Günlük hayatta kullandığımız deyimlerin birçoğu tarihte yaşanmış, gerçek hikâyelere dayanır. Yaşanmış olayların, tarihi kişilerin konu olduğu deyimlerin anlamları ve ortaya çıkış hikâyeleri oldukça şaşırtıcıdır. Bu deyimlerden bazılarının hikâyeleri şu şekildedir.
Karaman’ın Koyunu Sonradan Çıkar Oyunu
Kullanıldığı Anlam: Görünüşe aldanmamalı, bu işin altından neler çıkacağı sonradan belli olur.
Hikâyesi: Osmanlı Devleti, Anadolu’da büyümeye başlayınca birçok beyliği de emirleri altına alır. Fakat Karamanoğulları Beyliği, Osmanlıyı çok uğraştırır. Osmanlı, Karamanoğulları Beyliğini ortadan kaldırmak istemez, her yenilgiden sonra bir anlaşma yapar. Karamanoğulları Beyliği, yapılan birçok anlaşmadan sonra sözünde durmaz anlaşmayı bozar. Osmanlı Devleti, yapılan savaşın birinde Karamanoğulları ile bir daha sözlerini bozmayacak şekilde bir anlaşma yapmak ister. Karamanoğullarından İbrahim Bey’e yemin ettirmek ister. İbrahim Bey, yemin ederken bir kurnazlık düşünür ve koynuna güvercin koyarak yemin etmeye gider.
Bir daha sözünde duracağına yemin et dedikleri zaman İbrahim Bey, elini göğsünde sakladığı güvercinin üzerine koyar; ‘’Bu can bu vücuttayken sözümden dönersem; kılıcım kesmesin, atımın ayağı kırılsın, ekinlerim yeşermesin, koyunlarım sütten kesilsin, soyum sopum kurusun.’’ şeklinde yemin eder.
İbrahim Bey yalancıktan yemin ettiği için, yine sözünde durmaz. Kendisine yemini hatırlatıldığı zaman da olayın iç yüzünü anlatır. Tarihe geçen bu olay, günün birinde ünlü Emir Timur tarafından da öğrenilir. Timur; ‘’Karaman’ın koyunu sonradan çıkar oyunu’’ diyerek bu sözü kullanır.
Ateş Pahası
Kullanıldığı Anlam: Bir şeyin pahalı olduğunun anlatılmak istenmesidir.
Hikâyesi: Kanuni Sultan Süleyman, vezirlerini de yanına alarak bir gün ava çıkar. Av sırasında aniden yağmur başlar, padişah ve vezirleri geri dönemeyeceklerini anlayınca yakında bulunan bir köy evine sığınır. Ev sahibi gelenlerin önemli kişiler olduğunu anlayarak, padişah ve vezirlerini güzelce ağırlar, ateş yakarak onları ısıtır. Kanuni Sultan Süleyman ev sahibine; şu ateşin bin altın eder doğrusu der.
Ev sahibi misafirlerin karınlarını doyurur, yatacakları yeri hazırlar. Padişah ve adamları sıcak köşelerinde güzel bir uyku çeker. Sabah olduğu zaman, padişah ve adamları gitmek üzere hazırlanır. Padişah borcumuz ne kadar diye ev sahibine sorar. Ev sahibi efendim borcunuz bin altın der. Bu para padişah için çok değerli değildir ama neden bu kadar çok altın istediğini sormadan edemez.
Neden bu kadar para istediğini sorduğunda, ev sahibi istediğinin sadece ısıtırken yaktığı ateşin parası olduğunu söyler. Ev sahibi; ateşin bin altın ettiğini siz söylediniz efendim, çorba ve sıcak yataklar bizim hediyemizdir der. Padişah ve vezirler gece yakılan ateşin pahası olan bin altını vererek köyden ayrılırlar.

