Bilim, belli bir konu hakkında bilgi toplamaya ve bu bilgiyi anlamaya çalışan bir yöntemdir. Bilimin amacı, doğayı ve evreni anlamaya yönelik olmasına rağmen, hâlâ açıklanamayan pek çok şey bulunmaktadır. İnsanlar açıklanamayan bir şeyi gördüklerinde, duyduklarında veya inandıklarında, bilim kendini o şeyin var olduğunu ya da olmadığını kanıtlamaya çalışırken bulur. Bazen bazı şeylerin var ya da yok oluşunu kanıtlamak neredeyse imkânsızdır. Hayaletlerden, sözde insan benzeri canavarlara, yaşam ve ölüm arasındaki inanılmaz deneyimlerden, kaybolan insanlara kadar en yaygın açıklanamayan fenomenlerden bazıları şunlardır;
Hayaletlerin Varlığı

Hayaletlerin varlığına dair kanıtlar, bilim tarafından hala doğrulanmamıştır. Ancak, bazı insanlar hayaletlerin var olduğuna inanıyorlar ve gördüklerini iddia ediyorlar. Hatta bazıları, hayaletlerle iletişim kurmak için özel cihazlar ve yöntemler geliştirmişlerdir. Bununla birlikte, bu tür deneyimlerin ne kadar gerçek olduğu veya sadece bir hayal ürünü olup olmadığı hala tartışmalıdır. Hayaletlerle ilgili inançlar ve deneyimler, kültürümüzde ve folklorumuzda yaygın bir yer tutar ve ilgi çekici bir gizem olarak kalmaya devam eder.
İnsana Benzeyen Canavar Kocaayak

Büyük, kıllı, insana benzeyen canavar olarak tanımlanan Kocaayak ve ya Yeti, bazı insanların Himalayalar’da yaşadığına inandığı bir varlıktır. Amerika’da görgü tanıkları tarafından da ara sıra rapor edilmiştir. Ancak onlarca yıldır, üremeleri için binlerce Kocaayak’ın var olması gerektiği halde, hiçbir canlı ya da ölü bulunamamıştır. Ayrıca, bir avcı tarafından öldürülmemiş, hızlı bir araba tarafından çarpmamış veya doğal sebeplerden ölmüş bir Kocaayak’a rastlanmamıştır. Bilim insanlarının çoğu, eldeki verilere göre, Kocaayak’ın var olma ihtimalinin çok zayıf olduğunu düşünür ve bu nedenle onun efsanevi bir yaratık olduğu fikrindedir. Ancak, bu gizemli yaratıkların var olmadığı kesin bir şekilde kanıtlanamamıştır. Belki de bu yaratıklar insan gözünden kaçmak için saklanıyorlardır.
Altıncı His

İçgüdüsel hisler, “altıncı his” veya başka bir şey olarak adlandırılan hisler, hepimizin zaman zaman deneyimlediği şeylerdir. Bununla birlikte, genellikle uçak türbülansı sırasında uçağın düşeceğini hissetmek gibi yanlış olabilirler. Ancak, çoğu zaman doğru gibi görünürler. Psikologlar, insanların bilinçaltında çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını ve bu da bizi, onu tam olarak nasıl ve neden bildiğimizi bilmeden, bilgiyi görünüşte hissetmemize veya bilmemize yol açtığını söylerler. Ancak, sezgi vakalarını incelemek veya kanıtlamak zordur. Psikolojinin buna yalnızca bir parça olduğu düşünülebilir.
Kaybolan İnsanlar

Kaybolan insanlar konusu gerçekten gizemli ve zorlu bir alandır. Bazı kaybolmaların nedeni açıkça belirlenirken, bazıları asla çözülemiyor ve kaybolan kişilerin izleri tamamen kayboluyor. Bu tür kayıpların nedeni genellikle bilinmez ve bu nedenle sadece spekülasyon yapılır. Birçok kaybolan insan vakası, kaybolan kişinin kaçması, kaza geçirmesi veya bir suça kurban gitmesi gibi açık sebeplerden kaynaklanır. Ancak bazı kaybolmalar tamamen gizemlidir ve ortadan kaybolan kişinin nedeni asla açıklığa kavuşmaz. Örneğin, 1872’de Marie Celeste gemisi ve tüm mürettebatı kayboldu. Ancak gemi Atlantik Okyanusu’nda terk edilmiş olarak bulunduğunda hiçbir hasar görmemişti. Birçok teori öne sürüldü, ancak gerçek neden asla belirlenemedi.
Teamsters İşçi Sendika’sının yöneticisi Jimmy Hoffa’nın ortadan kaybolması da benzer şekilde gizemlidir. Hoffa, 1975’te hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu. Yıllar boyunca arama yapıldı, ancak Hoffa’nın nereye gittiği veya ne olduğu asla bilinmedi. 30 Temmuz 1982’de ölü ilan edildi. Amelia Earhart’ın kaybolması da benzer şekilde gizemlidir. Earhart, 1937’de Pasifik Okyanusu’nda uçağıyla kayboldu ve ne olduğu asla tam olarak belirlenemedi. Aynı şekilde, Natalee Holloway’in kaybolması da tamamen gizemlidir ve henüz çözülemedi. Kayıp kişilerin bulunması genellikle polis çalışması, itiraf veya kaza sonucu gerçekleşir. Ancak bazı durumlarda, deliller eksiktir ve ipuçları kaybolduğunda, polis ve adli tıp bile suçu çözemez.
Dejavu Hissi

