ICA Taşları, Peru’da bulunan ve üzerinde hayvan figürleri, bitki motifleri ve antik teknolojilerin tasvir edildiği oyulmuş taşlardır. Taşlar, 1960’larda bulundu ve bulundukları bölge olan Ica Vadisi’nde halk arasında büyük bir ilgi uyandırdı. Taşların orijinalliği, bazıları tarafından sorgulansa da, birçok insan bu taşların antik Peru uygarlıklarından kalma olduğuna inanmaktadır. Ancak, bazı araştırmacılar ve bilim insanları, taşların sahte olduğunu ve modern zamanlarda yapıldığını öne sürmektedir.
Bugün, ICA taşları hala birçok tartışma ve spekülasyon konusu olmaya devam etmektedir. Taşların tamamının sahte olduğunu iddia edenlerin yanı sıra, taşların gerçek olduğunu ve dünya dışı varlıkların varlığına dair kanıt içerdiğini düşünenler de bulunmaktadır. Ancak, bu taşların gerçekliği ve içerdiği mesajlar hala net bir şekilde çözülememiştir.
ICA Taşları, yaklaşık 15 bin adet gravür içeren ve 1500’lü yıllardan daha önceye tarihlendiği düşünülen taşlardır. Andezit adı verilen bir volkanik kayadan yapılmıştır. ICA taşları, çeşitli görüntülerle oyulmuş veya kazınmış şekiller içerir. Bazı tasarımlar Paracas, Nazca, Tiwanaku veya Inca kültürlerine ait gibi görünmektedir. Görüntüler, çiçekler, balıklar ve çeşitli canlı hayvanlar gibi doğal öğeleri tasvir ederken, bazı tasarımların dinozorlar, gelişmiş tıbbi çalışmalar ve haritalar gibi Kolomb öncesi, sanatta çağ dışı sahneleri tasvir etmektedir.

ICA Taşlarının Ortaya Çıkış Hikâyesi
1960’lı yıllarda bir çiftçi, Nazca çizgilerinden oldukça uzak bir bölgede bulunan bir mağarada bu taşları keşfetti. Taşlar, üzerinde gravürler ve süslemeler bulunan ilginç şekillere sahipti. Çiftçi, taşları teker teker satmaya başladı ve kısa sürede ün kazandı. Ancak, bu durum çiftçinin yakalanmasına neden oldu. Çiftçi, taşların kendisi tarafından yapıldığını iddia ederek, mağarada bulduğu hikâyesini turistlere satabilmek için uydurduğunu söyledi. Ancak, çiftçinin hikâyesi inandırıcı bulunmadı ve taşlar incelemeye alındı.
1966 yılında, Perulu Doktor Javier Cabrera Darquea’ya, soyu tükenmiş olan bir balık resminin bulunduğu taş hediye edildi. Taşın üzerindeki çizimler Dr. Cabrera’ya çok eski göründü ve çizimleri yapan çiftçiyle konuşmaya gitti. Ancak çiftçinin verdiği cevaplar çelişkiliydi ve çiftçinin çizimleri kendisinin yaptığını söylemesine rağmen, Dr. Cabrera bu sözlere pek inanmadı. Çünkü çiftçinin ömür boyu hapiste kalma korkusundan dolayı, yalan söylediğini düşündü. Çiftçiden imalat yöntemlerini öğrenmeye çalıştı, ancak çiftçi bunu reddetti. Dr. Cabrera bir hesap yaptı ve eğer çiftçi her gün en az bir taş yaparsa, bütün taşları yapması 40 yıl alacaktı, ancak bu imkânsızdı.

Dr. Javier Cabrera, taşları inceleyerek bulundukları yerlerde kazı işlemleri gerçekleştirdi. Almanya’daki bir laboratuvarda yapılan incelemelerde, taşların kazınan yerlerindeki işlemlerin de çok eski zamanlarda yapıldığı ortaya çıktı. Taşların bulunduğu mağarada, eski zamanlardan kalma fosiller ve kemikler de bulundu. Taşlar farklı boyutlardadır ve bazılarına kesintiye uğramadan çizilmiş çizimler bulunur. Cabrera koleksiyonunu 1970’lerde 11 binden fazla taşa çıkardı ve 40 yıl boyunca inceledi. Sonunda konağının iki odasını halkın görmesi için bir müzeye dönüştürdü. Odalar tepeden tırnağa taş raflarla ve yerdeki taşlarla doludur. En küçük taşlar yaklaşık 31.03 gram ile en büyüğü 500 kiloyu aşan ağırlıktalar.