Güvendiği Dağlara Kar Yağmak
Kullanıldığı Anlam: Güvendiği yerden beklediği yardımı alamamaktır.
Hikâyesi: Tarihte Napolyon ve Adolf Hitler’in Moskova’ya düzenlediği seferler bulunur. Her iki seferde de Fransız ve Alman orduları yenilgiye uğrar. Bu yenilgilerin asıl nedeni Rusya’nın ünlü kışı ve soğuğudur. Yani ordular karlı dağları aşamayarak kara kışa yenilir. Napolyon büyük bir ordu ile Rusya’ya yürür, 2 yıl sonra da ordusunun neredeyse tamamını yitirir. Fransa’ya döndüğü zaman ise ‘’güvendiğin dağlara kar mı yağdı’’ diyerek eleştirilir.
Diş Bilemek
Kullanıldığı Anlam: Bir başkasına kötülük yapmak için fırsat kollamaktır.
Hikâyesi: Türkler çok eski zamanlardan beri diş bakımını bilir ve buna önem verir. Savaşlarda bile her sabah dişlerini fırçalar. Yapılan bir savaşta Türk askerleri, dere kenarına inerek yüzlerini yıkar ve dişlerini fırçalamaya başlar. Çin askerlerinden bazıları, Türk askerlerini ve yaptıklarını gizlice seyreder. Fakat yaptıkları işi bir türlü anlayamaz, onların savaşa hazırlandıklarını sanırlar. Durumu komutanlarına ve arkadaşlarına aktarırlar. Türkler dere kenarında dişlerini biliyorlar, halimiz dumandır, hemen buradan kaçalım derler. Çin askerleri korkularından bulundukları yeri terk ederek kaçar. Türk askerleri de yaptıkları temizlik sayesinde zafer kazanır.
Hoşafın Yağı Kesildi
Kullanıldığı Anlam: Söyleyecek söz, verilecek karşılık veya yapacak bir şey bulamayacak duruma düşmektir.
Hikâyesi: Yeniçerilere verilen hoşaf, daha önce yağlı ve yemek pişirilen kazanlarda hazırlanır. Bu yüzden de hoşafın üzerinde yağ tabakası oluşur. Böylece yeniçeriler hoşafın içine ayrıca yağ konulduğunu zanneder. Yemek işlerine bakan yeni subay ise bu durumu önlemek için ayrı ve temiz kaplarda hoşaf pişirilmesini ister. Böylece hoşafın üzerindeki yağlar görünmez olur. Yeniçeriler bu duruma tepki gösterir ve aralarında kargaşa çıkarmak isteyen biri konuşma yapar.
Konuşma yapan kişi; sizi yönetenler, yiyeceklerinizin yağını bile kesti. Eskiden hoşafınıza yağ koyarken şimdi koymuyorlar. İnanmazsanız önünüzdeki hoşafa bakın. Amaçları sizi zayıflatmak, belki de açlıktan öldürmektir. Buna boyun eğecek misiniz der. Yeniçeriler hep bir ağızdan hayır elbette, hayır olmaz böyle bir şey diye bağırırlar. Bütün yeniçeriler hoşafın yağı kesildi diye ayaklanarak isyan eder.

Kabak Tadı Vermek
Kullanıldığı Anlam: Bıktırmak, usanç vermek, tatsız gelmeye başlamaktır.
Hikâyesi: Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’da yaptırdığı bir medresede okuyan öğrencilere, kabak mevsimi gelince 40 gün üst üste kabak yemeği verilirdi. Ancak cuma günleri yemekler biraz değişirdi. Medresede okuyan öğrenciler bir şeyin usanç vermeye başladığını anlatmak için ‘’kabak tadı verdi’’ ifadesini kullanırlardı.
Kazan Kaldırmak
Kullanıldığı Anlam: Ayaklanmak, topluca isyan ederek başkaldırmaktır.
Hikâyesi: Osmanlı’nın son dönemlerinde yeniçeri ocaklarında sık sık ayaklanmalar başlamıştır. Ayaklanan yeniçeriler, İstanbul’daki Sultanahmet meydanına giderken yemek kazanlarında yanlarında götürmeyi adet edinmişlerdir. Zamanla yeniçeri ayaklanmalarının adı ‘’kazan kaldırmak’’ olmuştur.

