Sokotra Adası, Yemen’e bağlı bir takımada olan dört adadan oluşur ve Arap Yarımadası’nın yaklaşık 350 km güneyinde Hint Okyanusu’nda yer alır. Uzun bir süre Aden iline bağlı olan ada, 2004 yılında Hadramut ilinin bir parçası oldu ve 2013 yılında yapılan düzenleme ile müstakil Sokotra iline dönüştürüldü. Adanın kendine özgü sıcak, zorlu ve rüzgârlı dünyası, tuhaf bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapar. Bu ilginç özellikleriyle adayı ziyaret edenler, kendilerini farklı bir gezegende ya da dünya tarihinde farklı bir çağda hissedebilirler. Sokotra Adası, kendine özgü bitki örtüsü nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer almaktadır.
Afrika anakarasından son 6 veya 7 milyon yıldır ayrılmış olan Sokotra Adası, 700 kadar nadir hayvan ve bitki türüyle doludur. Bunların üçte biri, sadece bu adada yaşayan endemik türlerdir. Adadaki iklim sert, sıcak ve kuru olmasına rağmen, çok çeşitli bitki örtüsü mevcuttur. Adanın, Somali’den ve Yemen’den uzaklıkta olması, uzun bir jeolojik yalıtılmışlık nedeniyle ağaçlar ve bitkilerin korunmasına yardımcı olmuştur. Bazı bitki türleri, 20 milyon yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Adanın farklı coğrafyası ve kendine özgü yapısı, insanlar arasında “Uzaylı ada” olarak anılmasına sebep olmuştur.

Adanın İlginç Bitki Örtüsü ve Faunası
Sokotra Adası’nda 800’den fazla bitki türü bulunmaktadır ve bunların 300’den fazlası endemiktir. Adaya özgü en önemli bitki türlerinden biri Çöl Gülü Ağacıdır. Bu ağaçlar farklı gövde yapıları ile dikkat çekerler ve bahar aylarında güzel çiçekler açarlar. Adanın çöl iklimine yakın olması nedeniyle, su depolayabilen gövdeleri sayesinde ağaçlar ortama uyum sağlayabilirler. Çöl Gülü Ağacı, 5 metre boyunda ve 3 metre genişliğinde olabilen bir ağaç türüdür.

Ejder Kanı Ağacı (Dragon’s Blood Tree) ise Sokotra’nın botanik simgesidir ve yüksek arazilerde havadaki nemi almak için gökyüzüne doğru uzanan dallarını kullanır. Ancak, doğa korumacıları endişelidir çünkü yeniden üreme konusundaki sorunlar nedeniyle bu ağaçların geleceği tehlikededir. Ejder Kanı Ağacı adını, ağacın kendi ürettiği koyu kırmızı renkli doğal reçinesinden alır. Bu değerli reçine, dünyada sadece Sokotra Adası’nda ve Güney Amerika’nın Amazon ormanlarında yetişen ağaçlardan elde edilir. Tamamen doğal ve organiktir ve yüksek antioksidan içeriği nedeniyle çok keskin ve ekşimtırak bir kokusu vardır.
Mitolojik olarak, Ejderhaların Efendisi Draco Hesepros’un kanından akan kanlarla yükselen ağaçlar olarak bilinirler. Ancak günümüzde, bu mucizevi ağaçlar nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır ve koruma altındadır. Ejder Kanı ormanları artık yeni fideler ve genç ağaçlar yetişmiyor. Birçok uzman bu durumu, mevsimsel bulut örtüsünün azalmasıyla su miktarındaki düşüşü bağlıyor. Bu nedenle, korulukların yüzyıl içinde yok olabileceği görüşü hâkimdir.

Sokotra Adası, benzersiz bitki örtüsüne ek olarak zengin bir kuş popülasyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Adada birkaç endemik kuş türü bulunmaktadır. Bunlar arasında Sokotra Sığırcığı, Sokotra Güneşkuşu, Sokotra Serçesi ve Sokotra Altın-kanatlı İspinozu sayılabilir. Sokotra, birçok izole adanın aksine, yarasaların tek yerli memelileri olduğu bir adadır. Adanın deniz etrafındaki biyoçeşitlilik oldukça zengindir. Bölge, batı Hint Okyanusu, Kızıl Deniz, Arabistan, Doğu Afrika ve geniş Hint-Pasifik’in çok çeşitli türlerinin karışımından oluşur.

Sokotra Adasının Tarihi
Sokotra Adası, antik çağlarda Yunan seyir defteri Periplus Maris Erythraei’nde Dioskouridou “Dioscurides’in” olarak bahsedilmiştir. Ancak, Sokotra isminin kökeninin Yunanca olmadığı, Sanskritçe dvipa sukhadhara (“mutluluk adası”) kelimesinden türediği belirtilmektedir. Geçmişte, Yunan ve Arap denizciler bu tuhaf ve bereketli toprakları cennetle ilişkilendirmişlerdir. Hatta bazıları Sokotra’yı kayıp efsanevi Atlantis kıtasının bir parçası olarak bile görmüşlerdir.
Yerel bir inanışa göre, adanın yerlileri MS 52’de Hristiyanlığa çevrilmiştir. 10. yüzyıl Arap coğrafyacısı Abu Mohammed Al-Hassan Al-Hamdani, zamanında adanın çoğunlukla Hristiyan olduğunu belirtmiştir. 1507’de Portekiz, adadaki Hristiyanları Arap İslami yönetimden kurtararak özgürleştirmek için adayı işgal etmiştir. Ancak, bekledikleri kadar iyi karşılanmamışlardır ve dört yıl sonra adayı terk etmişlerdir.

Adalar, 1511’de Mahra sultanlarının kontrolüne geçmiştir. 1700’lerin sonunda Sokotra, kısa bir süre için Avusturya İmparatorluğu’nun bir parçası olmuştur. Daha sonra, 1886’da Kiş ve Sokotra Mahra Eyaleti’nin geri kalanıyla birlikte Britanya hamiliğine girmiştir. Britanyalılar için stratejik bir yer olmuştur. 1967’de Mahra sultanlığı kaldırılmıştır. Bağımsızlığının ardından, Sokotra Güney Yemen Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası olmuştur. Günümüzde ise Yemen topraklarının içindedir. Ancak, 2018’de Birleşik Arap Emirlikleri, adayı işgal etmiştir.
Socotra Adası, turizm ve altyapı gelişimi nedeniyle son yıllarda hızla değişmektedir. Özellikle Hadibo’da yapılan havalimanı ve yolların inşası, adaya turist akınına neden olmuştur. Turizm ve diğer insan faaliyetleri, adanın doğal yaşamı üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Turizmin artması, bazı geleneksel yaşam tarzlarının kaybolmasına ve çevre tahribatına neden olmaktadır. Aynı zamanda, ada halkı ve turistler arasında kültürel farklılıklar da yaşanmaktadır. Bu nedenle, Socotra’nın korunması ve sürdürülebilir bir turizm planının uygulanması, adanın geleceği açısından önem taşımaktadır.

