Hacer-ül Esved, Kâbe’nin duvarında bulunan ve Müslümanlarca kutsal kabul edilen siyah ve parlak bir taştır. Hac sırasında, hacılar Kâbe’yi tavaf ederken her bir dönüşte bu taşı selamlar, el sürer veya öperler. Ancak, bu taş sadece kutsal bir nesne değil, aynı zamanda tartışmalı bir tarihe ve kökene sahiptir.
Bazıları, taşın tarihi kökeni ve nasıl Kâbe’nin bir parçası haline geldiği konusunda farklı teoriler öne sürmektedir. Kimi araştırmacılar, Hacer-ül Esved’in İslam öncesi dönemdeki pagan inançlarıyla ilişkilendirilen bir obje olduğunu iddia ederken, diğerleri taşın sembolik veya mitolojik bir öneme sahip olduğunu savunmaktadır.
Ayrıca, taşın geçmişiyle ilgili net bilgilere sahip olunmaması, bazı çevrelerde spekülasyonlara ve farklı görüşlere yol açmaktadır. Bunun yanı sıra, Hacer-ül Esved‘in Kâbe’nin inşası sırasında nasıl konumlandırıldığı ve tarih boyunca yaşadığı olaylar da tartışma konuları arasındadır.

Hacer-ül Esved’in Önemi ve Kökeni
Hacer-ül Esved terimi Arapça’da “siyah taş” anlamına gelir. Yerden 1,5 metre kadar yükseklikte bulunan, yaklaşık 30 cm çapında ve yumurta biçimindeki bu taşın, siyaha yakın koyu kırmızı renkte olması sebebiyle bu ismi aldığı düşünülmektedir. Taşın tarih öncesi dönemde, Petra‘da Kaab adıyla anılan tanrıça Al-lat’ın sembolü olduğu iddia edilmektedir. Ancak günümüzde bile bazı dini gruplar, Kâbe ve kara taşın kutsallığına yönelik uygulamalara itiraz etmektedir.
Hacer-ül Esved hakkında çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bazı kaynaklar, Hacer-ül Esved’in yaklaşık 50 cm ebatlarında bir gök taşı parçası olduğunu iddia etmektedir. Günümüzde bu taşın parçaları gümüş bir çerçeve içinde saklanmaktadır. Bunun, Emevîlerin Mekke’yi ele geçirme sırasında verilen zararla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ancak Hacer-ül Esved hiçbir zaman modern bilimsel tekniklerle analiz edilmedi ve kökenleri hala spekülasyon konusu olarak kalmaktadır.

Hac ve Umre ziyaretleri sırasında ziyaretçilerin en büyük arzularından biri, Hacer-ül Esved taşına dokunmaktır. Binlerce insan, taşa dokunmak veya sadece yakından görmek için birbiriyle yarışır. Tavaf sırasında oluşabilecek bir boşluktan faydalanarak Hacer-ül Esved taşına dokunan hacılar, Peygamber Efendimiz’in sünnetini yerine getirmiş olurlar. Çünkü Peygamber Efendimiz Veda Haccı sırasında bu taşı öpmüştür.
Hac ve Umre’de tavaf, Hacer-ül Esved’den başlar ve yine Hacer-ül Esved taşında sona erer. Tavaf sırasında taşın sünnet olduğu için mümkünse öpülür, aksi halde elle dokunulur. Eğer dokunma imkânı bulunamazsa, uzaktan el kaldırılarak “Bismillahi Allah’u Ekber” denilerek selam verilir. Ayrıca, Peygamber Efendimiz’in hasta olduğu bir Veda Haccı sırasında devesinden inmeden taşa değneğiyle dokunduğu ve bir tavaf sırasında da eliyle selam verdiği rivayet edilmektedir.

Hacer-ül Esved’in Cennetten İndirildiği İnancı
Kaynaklar, Hacer-ül Esved’in Hz. İbrahim tarafından Kâbe’nin inşası sırasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek için yerleştirildiğini doğrulamaktadır. Ancak bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bazı rivayetlere göre, Hacer-ül Esved’in cennetten indirildiği, Nuh Tufanı sırasında Ebû Kubeys dağında korunduğu ve Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken oradan getirilerek yerine konulduğu ifade edilmektedir.
Hz. Âdem’in Cennetten yeryüzüne indirilmesiyle birlikte, Cenab-ı Hak melekler aracılığıyla ona bir Cennet çadırı gönderdi. Bu çadırın içinde, Hacerü’l-Esved olarak bilinen beyaz bir yakut taşı bulunmaktaydı. Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşa ederken, tavafın başlangıcı olarak oğluna bir taş getirmesini istedi. Hz. İsmail, taşı bulmak için çıktı fakat boş döndü. Bunun üzerine, Hz. Cebrail Hz. İbrahim’e bir taş getirdi. Hz. Cebrail’in getirdiği taş ilk başta beyazdı. Ancak bazı hadislere göre, müşriklerin taşa dokunması veya zaman zaman çıkan yangınlar sonucunda taş kararmıştır.
Hacer-ül Esved’e Araplar’ın İslamiyet öncesi dönemde ayrı bir önem ve kutsallık atfetmeleri, onu Kâbe’nin kutsallığının sembolü olarak görmeleri, bu taşın Hz. İbrahim’den beri süregelen hac ve tavaf ibadetinin önemli bir parçası olmasının yanı sıra, o dönemde Araplar arasında taşlara ve taşlardan yapılmış putlara tapınma alışkanlığıyla da ilişkilendirilmiştir. Bu durum, bazı Batılı araştırmacıları Hacer-ül Esved’in eski bir putun kalıntısı olabileceği yanlış kanaatine sevk etmiştir.

