Çernobil felaketi, tarihe damga vuran ve etkileri uzun yıllar boyunca devam eden bir nükleer trajedidir. 26 Nisan 1986’da gerçekleşen bu korkunç olayın ardından, felaketin gölgesi sadece radyasyonla sınırlı kalmadı. Çernobil’in çevresindeki gizemli ve tehlikeli bir varlık olan “Fil Ayağı” adını taşıyan devasa bir kaya kütlesi, bilim insanları için büyük bir soru işareti haline geldi.
Yıllar boyunca süren araştırmalar ve denemeler, bu garip oluşumun doğasını ve tehlikelerini anlamaya yönelik çabaları içerdi. “Fil Ayağı” ve onunla ilişkilendirilen coriumun hikâyesi, hala çözülemeyen bir gizem olarak duruyor. Bu tehlike, 2016 yılında üzeri kapatılmış olsa da, hala dünya için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, Çernobil felaketi sonrası oluşan bu kaya kütlesi üzerindeki araştırmalar devam etmektedir.

”Tarihte Görülen En Büyük Çevre Felaketi Çernobil” ilgili makale için TIKLAYINIZ!
Gizemli Fil Ayağı ve Radyoaktif Bulmacası
“Fil Ayağı,” 1986 yılında Çernobil nükleer faciası sırasında Ukrayna’nın Pripyat kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nin altında oluşan büyük radyoaktif bir kütlenin takma adıdır. Bu oluşum, şu anda Reaktör No. 4’ün kalıntılarının altında bulunan bir buhar dağıtım koridorunda keşfedilmiş olup son derece radyoaktif bir nesne olarak hala varlığını sürdürmektedir. Ancak, radyoaktif bileşenlerinin bozulması nedeniyle tehlikesi zaman içinde azalmıştır.
“Fil Ayağı,” dışarıdan bakıldığında ağaç kabuğuna veya cama benzeyen çok katmanlı siyah bir corium kütlesi olarak tanımlanır. Bu oluşum, 1986 yılındaki Çernobil felaketi sırasında meydana gelmiş ve 1986 yılının Aralık ayında keşfedilmiştir. Adını, filin ayağını andıran kırışık görünümünden almıştır. Bu büyük kütlenin yattığı yer, Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı reaktör odasının altıdır.

Radyasyon seviyelerinin yüksekliği nedeniyle, bilim insanları sadece uzaktan kontrol edilebilen robotlar aracılığıyla kütlenin fotoğraflarını çekebiliyorlar. Bu çalışmalar, “Fil Ayağı”nın gizemini çözmeye yönelik önemli adımlardan birini oluşturuyor. Bazı cesur araştırmacılar, koruyucu ekipmanlarla donanıp hayatlarını riske atarak numuneler almayı başardılar. Bu numuneler, kütlenin bir nükleer kalıntı olmadığını, aslında aşırı ısınmış bir nükleer yakıt veya çekirdekten oluşan corium olduğunu ortaya koydu. Ancak, bu tür bir olgu o dönemde nadiren görülen bir durumdu.
Keşfedildiği dönemde, oluşumun bulunduğu yerden yaklaşık sekiz ay sonra, radyoaktivite seviyesi yaklaşık 8.000 röntgen veya saatte 80 graydi, yani beş dakika içinde ölümcül bir radyasyon dozu olan 50/50’yi aşkın. Ancak bu tarihten itibaren radyasyon yoğunluğu büyük ölçüde azalmıştır. 1996 yılında, Fil Ayağı, New Confinement Project Müdür Yardımcısı Artur Korneyev tarafından ziyaret edilmiş ve otomatik kamera ve el feneri kullanılarak fotoğraflar çekilmiştir.

Fil Ayağı yani Corium Nasıl Oluştu?
Çekirdek içindeki erimesi durdurulamayan kütlenin reaktörün tabanına ulaşıp orayı da erittiği bir aşamaya geldiğinde, bu erimiş madde, reaktörün altına doğru ilerler. Betonla etkileşime girdikten sonra, eriyik madde suyla tepkimeye girer ve yeni bir kütle oluşturur. Dünyanın en tehlikeli maddelerinden biri olarak kabul edilen coriumun gerçek tehlikesi ise bundan sonra başlar. Eğer soğutulmazsa, bu eriyik kütle metal yüzeyleri delip geçebilir ve devasa bir binayı sadece saniyeler içinde yerle bir edebilir.
“Fil Ayağı” adı verilen bu corium, içinde sınırlı miktarlarda uranyum, titanyum, zirkonyum, magnezyum ve grafit gibi elementleri içerir. Kristal taneciklerle dengelenmiş olmasına rağmen, bu kütle genel olarak homojen bir yapıya sahiptir. Uzaktan kumandayla yönetilebilen matkaba dayanıklı bir yapıya sahip olsa da, bir deneme sırasında kalaşnikof tüfeğiyle yapılan bir atış sonucunda hasar gördü. Çünkü yapısı stabil olmayan ve nükleer yakıttan dahi daha tehlikeli olan corium, içindeki yüksek radyoaktif bileşenler nedeniyle korumasız yaklaşılmasına izin vermez. Hatta taşınabilmesi için bile önce kırılması gereken bu madde, kırılma sırasında çevresine radyasyon yayması muhtemeldir.

Halen oldukça aktif olan bu coriumun, nükleer atık olarak nasıl saklanacağı ve davranışının ne olacağı son derece önemlidir. 2016 yılında Chernobyl üzerine eklenen koruma, uranyum patlamalarına karşı şu an için bir miktar koruma sağlamaktadır. Ancak, Haziran 1998’de dış katmanlarının toza dönüştüğü ve çatlamaya başladığı tespit edildi. Son zamanlarda yapılan analizler, bu coriumun daha kum benzeri bir kıvama genişlediğini göstermektedir. Her ne kadar tehlikesi azalmış olsa da, “Fil Ayağı” hala dünya için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

