Mısır’da Sina Yarımadası sınırları içinde bulunan Sina Dağı, dinler tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Tevrat’a göre; İsrailoğullarının, Hz. Musa Peygamber öncülüğünde Mısır’dan çıkarken durdukları yerdir. Hz. Musa Peygamberin Allah ile konuştuğu ve On Emir’i aldığı yer olarak geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de de bu konu, Taha Suresinde anlatılmaktadır. İnsanlara zeytin ağacının armağan olarak gönderildiği yer olarak da geçmektedir. Ayrıca, Tevrat’ta da adı geçen bu kutsal dağın gerçek yeri ile ilgili birçok teori mevcuttur. Hz. Musa’ya Tevrat’ın verildiği gerçek Sina Dağı’nın yeri konusunda kesin bir bilgi yoktur ve farklı görüşler bulunmaktadır.
Süveyş kanalının başlangıcına yakın olan bir bölgede yer alan Sina Dağı’nın diğer bilinen adı Tur Dağı’dır. 2629 metre yüksekliğe sahip Sina Dağı, Aziz Katerina Dağı’ndan sonra bölgenin ikinci en yüksek dağıdır. Asya ve Afrika kıtalarının birbirinden ayrılması sonucunda oluşmuş ve günümüzdeki şeklini almıştır. Dünya çapında düzenlenen kültürel gezi programlarında, Tur Dağı ayrı bir yere sahiptir. Hem dini hem de tarihi bakımdan oldukça dikkat çekmekte ve merak edilmektedir. Günümüzde en fazla ilgi gören ve fotoğraflanan dağlardan birisidir.

Hz. Musa Peygamber; İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarırken, Kızıldeniz’i geçtikten sonra Sina Dağı’na varmıştır. Burada, On Emir olarak bilinen levhalar ona verilmiştir. Hz. Musa Peygamber, Allah ile konuştuktan sonra onu görmek istemiştir. Allah, ona kendisini görmesinin mümkün olmadığını, ancak dağa tecelli edeceğini ve dağ yerinde kalırsa kendisini görebileceğini söylemiştir. Dağ, Allah’ın küçük bir yansıması sonucu toz haline gelmiş, Hz. Musa Peygamber bayılmış ve tövbe etmiştir. Hz. Musa Peygamber, burada aldığı emirleri ve öğrendiklerini Ahit Sandığı adı verilen bir sandığa gizlemiştir. Bu sandığın, Tarsus civarında bir mağarada olduğu ve Mehdi tarafından çıkarılacağına dair bir inanış mevcuttur.

Sina Dağının Yeri İle İlgili Teoriler
Bazı araştırmacılar, Sina Dağının gerçekte Mısır’daki Sina Dağı olmadığını ve Arabistan topraklarında yer aldığını öne sürmektedirler. Bu yerin tam olarak tespit edilmediği için, Sina Dağı’nın gerçek yerine ilişkin birçok teori mevcuttur. Bu teoriler kutsal metinlerden veya o dönemde yazılan kitaplardan yola çıkarak oluşturulmuştur. O dönemlerde Arabistan olarak adlandırılan bölge, bugünkü Arabistan’dan daha geniş bir alanı ifade etmektedir. Sina Yarımadası, dini ve tarihi öneme sahip bir yerdir. Sina Yarımadası, o dönemlerde Arabistan olarak adlandırılan bölgenin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Sina Yarımadası, bazı kısımlarını içine almakta ve Akabe Körfezi’ni de kapsamaktadır. Günümüzde Mısır, İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan sınırlarının kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu nedenle, Sina Dağı’nın gerçekte bu bölgede olması olasıdır.
Sina Dağı; kutsal kitaplarda özellikle Kuran’da, Yahudi ve Hristiyan inançlarında önemli bir yer tutmaktadır. Sina Dağı’nın gerçek yerinin tam olarak tespit edilememiş olmasına rağmen, Arabistan topraklarında olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, Har Karkom Dağının gerçek Sina Dağı olduğunu düşünen arkeologlar bulunmaktadır. Aynı zamanda, Arabistan’daki Cebel el Lawz da gerçek Sina Dağı olarak düşünülen bir yerdir. Bu konuda yapılan araştırmalar hala devam etmektedir. Gerçek yerin tam olarak tespit edilmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Gerçek Sina Dağı Olduğu Düşünülen Cebel El Lawz
Arabistan’daki Cebel el Lawz’ın gerçek Sina Dağı olduğunu öne sürenler mevcuttur. Dayanak olarak öne sürülenler, Cebel el Lawz’da bulunan bazı arkeolojik kalıntılardır. İsrailoğullarının tapınağı olarak anılan altın buzağı, sunak gibi arkeolojik kalıntılar bu dağda bulunmuştur. Ayrıca, dağın eteklerindeki alanda sığır petrogliflerinin bulunması ve bu petrogliflerin üzerinde ilkel İbranice’ye ait harflerin yer alması da gerçek Sina Dağı olarak kabul edilmesinde önemli rol oynamaktadır. Ancak yerinin tam olarak tespit edilmemiş olmasına rağmen, hangi teorinin doğru olduğu konusunda kesin bir sonuç yoktur. Hz. Musa Peygamber, halkın susuzluğunu giderebilmek için asasıyla yere vurduğunda fışkıran su kaynağı ile ilgili izler, Tevrat’ta bahsedilen dağdan akan nehir gibi kutsal kitapta geçen bilgilerin tümü Cebel el Lawz’ın coğrafyası ile uyuşmaktadır ve bahsedilen izlere bu bölgede rastlanmaktadır.
Cebel el Lawz’ın zirvesinde dağın geri kalanından farklı bir yapı görülmektedir. Alt kısımlar granitten oluşmaktayken zirve kısmı siyah renklidir ve kırılması çok zordur. Civardaki diğer dağlar pembe renkli granitten ibaretken sadece Cebel el Lawz’ın zirvesinin siyah renkli olması; ancak kırıldığında ortaya pembe renkli granitin çıkması buranın yüksek bir ısıya maruz kaldığını göstermektedir. Bu yüksek ısı ise kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi, Allah’ın dağa tecelli etmesinin kanıtı olarak nitelendirilmektedir. Bu ve benzeri başka kanıtlar da öne sürülerek gerçek Sina Dağı’nın Mısır’da değil Arabistan’da olduğu düşünülmektedir. Ancak, bu iddiaların doğruluğu henüz kanıtlanmamıştır ve hala tartışmalar devam etmektedir.

