Kadınların inançlarını ve kültürel bağlamlarını ifade etme biçimlerinden biri olan örtünmenin köklü ve ilginç tarihi 4000 yıl öncesine dayanıyor. Günümüzde İslam inancını benimseyen kadınlar tarafından sıklıkla tercih edilen türban, aslında oldukça eski bir örtünme geleneğidir. Ancak başörtüsü, sadece İslam inancıyla sınırlı değildir; tarihte Hristiyanlık ve Yahudilik gibi diğer dinlerde de kadınlar tarafından benimsenmiştir. Örneğin, Hristiyanlık’ta rahibelerin ve Yahudilik’te kadınların örtünme geleneği bulunmaktadır.
Örtünmenin sebepleri ve çıkış noktaları, zamanla farklı dinler ve kültürler tarafından değişiklik göstermiştir. Günümüzde kadınlar, bağlı oldukları dinin ve inançlarının kurallarına uygun olarak örtünmeyi tercih ederken, geçmişte bu uygulamanın motivasyonu ve yönü farklıdır. Örtünmenin tarih boyunca çeşitli nedenleri olmuştur ve bu nedenler dinin yanı sıra kültürel, sosyal ve siyasi faktörlerdir.

Örtünme, 4000 Yıl Önce Saygı ve Statü Sembolü
Örtünme, 4000 yıl önce saygı ve statüyü simgeleyen bir uygulamaydı. Babil İmparatorluğu’nda, köleler ve soylu olmayan kadınlar başlarını açık bırakırken, kraliyet ailesine, zenginlere ve soylulara mensup olanlar başlarını örtüyordu. Bu örtünme sadece bir tül veya bezle sınırlı değildi; Antik Mısır’daki gibi kadınlar, saçlarını kapamak için çeşitli şeyler de kullanıyorlardı. Genellikle, süslü ve işlemeli parçalar tercih edilir, saçlar örtülerek toplum içinde saygınlık ve prestij simgesi olunurdu.
Ancak örtünme, sadece sosyal sınıfları belirlemek ve soylu sınıfını öne çıkarmak için kullanılan bir araç değildi; aynı zamanda coğrafi koşullara bağlı bir ihtiyaç halini alabilirdi. Bazı bölgelerde, güneşten, sıcaktan ve kumdan korunmak için kadınlar ve erkekler saçlarını ve kafalarını örtmeyi tercih ederlerdi. Ancak genel olarak bakıldığında, örtünme dünyanın birçok yerinde soyluluğun ve saygınlığın bir işareti olarak kabul edilirdi.
Babil İmparatoru Hammurabi’nin yasalarında, kadının toplumdaki sosyal statüsü ilk kez yazılı olarak belirlendi. Hammurabi Kanunları, dünya tarihinin en eski yasalarından biri olarak kabul edilir. Bu yazılı metin, kölelik, evlilik gibi konularla ilgili farklılıkları belirtirken aileyi düzenlemeyi de amaçlar. Bugün hala bazı toplumlarda -özellikle şeriat mahkemelerinde- uygulanan kanunlar, bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu durum, semavi dinlerin neden köleliği kaldırmadığı sorusuna cevap olabilir çünkü bu dinlerin yasaları, Hammurabi yasalarıyla uyum içinde olmalıydı.
Hammurabi yasalarına göre saygın, özgür ve elit kadınlar örtünürken, köleler, fahişeler ve alt sınıflar açık gezerlerdi. Bu durum, Hristiyanlığın yayıldığı dönemlerde Pavlus’un da kadınların örtünmesini savunduğu ayetlere bir gerekçe olarak sunulmuştur. Örtünme, saygınlığın ve özel statünün bir göstergesi haline gelmiştir.