ICA Taşlarının İlginç Özellikleri
Dr. Cabberas’ın koleksiyonu, insan melez ırklarına ait kalıntılar, eski hayvan türleri, kayıp uygarlıklar ve dünya felaketleriyle ilgilidir. Bu koleksiyondaki taşlar, İnkalar’a ait kasklı insan figürleri ve kalp ve beyin naklini gösteren gravürler içermektedir. Bazı taşlar genetik kodlarla ilgili hayatı uzatmak amacıyla içerikler barındırmaktadır. Taşların üstünde kan damarları ince hortumlarla tasvir edilirken, doğal enerji üretme ve hücre bölünmesi de betimlenmektedir. Ayrıca, 4 seri taşta, eski mitleri anlatan ve bilinmeyen anakaraları (kıtaları) gösteren resimler yer almaktadır. Yaklaşık üçte biri dinozorlarla ilgili olan taşlarda, bazılarında evcilleştirilmiş dinozorların resimleri bile bulunmaktadır.
Gravürler taşın asıl renginden daha açıktır, ancak oyuklardaki renkler daha koyudur. Bu da taşların uzun zaman önce kazındığını gösterir. Taşlar andesit içerir ve griden siyaha kadar değişen renklerde volkanik özelliklere sahiptir. Bu taş türü çok sert olduğundan, ilkel aletlerle kazımak oldukça zordur. Almanya’daki bir laboratuvar, taşlardaki oyukları inceleyerek kazı işleminin eski bir zamanda yapıldığı sonucuna vardı. Ayrıca, taşların bulunduğu bölgede milyonlarca yıl öncesine ait fosil ve kemik kalıntıları bulundu.

Kil çamurundan yapılan eserlerin tarihlendirilmesi kolaydır çünkü organik kalıntılar içerirler. Ancak eski taşların tarihlendirilmesi zordur çünkü organik madde içermezler. Klasik karbon yöntemi, eski bir cisimdeki organik maddeler esas alınarak tarihlendirme yapar. Taşın üzerindeki siyah tabaka, bakterilerden oluşur ve bu koruyucu tabakanın bu şekilde oluşması için binlerce yıl geçmesi gerekmektedir. Kazıma işlemi sırasında bu tabaka kazınmış ve gerçek taşın görünmesine neden olmuştur. Ancak kazınan yerlerde tekrar siyah bir tabaka meydana gelmeye başlamıştır. Bu, kazıma işleminin çok uzun zaman önce yapıldığını göstermektedir.

Dr. Cabrera ve jeologlar, taşlar üzerindeki garip haritaları incelemeye başladılar. Bazı köşeler ve kara parçaları tanıdık gelse de, aralarındaki okyanus bölgeleri bugünkünden oldukça farklı görünüyordu. Bilgisayar analizleri sonucunda jeologlar, bu haritaların gezegenimizin günümüzden 13 milyon yıl öncesini gösterdiği sonucuna vardılar. Peru, her zaman gizemli bir ruhani güce ve her şeyi bilmek isteyen kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Hatta gezegenimizi ziyaret ettiği iddia edilen “eski astronotlara” bile ev sahipliği yapmıştır. Peru’nun büyük bir bölümü yüksek bir elektromanyetik alanın üzerinde bulunmaktadır.
Ica taşları, Nazca çizimleri gibi bir sır olarak kalmaya devam etmektedir. Bu bölge, yüksek elektromanyetik enerjiye sahip olduğu için bir uzay üssü olarak kullanıldığı iddia edilmektedir. Bölge, yüksek miktarda demir içerdiği için böyle bir enerjiye sahip olabilir. ICA taşlarını kimin yaptığı tam olarak bilinmese de, bazı işaretlerin dünya dışından geldiği düşünülmektedir. Ancak, bu konu çözülemeyen sırlar arasında kalmaya devam edecektir.