Dejavu, bir kişinin bir olayı daha önce yaşamış veya bir yeri daha önce ziyaret etmiş gibi hissetmesi durumudur. Bu his, gerçekte daha önce yaşanmış bir olayla veya bir yerle ilgili olmayabilir, ancak kişinin beynindeki bir hatadan kaynaklanabilir. Beynin geçmiş anıları işlemesi ve yeniden canlandırması arasında bir çelişki olduğunda, kişi geçmiş bir anıyı tekrar yaşadığı hissine kapılabilir. Bu durum, genellikle normal bir durumdur ve nadiren ciddi bir sağlık sorunu belirtisi olarak kabul edilir.
Dejavu, bir dizi psikolojik ve nörolojik nedenle de açıklanabilir. Bir teori, beynin iki farklı alanında aynı anda bir olayı işlemeye çalışırken çakışma yaşanabileceği yönündedir. Bu, kişinin daha önce yaşadığı bir anıyı anımsatır ve o anıyı şu anki olaya bağlar. Başka bir teori ise, belleklerin farklı bölümlerindeki hafıza izleri arasında çakışma yaşandığını öne sürer. Ancak, bu teoriler kesin bir açıklama sağlamaz ve dejavu’nun doğası hala bir sır olarak kalmaktadır.
UFO’ların Varlığı

Kesin bir şey söylemek zor olsa da, UFO’ların (Tanımlanamayan Uçan Nesneler) varlığından kuşku duyulmuyor. Birçok insan, gökyüzünde uçaklardan meteorlara kadar tanımlayamadıkları nesneler görüyor. Ancak, bu nesnelerin ve ışıkların uzaylı uzay aracı olup olmadığı tamamen farklı bir konudur. Evrenin son derece uzak noktalarından Dünya’ya seyahat etmek, inanılmaz mesafeler ve çabalar gerektirdiğinden, böyle bir senaryo oldukça olasılıksız görünür. Yine de, yapılan araştırmaların çoğu gözlem raporunun bilinen nedenlerini açıklamayı başarabilse de, bazı UFO olayları her zaman tam olarak açıklanamayacak gibi görünmektedir.
Ölüm Anında Yaşananlar

Ölüme yakın olan bazı insanlar, mezarın ötesinde bir varoluşa işaret edebilecek çeşitli mistik deneyimler bildirmişlerdir. Örneğin, bir tünele girip bir ışıkta çıkmak, sevdikleriyle yeniden bir araya gelmek ve huzur duygusu gibi deneyimler yaşamışlardır. Ancak, bu tür deneyimler derin olsa da, hiç kimse geri dönerek “mezarın ötesinden” kanıt veya doğrulanabilir bilgiler getirmemiştir.
Şüpheciler, bu tür deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin doğal ve öngörülebilir halüsinasyonları olarak açıklanabileceğini öne sürmektedirler. 2015 yılında yapılan bir araştırmada, kalp krizi geçiren insanlar üzerinde çalışılmış ve kalp ölürken beyinden gelen sinyallerin aktif kalmaya çalıştığı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, ölüme yakın deneyimlerin bu sinyal karmaşasından kaynaklanabileceğini düşünmektedirler.
Pisişik Güçler

Pisişik güçler terimi, gerçeküstü veya doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan kişilere atıfta bulunmak için kullanılan bir terimdir. Bu kişilerin, telekinezi, telepati, ruh çağırma veya diğer doğaüstü yetenekleri kullanarak olağanüstü olayları kontrol edebileceği düşünülmektedir. Ancak bu tür iddiaların bilimsel bir temeli yoktur ve çoğunlukla mitler ve efsanelerle ilişkilendirilir. Birçok insan, psişik güçlerin bir tür sezgi olduğuna ve dünya veya gelecekle ilgili gizli veya özel bilgilere erişmenin bir yolu olduğuna inanır. Araştırmacılar, kontrol edilmiş bilimsel koşullar altında yapılan testlerin sonuçlarının olumsuz veya belirsiz olacağını düşündüğü halde, psişik güçlere sahip olduğunu iddia eden insanları test ettiler. Bazıları, psişik güçlerin test edilemeyeceğini veya şüphecilerin veya bilim adamlarının varlığında bir nedenden dolayı azaldığını savunur. Bu durum doğruysa, bilim asla psişik güçlerin varlığını kanıtlayamaz veya çürütemez.