Örtünmenin Kökenleri
Başörtüsünün kökenleri Sümerler’e kadar uzanır. Bu toplumun kadınlara verdiği önemi düşününce, başörtüsünün onların değer verdiği bir sembol olması pek de şaşırtıcı değildir. Sümerler‘de kadınların boşanma hakkı gibi ileri düzeyde haklara sahip olmaları, onların toplum içindeki önemini vurgular. Dolayısıyla, kadınların değerini ve önemini göstermek için başörtüsü gibi bir saygınlık işareti kullanmaları beklenirdi.
Bu geleneğin sonraki imparatorluklarda da devam ettiği görülür; Bizans döneminde bile başörtüsü, soylu ve hak eden kadınlar için bir sembol olarak varlığını sürdürdü. Ayrıca, tek bir örtü kullanarak halktan ayrılmak ve ekstra masraflardan kaçınmak da bu kadınlar için çekici bir seçenekti. Diğer seçenekler olan pahalı mücevherler, şapkalar, bilezikler ve kıyafetlerle karşılaştırıldığında, başörtüsü elit kesime ait olduğunu göstermek için daha uygun ve ekonomik bir seçenekti.
Daha sonraki dönemlerde, ortaya çıkan dinlerde ise başörtüsü farklı dinlere mensup kişileri ayırt etmek için kullanıldı. Elit kesimin tercih ettiği başörtüsü, inanan kişilere de verildi ve bu, onların toplum içinde farklı bir konumda olmalarını sağladı. Örneğin, rahibeler arasında da başını örten ve örtmeyenler arasında bir ayrım yapıldı.
Bazı rahibeler, bedenlerini Tanrı’ya adayarak toplumdan ayrı bir yaşam sürerken, diğerleri ise halka hizmet etmek için bedenlerini sunardı. Her iki grup da değerli kabul edilirdi, ancak mabet fahişesi olarak adlandırılanlar, bedenlerini halka sunma konusundaki fedakârlıkları nedeniyle özel bir statüye sahipti ve bu yüzden örtünme hakları vardı. Zamanla, başörtüsü tüm rahibeler için bir hak olarak kabul edildi ve bu, dinlerin evrimi ve toplumsal normların değişimiyle gerçekleşti.

İslam İnancında Örtünme
Başörtüsü genellikle geleneksel Müslüman kadın kıyafetinin bir parçası olarak bilinir. Ancak İslam’ın ilk yıllarına baktığımızda, kadınların başörtüsü takmadığına dair kayıtlar bulunmaktadır. Özellikle çok sıcak çöl ortamlarında yaşamaları sebebiyle, bazıları Afrika yerlileri gibi vücutlarının büyük bir kısmını açık bırakmaktaydı. Bu nedenle, örtünme ile ilgili ayetler, öncelikle kadınların mahrem yerlerini örtmeleri ve daha “uygun” bir şekilde dolaşmaları için indirilmişti.
Hala başörtüsünün zorunlu olup olmadığı konusunda tartışmalar devam etmektedir. Başörtüsü, İslam’ın yayılmasıyla birlikte dine katılmak isteyen kişilere ayrıcalık sağladığı için de kullanılmıştır. Benzer uygulamalar diğer dinlerde de görülmüştür; dini bir geçiş yapan kişi başörtüsü takarak toplumda ayrıcalık kazanır ve dini kimliğini belirtir.
Bu nedenle, başörtüsü aslında İslam ile birlikte gelen bir uygulama değildir; tarihi kökenleri 4000 yıl öncesine kadar uzanır. Başörtüsü, kişiyi toplumdan ayrıştıran ve soyluluk belirten bir sembol olarak başlamış, zamanla dinlerde de kullanılmıştır.

Örtünmenin temel gayesi, başkalarının bakışlarından korunmak ve cinsel isteklerden kaçınmaktır. İnsandaki edep ve hayâ duygusu, örtünmeyi gerektirir. Ancak, mümin erkek ve kadınların asıl amacı, Yüce Allah’ın rızasını kazanmaktır, çünkü Allah’ın emir ve yasaklarına uymak bir ibadettir. Namaz ve oruç gibi ibadetlerin emredilmesinin yanı sıra, Allah, ibadet içinde ve dışında örtünmenin şekil ve sınırlarını da belirlemiştir.
Cahiliye döneminde, Arap toplumu Kâbe’yi çıplak tavaf ederdi. Gündüz erkekler, gece kadınlar gelir ve çıplak bir şekilde tavaf ederlerdi. Onlar, “günah işlediğimiz giysilerimizle tavaf yapamayız” gibi bir gerekçe sunarlardı.
Mekke döneminde, İslam toplumuna, tavaf sırasında ve namazda örtünmeleri gerektiğini bildiren bir ayet indirildi: “Ey Âdemoğulları! Her mescide gelişte zînetinizi giyin.” Bu ayet, tavafı ve namaz için mescide gelmeyi kapsar. “Zînet” sözcüğü, “elbise, giysi” olarak yorumlanır. Böylece İslam, namaz ve tavaf gibi ibadetlerde avret yerlerinin örtülmesini farz kıldı. Başka bir ayette, gizli yerlerini örten erkeklerle ve kadınların, Allah’ın affına ve büyük bir mükâfata ulaşacakları belirtilir.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
