünden oluşan bir ülkedir ve 2035 yılına kadar bir kısmının sular altında kalacağı düşünülmektedir. Bu nedenle, ada halkının yeniden göç etme zorunluluğu olacaktır. Adaların alçakta olması, küresel ısınma ve deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle, su seviyesindeki artış adaların bir kısmının sular altında kalmasına sebep olacaktır. Bu durum, ada halkı için ciddi bir sorun olacaktır ve bu nedenle, çözümler aranmaya devam edilmektedir.

Adaların Nükleer Deneme İçin Kullanılması
Marshall Adaları’nın nispeten seyrek bir nüfusa sahip olması ve adanın gözlerden uzak olması, nükleer bomba denemelerinin gizlenmesine yardımcı olmuştur. ABD, 1946 ile 1958 yılları arasında Marshall Adaları’nda toplam 67 nükleer bomba denemesi yapmıştır. Bu denemeler, adada radyoaktif serpinti bırakarak yerel halkın sağlığını tehlikeye atmış ve birçok kişinin yer değiştirmeye zorlanmasına neden olmuştur. Bu denemeler, Marshall Adaları’nın tarihini ve kaderini değiştirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Marshall Adaları’nda radyoaktif silahları test etmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, Pasifik Okyanusu’ndaki Bikini ve Enewetak atollerinin hala Çernobil ve Fukushima’dan daha radyoaktif olduğu bilinmektedir.
Nükleer bombalar 1940’larda yeni bir silah olarak görülmekteydi ve bilim insanları, patlamanın sonuçlarından emin değillerdi. Patlamanın yoğun ışık, ısı ve basınç dalgalarına yol açacağını bekliyorlardı, ancak radyoaktivite konusunda endişe etmiyorlardı. O dönemlerde radyoaktivite ve nükleer serpinti gibi kavramlar henüz çok yeni ve yeterince araştırılmamıştı. Bu nedenle nükleer bomba denemeleri sırasında, radyoaktivite gibi yan etkilerin olacağı düşünülmemişti.

Marshall Adaları’na Atılan Bombalar
1945 yılında, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmış ve İkinci Dünya Savaşı sona ermiştir. Bu olaydan sonra, ABD daha fazla radyoaktif silah denemesi yapmaya karar vermiştir. Bu denemelerden bazıları Marshall Adaları’nda gerçekleştirilmiştir. Örneğin, Able ve Baker adlı ilk iki bomba, 1946 yılında Bikini Atolü’nde test edilmiştir.
1954 yılında, Bikini Adası’na atılan “Castle Bravo” adlı bomba, İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalardan bin kat daha güçlüdür. Şimdiye kadar patlatılan en büyük ABD nükleer bombası olmuştur. Ancak, Castle Bravo patlaması sırasında rüzgârın yönünün değişmesi ve bilim insanlarının patlamanın gücünü hafife alması nedeniyle radyoaktif serpinti açık okyanusa değil, mercan kayalıklarına, adalara ve bölge sakinlerinin yaşadığı yerlere taşınmıştır. Bu nedenle, adalılar tahliye edilene kadar bu serpinti ile kaplı bölgede yaşamak zorunda kalmışlardır.

1977 yılında, Birleşik Devletler hükümeti Marshall Adaları’ndaki testlerini tamamladıktan on yıldan fazla bir süre sonra, radyoaktif atıkları temizlemeye başlamıştır. Özellikle Runit Adası’ndaki düzinelerce nükleer patlamanın yarattığı devasa bir kraterin üzerine, yaklaşık 73 bin metreküp radyoaktif toprak gömülmüştür. Bu nükleer atıkların üzerine, ABD geçici bir muhafaza olarak kalın bir beton kapak inşa etmiştir. Ancak, bu kapak hala geçici olarak kullanılmaktadır ve henüz kalıcı bir çalışma yapılmamıştır. Bu nükleer atıkların uzun vadede nasıl muhafaza edileceği hala bir sorun olmaya devam etmektedir. Günümüzde ise, bu kapağın sıcaklıklar sebebiyle çatlamaya başladığı ve tehlike yarattığı söylenmektedir.

