Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan Ulu Cami, yalnızca görkemli yapısıyla değil, barındırdığı sırlarla da ilgi çekiyor. Anadolu’nun ilk camisi olarak bilinen bu yapı, pek az kişinin haberdar olduğu Mar Toma Kilisesi’ni barındırıyor. Milattan önceki dönemlere dayanan bu kilise, Hristiyanlığın bölgede önemli bir simgesi olarak kabul ediliyor. Günümüzde caminin halısı kaldırıldığında, kilisenin bir kısmını görmek mümkün.
Diyarbakır Ulu Camii’nin sırları, binlerce yıllık tarihinde saklı olan ve günümüzde hala keşfedilmeyi bekleyen çeşitli ilginç unsurları içermektedir. Ulu Camii’nin avlusunda bulunan antik güneş saati, yaklaşık 800 yıldan fazla bir süredir zamanı nasıl ölçtüğüyle ilgi çekmektedir. Bu saatin teknik detayları ve zaman içindeki işlevselliği, ziyaretçileri hayrete düşürmektedir.
Caminin altında bulunan su kanalı ise, o dönemin mühendislik becerilerini ve suyun camiye nasıl taşındığını göstermektedir. Bu teknik detaylar, caminin yapıldığı dönemin bilgi ve beceri seviyesine dair önemli ipuçları sunmaktadır.

Diyarbakır Ulu Cami’nin Özellikleri ve Tarihi
Diyarbakır Ulu Cami, Diyarbakır Kalesi’nin surları üzerinde Harput Kapısı ile Mardin Kapısı‘nı birleştiren eksenin batısında yer almaktadır. MS 639 yılında Diyarbakır’a hâkim olan Müslüman Araplar tarafından, şehrin merkezindeki en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye dönüştürülmesiyle oluşturulmuştur.
Kitabelerinden, 1091 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah‘ın emriyle büyük bir onarım geçirdiğini ve çeşitli dönemlerde birçok kez onarım ve eklentilerle bugünkü halini aldığını öğreniyoruz. 1115 yılında yaşanan yangın ve deprem sonrasında, içerisindeki kemerler, sütunlar ve bezemeli taşlar tamamen yıkılmış ve dışarıdaki mermer taşlar bu tarihten sonra yayılmıştır.
Diyarbakır Ulu Cami, erken İslam döneminin ünlü Şam Emeviye Camii’ne benzerliği nedeniyle, Anadolu’ya yansıması olarak yorumlanmakta ve İslam âleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca camide, sibernetiğin babası olarak kabul edilen ünlü bilgin El Cezeri’nin yaptığı güneş saati bulunmaktadır. Büyük avlunun doğu ve batısında yer alan maksureler, güneydeki Hanefiler Camii, kuzeydeki Şafiiler Camii ve Mesudiye Medresesi ile caminin batı girişine yakın Zinciriye Medresesi, dinsel ve kültürel yapıları bir araya getiren bir yapılar grubunu oluşturmaktadır.
Zinciriye Medresesi’nde El Cezeri’nin (İmam Cezeri) ilk ders verdiği söylenir. Medresenin kapılarının küçük olmasının sebebi, içerisindeki büyük âlimlere saygı amacıyla girerken eğilinmesi gerektiği şeklinde açıklanmaktadır.
Ulu Cami’nin avlu cephelerinde farklı dönemlere ait mimari bezekler, kabartma ve yazıtlar büyük bir uyum içinde yerleştirilmiştir. Mimar olarak herhangi bir isim belirtilmemiş olsa da, Zeki Sönmez, “Muhammed Bin Salame el-Ruhavi” isimli mimarın, aynı dönemde Melikşah’ın emrinde çalışmış olmasından yola çıkarak bu yapıda da görev almış olabileceğini öne sürmektedir.