Pabucu Dama Atılmak
Kullanıldığı Anlam: Önceleri sahip olunan değer ve itibarın kaybedilmesidir.
Hikâyesi: Eskiden Anadolu’da Lonca denen esnaf teşkilatı bulunmaktadır. Loncalar üretilen malın kalitesini yüksek tutmak, işçilerin yetişmesini sağlamak ve düzgün bir şekilde ticaret yapmak için çalışırdı. Loncada denetleme işi yapan görevli, esnafları kontrol ederdi. Uygunsuzlukla karşılaşılırsa, suçuna göre ya dükkânı kapatılır ya da dükkân sahibi uyarılırdı.
Pabuçlara hile karıştırıldığı görülürse, kalitesiz yapılan pabuçlar, dükkânın damına atılır ve orada çürümeye terk edilirdi. Dam kelimesi, üstü örtülü yer anlamına gelir. Kalitesiz iş yapan dükkânın pabuçları dama atılır ki o dükkânın üzerinde ne kadar çok pabuç birikirse, o kadar kötü iş yaptığı anlamına gelirdi. Bu sebeple pabucu dama atılma değimi, o dönemlerden gelir.
Yelkenleri Suya İndirmek
Kullanıldığı Anlam: Direnmekten vazgeçip, karşısındakinin dediğini kabul etmektir.
Hikâyesi: İstanbul’u almak isteyen Fatih Sultan Mehmet, Rumeli Hisarı’nı yaptırmıştır. Karşıda da dedesi Yıldırım Beyazıt’ın yaptırdığı Anadolu Hisarı yer almaktadır. Bu iki hisarla, boğazdaki gemi geçişleri kontrol altına alınmıştır. Rumeli Hisarı’nın komutanı Firuza Ağadır. Kurala göre boğazdan geçen büyük küçük her gemi, Rumeli Hisarı’nda yelkenleri indirip duracaktır. Yükünü indirecek ve bir miktarda geçiş vergisi ödeyecektir. Böylece İstanbul boğazı sıkı bir denetim altına alınmıştır.
Bir gün bir Ceneviz gemisi bu kurala uymadan kaçıp gitmek ister. Hisardan dur işareti verilir fakat kaptan bu işarete aldırmaz. Uyarı ateşi açılır, kaptan yine aldırmaz. Bu kez gerçek bir top atışı ile isabet alan gemi yan yatar. Gittikçe sulara gömülen geminin kaptanının indirmediği yelkenler, kendiliğinden denize iner. Ceneviz gemisinin davranışına fena halde canı sıkılan Firuza Ağa bir yeniçeri askerine seslenir. Bize aldırış etmeyen gemiden ne haber der. Denizdeki durumu gözetlemek de olan asker komutanına şöyle seslenir, ‘’yelkenleri suya indirdi ağam’’.

Yüzü Sirke Satmak
Kullanıldığı Anlam: Hiç gülmemek, her zaman somurtkan durmaktır.
Hikâyesi: Eski zamanlarda, yan yana olan iki balcı bulunur. Bunlardan birinin yüzü hiç gülmez kaşları daima çatık durur. Diğer balcı ise güler yüzlü, sevimli ve tatlı dillidir. Daha iyi daha ucuz bal sattığı halde, yüzü gülmeyen balcının dükkânına kimse uğramaz. Herkes güler yüzlü balcıya gider, ballı ondan alır. Asık yüzlü balcı komşusunun durmadan bal satmasının, kendisinin ise satamamasının nedenini bir türlü anlayamaz.
En sonunda merakını gidermek için herkesin akıllı bilgi diye tanıdığı bir ihtiyara sorar. Dükkân sahibi, kendisinin daha ucuz sattığı halde kimsenin neden uğramadığını, neden komşusunun daha çok sattığını sorar. İhtiyar adam asık suratlı adamın yüzüne bakarak, ‘’dostum sen bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor’’ der.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!

Burada geçen konuların bir kısmı doğru değil… Mesela Diş bilmek yaban domuzunun yaptığı bir hareket olup oradan hareketle dilimize girmiştir
Diş bilemek deyimi çok iyiymiş😄👌👍