Machu Picchu antik kenti, Güney Amerika ülkesi Peru’da yer almaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık olarak 2450 metre yükseklikte, And Dağları ve Amazon ormanları arasında gizemli bir bölgeye kurulmuştur. Dünyanın 7 harikasından biri olan antik kent koruma altına alınmıştır. Machu picchu antik kenti ulaşımı oldukça zor bir yerdedir. Neredeyse hiç düz yeri bulunmayan dağın zirvesinde bulunan kent, 600 yıl boyunca şiddetli deprem, yağmur, rüzgâr gibi olaylara karşı ayakta kalmayı başarmıştır.
Dağların zirvesinde benzeri olmayan terk edilmiş dev bir şehirdir. Efsane olarak dillerde dolanmasına, hatta birçok kâşifin araştırmasına rağmen 350 yıl boyunca kimse buraya adım atamamıştır. Yerden 2450 metre yüksekliğe böylesine bir şehri neden kurdular? Orada yaşayan halkın kısa süre içinde yok olmasına ne sebep oldu? Uzun yıllardır araştırılan konular arasındadır.

Machu Picchu Şehrini Kim Buldu?
1911 yılında Amerikalı kâşif Hiram Bingham efsane şehrin peşine düşerek, Güney Amerika topraklarına gelmiştir. Kendisinden önce de aynı amaçla birçok araştırmacı bölgede yıllarca arama yapsa da hiçbir ize rastlanamamıştır. Hatta İspanyollar buraya işgalci olarak gelmişler ülkenin tamamına el koymuşlardır. Fakat yanı başlarındaki Machu Picchu şehrini bir türlü bulamamışlardır. Kâşif Hiram Bingham uzun uğraşlar sonucunda şehre ulaşmayı başarmıştır.
Şehir enteresan bir şekilde hiç bozulmamıştır. Sanki hala insanların yaşamaya devam ettiği bir yer görünümündedir. Öyle ki keşfedildiğinde Peru halkı, hatta Peru devlet başkanı bile kayıp şehrin gerçek olduğuna inanamamıştır. Şehir ve çevresi Peru devleti tarafından kutsal alan olarak kayıtlara geçirilmiştir. Uluslararası yasalara göre uçakların bu şehrin üstünden geçmesi yasaktır.

Şehirde Yaşayan İnkaların Sırlarla Dolu Hayatı
Güney Amerikalı bir halk olan İnkalar’ın bu şehri nasıl inşa ettiği hala tam olarak bilinemiyor. İnkalar 12. yüzyılda And Dağları’nda görülmeye başlanan, haklarında pek bir bilginin bulunmadığı bir halktır. Zamanla güçlenip İnka uygarlığını oluşturmuşlardır. Tekerlek o bölgede hiç kullanılmamıştır. Yazıları yoktur, para kullanmamışlardır. At gibi binek hayvanlar Amerika kıtasında zaten yoktur. Buna rağmen inşa ettikleri eserler insanlık tarihinde eşi benzeri görülmeyen eserlerdir.
2450 metre yükseklikteki Machu Picchu’yu inşa ederken taşıdıkları kayaları nasıl oraya getirdikleri hala sırdır. Saf insan gücü kullanılmış olmalıdır. Para kullanmadan büyük organizasyonlar yapabilmişlerdir. Bunun en önemli nedeni ise toplumsal işbölümüne dayalı yaşam tarzlarıdır.
Her on aile bir araya gelir ve içlerinden bir tane yönetici seçerlerdi. Bu yönetici bir üst yöneticiye bağlı olurdu. Piramitin en tepesinde ise yarı tanrı olarak kabul edilen imparator vardır. Toplumsal çalışmalar için para ödemek ya da almak yerine insanlar devlete ürünlerinin bir bölümünü verir. Devlette halkın yaşamlarını devam ettirebilecekleri şehir düzenini oluşturur, su sistemleri kurar ve onları korurdu.

And Dağları’nın yüksek şehirlerinde tarım yapmak çok zordur. Hava şartları ve soğuk buna müsaade etmemiştir. Her biri ısıyı tutabilen taşlarla, özel olarak daireler hazırlamışlar ve her katman ayrı bir sıcaklığa ve nem oranına sahip olmuştur. Bu sayede her dairede ayrı bir tarım ürünü yetiştirebilme imkânına sahip olmuşlardır.
İnkalar Şamanizm benzeri olan bir dine sahiptirler. Bu dinde ibadet edilen tanrı güneş tanrısıdır. Bu tanrının bedenleşmiş temsilcisi olarak gördükleri imparatorlarını, güneşin oğlu olarak tanımlamışlardır. Bu tanım, antik mısır medeniyeti ile ilginç bir şekilde benzerlik taşımaktadır. Geçtiğimiz yıllarda Arjantin’de 6737 metrelik bir yanar dağın zirvesinde yapılan kazıda gizemli mumyalar bulunmuştur. Yaşları 6 ile 14 arasında değişen 3 mumyanın, 500 yıl önce burada bir insan kurban etme töreninde kullanıldıkları tespit edilmiştir.
Temel amaç, yeni tahta çıkan imparatora halkın bağlılığını kanıtlamaktır. İnkalar’da insan kurban etmek çok yaygın olmasa da önemli dönüm noktalarında görülen bir ritüeldir. Tören yüksek ve güneşe daha yakın olan yerlerde yapılırdı. Çünkü güneş İnkalar için çok kutsaldır. Machu Picchu gibi şehirlerde bu kadar yükseğe bu sebepten kurulmuştur.

Machu Picchu Halkı Nasıl Ortadan Kayboldu?
İnka uygarlığı neredeyse 10 yıl içerisinde yok olmuştur. Aslında yok oluş İspanyolların bu topraklara ayak basmasıyla başlamıştır. 1530 yıllarında İspanyollar İnka topraklarına gelmiştir. İspanyollar yanlarında çiçek hastalığını da getirmişlerdir. Amerika kıtası halklarının bu hastalığa karşı hiçbir bağışıklığı yoktur. Nitekim birkaç yıl içinde hastalık büyük bir hızla yayılmıştır. Dağların tepesinde herkesten uzakta olan Machu Picchu şehrine kadar ulaşmıştır. Şehir bu lanetli hastalıkla kıvranır hale gelmiş, insanlar oradan göç etmek ve hastalıktan uzağa gitmek zorunda kalmışlardır. O yüzyılın sonunda 14milyon nüfuslu İnka ülkesi sadece 1 milyona düşmüştür.
İspanyol işgalciler kulaklarına gelen bir söylentinin de peşindeydiler. İçerisi altınlarla dolu olan dağların tepesindeki esrarengiz bir şehri arıyorlardı. 100 yıldan fazla bu efsanenin peşinden koşmalarını rağmen asla bulamamışlardır. Orası 1911 yılına kadar bulunamayacak olan Machu Picchu şehridir.
Günümüzde bu şehir yerli halk tarafından hala kutsal kabul edilmektedir. Birçok insan buradaki tapınaklara ve mezarlara süt, yiyecek gibi gıda maddeleri dökmektedir. Binlerce yıllık bir ibadet olan İnka güneş ritüeli de, hala her yıl orada gerçekleştirilmektedir. Kısacası şehir 350 yıl unutulmuş olsa da günümüzde binlerce yıl öncesinden kalan ritüellerin devam ettiği mistik bir nokta haline dönüşmüştür. Fakat sırları tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Belki de yıllar sonra çalışmalar tamamlanırsa, mühendislik harikası tasarımları nasıl başardıkları ve nasıl tarihin en büyük uygarlıklarından birine dönüştüklerini anlamak mümkün olacaktır.