Hacer-ül Esved’in Tanrıça Kibele’nin Simgesi Olduğu İddiası
Hacer-ül Esved, İslam öncesi Arabistan’da da kutsal kabul edilen bir taştır. Bütün dinlerde kutsal bir kara taşın bulunduğunu ifade edilir. Bu taşın, İslam öncesi dönemde Petra ve Kudayd bölgelerinde önemli bir tanrıça olan Al-Lât’ı temsil ettiği düşünülmektedir. Ayrıca, Batı Anadolu’da Kibele’nin sembolü olarak da kullanılmıştır.
Anadolu’nun Hititler ve Frigyalılar döneminde, Kibele adı verilen dişi bir tanrıçaya tapınılırdı. Pessinus şehrinde ise, gökten düştüğüne inanılan kara bir taş bulunmaktaydı ve bu taşın Tanrıça Kibele’nin simgesi olduğuna inanılırdı. MÖ 191 yılında bu taş, Roma’ya götürüldü ve MS 476 yılında Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte ne olduğu hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamadı.
Bazıları, bu taşın harabeler altında kaldığını düşünürken, diğerleri farklı bir kaderle karşılaşmış olabileceğini öne sürmektedir. Bu taşın aslında Kâbe’deki Hacer-ül Esved taşı olduğu iddia edilmekte ve Kibele taşı olması nedeniyle, kıblenin ve Hubel putunun adının da Kibele’den geldiği öne sürülmektedir. Kibele kelimesi ile “kıble” kelimesinin bağlantılı olduğu düşünülmektedir.

Hacer-ül Esved’in Tarihi
Kâbe, tarih boyunca birçok savaşa, yıkıma ve doğal afete tanıklık etmiş bir kutsal mekândır. Bu süreçlerde defalarca tahrip edilmiş, defalarca yeniden inşa edilmiştir. Bu süreçlerden Hacerü’l-Esved taşı da etkilenmiştir.
Bir dönem Amalika kabilesinin kontrolü altına giren bölge ve Kâbe, duvarları daha yüksek bir şekilde yeniden inşa edilmiştir. Ancak Amalika kabilesi, Kâbe’yi kendi mülkiyeti gibi görmeye başlamış ve hacılara kötü davranmaya başlamıştır. İkinci bir sel felaketinin ardından Amalika kabilesi Kâbe’yi terk etmiştir.
Bölge daha sonra Cürhimi’lerin eline geçmiş, ancak onlar da hacılara kötü davranmıştır. Bu durum üzerine Bekroğulları ve Huzaalılar, Cürhimi’leri Mekke’den çıkarmıştır. Ancak şehri terk ederken Cürhimi’ler, Kâbe’nin değerli eşyalarını yağmalayıp Hacerü’l-Esved’i toprağa gömmüştür. Şehri ele geçiren Huzaalılar, taşı bulup eski yerine koymuştur. Daha sonra Mekke ve Kâbe’nin yönetimi Peygamber Efendimiz’in beşinci atası Kusay bin Kilab ve oğullarına geçmiştir.

Hz. Peygamber döneminde duvarları alçak olan Kâbe’nin değerli eşyaları çalınmış ve Kâbe’nin daha korunaklı bir şekilde yeniden inşa edilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak Hacerü’l-Esved’i yerine yerleştirme konusunda çıkan anlaşmazlık, çözülmemiş ve kan dökülmemesi için ilk gelen kişinin hakemliğini kabul etme kararı alınmıştır. Kararlaştırılan günün sabahında Peygamber Efendimiz gelmiş ve Hacerü’l-Esved’i yerine koyarak, kabileler arasında barışı sağlamıştır.
Peygamber Efendimiz’den sonra Yezid döneminde çıkan bir savaşta Hacerü’l-Esved taşı üç parçaya bölünmüştür. Daha sonra Abdullah bin Zübeyr döneminde kırılan parçalar birleştirilirken, Osmanlı padişahı Birinci Ahmet döneminde Kâbe tamir edilmiştir. Ancak bir sel felaketiyle yeniden yıkılan Kâbe’de Hacerü’l-Esved taşının bir parçası kırılmıştır. Dördüncü Murat döneminde Kâbe’nin tamiriyle birlikte Hacerü’l-Esved taşı gümüşle kaplanıp altınla yaldızlanarak muhafaza altına alınmıştır.

Güzel bilgiler teşekkür ederim faydalı oldu
Beğenmenize ve faydalı olmasına sevindim. Güzel yorumunuz için çok teşekkürler