Diyarbakır Ulu Cami’nin Altında Yer Alan Mar Toma Kilisesi
Diyarbakır’daki birçok tarihi yapı gibi Mar Toma Kilisesi de milattan öncelere dayanan bir geçmişe sahiptir. Müjdeyi yaymak amacıyla bölgeye, havari Mar Toma’nın kardeşi müjdeci Mar Aday gelmiştir. Diyarbakır, o dönemde Urfa (Abgar) Krallığı’nın hüküm sürdüğü bölge içinde bulunmaktaydı.
Hz. İsa Mesih’e gönderdiği heyet ve mektupla Hristiyanlığı kabul eden ilk kral olan V. Kara Abgar ve halkı, putperest mabetlerin yerine kilise ve manastırlar inşa etmiştir. Diyarbakır’ın merkezinde bulunan Mar Toma Kilisesi de bu dönemde yapılmıştır. Günümüzde kilise, Ulu Cami’nin altında yer almakta olup, camiye gittiğinizde halının altını kaldırarak camla kapatılmış olan kilisenin bir bölümünü görebilirsiniz.

Mar Toma Katedrali, MÖ bir tapınak olarak başladığı, Hristiyanlıkla beraber kiliseye dönüştürüldüğü ve Diyarbakır’daki yoğun Süryani nüfusunu yansıttığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. MS 639 yılında, önce bir kısmı, sonra tamamı camiye çevrilmiş ve Selçuklular, Artuklular, Akkoyunlular ve Osmanlılar döneminde yapılan eklemelerle bugünkü halini almıştır.
Anadolu’nun en eski camisi olan Diyarbakır Ulu Cami, Müslümanlarca kutsal kabul edilen beş yerden biridir. Mimari açıdan benzeri, eskiden Mar Yuhanna Kilisesi olan Şam’daki Emevi Camii’dir. Dikdörtgen şeklindeki yapısıyla özgün bir cami olan Ulu Cami, sert karakterli yöre taşlarının dantel gibi işlenmesi, kusursuz bezemeleri, sütunları ve mimari kurgusuyla dikkat çekmektedir. Ayrıca, Hristiyanlık sembollerinden üzüm ve asma motifleri de eski dönemlerin bir yansıması olarak yapıda yer almakta ve hayranlık uyandırmaktadır.

Diyarbakır Ulu Cami’nin Altındaki Su Kanalları
Diyarbakır Ulu Cami’nin altında yer aldığı iddia edilen gizemli su kanalları ve tüneller, tarih boyunca gezginlerin ve araştırmacıların büyük ilgisini çekmiştir. Bu kanalların, şehrin su ihtiyacını nasıl karşıladığına dair oldukça ilginç bilgiler mevcuttur.
1046 yılında Amid’i (Diyarbakır) ziyaret eden ünlü seyyah Nasır-ı Hüsrev, şehrin ortasında, sert bir kayalıktan fışkıran ve değirmeni döndürebilecek güçte akan bir su pınarının varlığından bahseder. Bu suyun kaynağını kimsenin bilmediğini ve bu suyla beslenen ağaçlar ve bahçelerin şehre benzersiz bir güzellik kattığını ifade eder. Nasır-ı Hüsrev, Diyarbakır’ı diğer şehirlerden farklı ve eşsiz bulduğunu belirtir.

Araştırmalar derinleştirdiğinde, Diyarbakır’ın altında bulunan suyla ilgili eski ve etkileyici bir efsane anlatılmaktadır. Efsaneye göre, günümüzde Ulu Cami’nin bulunduğu yerde, Mar Toma Kilisesi’nden de önce görkemli bir saray bulunmaktaydı. Bu sarayda bir kral ve dünya güzeli kızı yaşardı. Kral, kızını her türlü tehlikeden korumak için sarayın dışına adım atmasına izin vermezdi.
Kralın kızı, sarayın dışındaki dünyayı hiç göremeden büyür ve can sıkıntısını gidermek için her gün farklı eğlenceler düzenlenirdi. Ancak bu eğlenceler zamanla monotonlaşır ve kız, babasına artık yeni bir eğlence bulmasını ya da sarayın dışına çıkıp dünyayı keşfetmek istediğini söyler.
Kral, kızının bu talebi karşısında ne yapacağını bilemez ve sonunda şehrin altına büyük bir göl yaptırarak kızını burada kayıkla gezdirmeye karar verir. Bu eşsiz eğlence fikri, kızının gözlerini parlatır ve su üzerindeki gezintiler, kızın sıkıntısını alıp götürür. Kral, kızının mutluluğu için her şeyi yapmaya hazırdır ve bu göl, ona sarayın dışına çıkmadan dünyayı keşfetmenin bir yolunu sunar. Bu ilginç hikâye zamanla halk arasında yayılır ve bir efsane haline gelir. Halk, Diyarbakır’ın aslında su üzerinde durduğunu ve bir gün bu suya batıp yok olacağını anlatmaya başlar.

