2011 sonbaharında, Mısır’ın antik Avaris sarayında çalışan bir arkeolog ve ekibi, dört mezarda toplam 16 insan eli kalıntısı keşfetti. Her iki çukurda birer el bulunan taht odasının önündeki çukurlar dışında, diğer yerlerde de 14 el bulundu. Arkeolog ve ekibi, tüm kemiklerin yaklaşık 3.600 yıl öncesine ait olduğunu belirtmiş ve hepsinin aynı ritüelden geldiğini tahmin etmişlerdir. Tüm eller anormal derecede uzun veya normalden daha büyük görünmektedir. Bilim insanları, dört farklı mezarla sınıflandırılan ellerin, gerçek Hiksos’lulara ait olduğuna inanmaktadır.
Hiksos, Antik Mısır’ın İkinci Orta Dönemini başlatan Asya kökenli bir kavmin, On İkinci Hanedanlık döneminde Nil Deltası’nı işgal ederek Mısır’ı yönettiği bir dönemdir. Hiksoslar, Hurri kökenli bir kavim olup, bu bölgede Onbeşinci Sülale’yi kurmuşlardır. MÖ 17. yüzyılda güneydeki Nubyalılarla ittifak haline girdikleri için Mısırlıları yenmişlerdir. Bunun yanı sıra, koşumlu atlar ve yeni zırh çeşitleri gibi savaş tekniklerini de Mısır’a getirmişlerdir. Hiksoslar kültürel olarak da bölgeye zenginlik katmış olsa da, Mısırlılar bu işgale asla razı olmamışlardır. MÖ 15. yüzyılda Teb beyi Ahmose, Hiksoslarla mücadeleye başlamış ve onları Filistin’e sürmüştür. Böylece Mısır’da Yeni Krallık Dönemi başlamıştır. 17 ile 15. yüzyıllar arasındaki bu döneme “İkinci Ara Dönem” denilmiştir. Mısırlılar, Suriye’den gelen barbarları hırsızlık ve yağmacılık yapanlar olarak görürlerdi. Suriyeliler, Mısır’ın bazı şehirlerini işgal eden ve yağma yapan krallar oldukları için Mısırlılar onlara “hiksos” (Suriyeli – hırsız krallar) adını vermişlerdir.

Çukurlardaki Ellerin Sebebi
Avaris antik kentinin kazılarından sorumlu olan Avusturyalı arkeolog Manfred Bietak, Mısır Arkeoloji gazetesine yaptığı açıklamada, bulunan insan ellerinin, eski Mısır yazılarında ve sanatında bahsedilen hikâyeleri desteklediğini belirtti. Bunun ilk fiziksel kanıtı olarak askerlerin, karşılığında altın para almak için düşmanların sağ ellerini kestiklerini açıkladı. Düşman elinin kesilmesi, sembolik bir şekilde düşman kuvvetlerini ortadan kaldırmak için kullanılan bir yöntemdi ve ayrıca kutsal bir yer veya tapınakta gerçekleştirilen bir ritüelin parçasıydı. Bu nedenle, bu törenin anlamı olağanüstüydü.
Şu ana kadar, bulunan ellerin kimlere ait olduğuna dair herhangi bir kesin kanıt bulunmamaktadır. Ellerin Hiksoslara mı yoksa Mısırlılara mı ait olduğu henüz tespit edilememiştir. Bu ritüelin neden gerçekleştirildiğinin sorulması üzerine arkeolog Bietak, “Onu gücünden sonsuza kadar yoksun bırakıyorsun. Bulgumuz ilk ve tek fiziksel kanıttır. Her hendek farklı bir töreni temsil ediyor.” şeklinde yanıt vermiştir.
Her iki çukurda bulunan eller, doğrudan taht odasının önüne yerleştirilmiştir. Bu bölge, bir zamanlar işgalci bir güç tarafından kontrol edildiği için, bu ritüelin işgalle bir bağlantısı olabileceği düşünülmektedir. Diğer eller ise sarayın dış topraklarında bulunmuştur ve aynı zamanda veya daha sonraki bir tarihte gömülmüş olabilirler. Bu bölgede yabancı işgaline maruz kalan insanların fedakârlıkları şaşırtıcı değildir. Mısırlılar sık sık tanrılarını, istilacı ordularına veba, kıtlık veya genel talihsizliklerle cezalandırmak için çağırmışlardır. Bu fedakârlıkların, işgalci ordulara karşı bir lanetin parçası olması mümkündür.

Ellerin Normalden Büyük Olması
Çukurlardaki dev eller ile ilgili araştırılması gereken daha pek çok şey olsa da, birçok işaret bu olayın bir tanrı ya da tanrılar için bir ritüel olduğunu göstermektedir. Bu ellerin kime ait olduğu bilinmemektedir. Ancak ellerin anormal derecede büyük olması, bu insanların özel olarak seçildiğini göstermektedir. Bu da, işgalci bir ordunun öldürülmesinden ziyade bir fedakârlığın göstergesidir. İki elin ayrı ayrı gömülmesi, bu adakların tanrılar için inanılmaz derecede tatmin edici olduğunu gösterebilir. Buna ek olarak, bazı eski yazılarda, bu uygarlığın çok geniş olduğu, Hint Denizi’nin sularının bu kıtayı sular altında bıraktığı ve Lemurya’dan geldikleri şeklinde yorumlanan Hiperborean uygarlığı da hipoteze dâhil edilebilir.
Bu keşif, büyük boyutlu bir medeniyetin gerçek hikâyesini ortaya çıkarabilir. Bu dev ellerin keşfi, daha önce tartışılan eski hikâyelere ışık tutmanın yanı sıra sadece komplo teorisyenlerinin hikâyeleri veya buluşları olmayabilir. Bu keşif, bir zamanlar var olmuş büyük bir medeniyetin gerçek hikâyesini ortaya çıkarmaya yardımcı olabilir. Devasa ellerin keşfi, sadece komplo teorileri ya da daha önce tartışılan antik hikâyelere de ışık tutabilir. Bu bulguların incelenmesi, Antik Mısır’ın tarihine ve yaşadığı dönemdeki siyasi, sosyal ve kültürel faktörlere ilişkin daha fazla bilgi sağlayabilir.

