İstanbul Boğazı, dünya haritasının en önemli noktalarından birini oluşturur. Doğu ile batıyı, Asya ile Avrupa’yı birleştiren bu eşsiz su yolu, yalnızca coğrafi bir geçiş noktası değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel bir miras olarak da büyük bir öneme sahiptir. Ancak İstanbul Boğazı’nın sadece fiziksel değil, mistik bir geçmişi de vardır.
Evliya Çelebi, ünlü Seyahatname adlı eserinde, İstanbul Boğazı’nın oluşumunu anlatırken, olağanüstü bir efsaneye yer verir. Bu efsane, Büyük İskender ve Hz. Hızır’dan korkusuz bir kadın savaşçıya kadar birçok ilginç karakteri içinde barındırır. İstanbul Boğazı’nın bugünkü şeklini almasını sağlayan olayların şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkışını anlatır.

İstanbul Boğazı: Coğrafi ve Tarihi Bir Dönüm Noktası
İstanbul Boğazı, Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayan ve Akdeniz ile daha geniş bir deniz bağlantısı oluşturan, yaklaşık 30 kilometre uzunluğunda, yer yer 700 metreye kadar daralan, derinliği ise 110 metreye kadar ulaşabilen bir su yoludur.
İstanbul Boğazı, yalnızca doğal bir geçiş yolu olarak değil, aynı zamanda tarih boyunca pek çok medeniyetin ilgisini çeken, kültürlerin birbirine dokunduğu bir nokta olmuştur. Osmanlı dönemine ait zarif yalılardan camilere, kulelere kadar pek çok kültürel ve tarihi mirası içinde barındıran bu bölge, her yıl milyonlarca turistin ilgisini çeker.
İstanbul Boğazı henüz oluşmadan önce Karadeniz, küçük bir tatlı su gölüydü. Ancak Boğaz’ın doğal yollarla mı yoksa insan eliyle mi açıldığı sorusu, hâlâ net bir yanıt bulamamıştır. İnsan yapımı olan Süveyş ve Panama kanalları, deniz taşımacılığında mesafeleri kısaltmış olsa da, İstanbul Boğazı ve Cebelitarık Boğazı gibi doğal oluşumlar, çok daha eski tarihlere dayandığından arkeolojik ve tarihsel araştırmalara konu olmaktadır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesindeki İstanbul Boğazı Efsanesi
Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde İstanbul ve Cebelitarık Boğazı‘nın açılışını, Büyük İskender ve onun ordusunda bulunan Hızır Aleyhisselam’ın emeklerine bağlamaktadır. Çelebi’nin aktarımına göre, İstanbul Boğazı’nın patlamasıyla Üsküdar ile Sarayburnu arasında bulunan gelişmiş bir şehir sular altında kalmıştır. Anlatıda, boğazların açılması şu şekilde tasvir edilmektedir:
İstanbul’u üçüncü kez inşa eden ve imar eden kişi olarak anlatılan Makedonya Kralı Büyük İskender, tüm dünyayı kendisine boyun eğdirmiş bir hükümdar olmasına rağmen, bugünkü Yunanistan kıyılarında yer alan Halkedonya (Kadıköy) ve İzmir’deki Smirna’nın hükümdarı Kaydâfe’ye (Khadafia) boyun eğdirememiştir. İzmir’deki kale harabeleri, bu hükümdarın ismine atıfla günümüzde hâlâ “Kadife Kale” olarak anılmaktadır.
Büyük İskender, Kaydâfe’nin güçlü duruşunu ve yönetimini merak eder. Onu yakından görmek amacıyla kılığını değiştirerek gizlice divanına girer. Ancak kimliğinin anlaşılması üzerine yakalanır ve hapsedilir. Kaydâfe, bir süre boyunca İskender’i mahkûm ettikten sonra onu serbest bırakır. Ancak serbest bırakmadan önce İskender’e bir daha kendisine kılıç çekmeyeceğine ve saldırmayacağına dair yemin ettirir.

İskender’in İntikam Planı ve Hızır Aleyhisselam’ın Önerisi
Kaydâfe tarafından özgürlüğüne kavuşan İskender, yine de ona karşı bir intikam duygusu besler. Ancak verdiği yemini bozmamak için doğrudan saldırmak yerine başka yollar arar. Bu noktada, İskender’in yanında bulunan Hızır Aleyhisselam devreye girerek ona bir plan sunar.
Hızır Aleyhisselam’ın önerisine göre, o dönem henüz var olmayan İstanbul Boğazı’nın açılması mümkündür. Karadeniz, Marmara ve Akdeniz’den daha yüksek bir konumda olduğundan, bu boğazın açılmasıyla sular Kaydâfe’nin topraklarını ve şehrini yok edebilecektir. İskender, bu fikri benimseyerek derhal harekete geçer. Böylece hem yemin bozulmayacak hem de intikam alınmış olacaktır.
Boğazın Açılışı ve Büyük Dönüşüm
Hızır Aleyhisselam’ın önerisiyle İskender, Karadeniz ve Akdeniz arasında bir bağlantı açmak için büyük bir proje başlatır. Yedi yüz bin işçiyle üç yıl süren bu çalışmada, Karadeniz’in suları Akdeniz’e akıtılır ve Kaydâfe’nin şehirleri sular altında kalır. Çalışmanın ardından İstanbul Boğazı şekillenir ve Makedonya şehri yeniden inşa edilir. Bu olay, İskender’in tarih sahnesindeki en büyük başarılarından biri olarak anlatılır.

Mitoloji ve Gerçeklik Arasında İstanbul Boğazı
Evliya Çelebi’nin anlatımı, tarihsel gerçeklikten çok bir mitolojik hikâye gibi görünse de, Boğaz’ın oluşumu hakkında kültürel bir perspektif sunar. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki bağlantının İskender ve Hızır Aleyhisselam gibi önemli figürlere atfedilmesi, bölgenin önemini ve derin tarihini gözler önüne sermektedir.
Günümüzde bilimsel çalışmalar, Boğaz’ın oluşumunu jeolojik süreçlerle açıklasa da, bu efsaneler, tarihin mistik bir boyutunu da beraberinde taşır.
Konu ile ilgili ” Dünyanın İlk Büyük Fatihi Büyük İskender” isimli makale için TIKLAYINIZ!
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