Diyarbakır’ın En Büyük Yapılar Topluluğu Ulu Cami
Diyarbakır Ulu Cami, şehrin en büyük ve en önemli yapılar topluluğudur. Bu tarihi caminin avlu cephelerinde, farklı dönemlere ait mimari süslemeler, kabartmalar ve yazıtlar büyük bir uyum içinde yer almaktadır. Her dönem ibadet merkezi olarak hizmet veren Ulu Cami, iki cami (Hanefiler ve Şafiler bölümleri), iki medrese (Mesudiye ve Zinciriye), doğu-batı maksuresi, minare ve abdesthane bölümlerinden oluşmaktadır. Bu külliyenin ortasında büyük, dikdörtgen bir avlu yer alır.
Camiye giriş üç ayrı kapıdan sağlanır. Doğudaki ana taç kapı, ana giriş kapısıdır ve iki köşesinde aslanla boğa mücadelesini simgeleyen, simetrik kabartma figürler bulunur. Bu geniş kemer, avluya açılan görkemli bir kapıdır. Dikdörtgen şeklinde planlanmış olan cami, çok sütunludur.

Yılanın Demir Parçasına Dönüşme Efsanesi
Ulu Cami, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken pek çok hikâye ve efsaneye sahiptir. Bu efsanelerden biri şöyledir:
Bir zamanlar, Ulu Cami civarında Allah’ın veli kullarından biri yaşarmış. Bir gün, bu veli kul avluda seccadesini yere serip namaz kılarken, İblis yılan kılığında gelip boynuna dolanmış ve namaz kılmasını engellemek istemiş. Ancak tam o anda yılan, bir demir parçasına dönüşmüş ve ibret olması için Ulu Cami’nin taşları arasına yerleştirilmiş. Bugün bile, Ulu Cami’nin kütüphane olarak kullanılan kısmının iç avlusundan bakıldığında, yılan şeklindeki bu demir hala görülebilmektedir.

Sekiz Asırdır Zamanı Gösteren Güneş Saati
Güneş saati, Ulu Camii’nin avlusunda bulunuyor ve yaklaşık 800 yıllık bir geçmişi olan bu önemli eser, zamanın eskitemediği nadir örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Güneş saati, başlıklı sütun üzerine yerleştirilen metal çubuğun, güneşin hareketleriyle oluşturduğu gölgeyi kullanarak zamanı hassas bir şekilde gösteriyor. Avluda bulunduğu ilk günden bu yana işlevini sürdüren bu antik saatin mermer yüzeyinde zamanla çatlaklar oluşmuş olsa da, koruma amaçlı olarak etrafı demir çubuklarla çevrelenmiş durumda. Ziyaretçiler, Diyarbakır’ı keşfederken Ulu Camii’nin bu tarihi güneş saati karşısında durup anı fotoğrafları çekiyorlar.
Ulu Camii avlusunda bulunan güneş saati, sibernetiğin öncülerinden sayılan Diyarbakırlı ünlü bilim insanı İmam Cezeri‘nin eseridir. Avluda başlıklı bir sütun üzerine yerleştirilmiş olan bu güneş saati, metal parçasının güneşin hareketiyle etrafında dönerek gölge oluşturmasıyla zamanı gösterir. 800 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan bu saatin ilk olarak Diyarbakır’ın Dağkapı Meydanı’nda yer aldığı bilinmektedir. Sonrasında zarar görmemesi için Ulu Camii avlusuna taşınmıştır.

WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
