Mardin’in Nusaybin ilçesinde yer alan Girnavaz Höyüğü, sadece arkeolojik önemiyle değil, mistik efsaneleriyle de dikkat çekmektedir. Halk arasında “Cin Tepesi” olarak da bilinen bu höyük, Müslüman cinlerin yaşadığı ve liderleri Mir Osman’ın mezarının bulunduğu yer olarak kabul edilir.
Girnavaz Höyüğü, yüzyıllar boyunca şifa arayanların ve ruhsal hastalıklara çare bulmak isteyenlerin ziyaret ettiği bir merkez olmuştur. Tarihsel ve dini inanışların iç içe geçtiği bu kutsal mekân, bölgenin kültürel mirasında önemli bir yer tutmaktadır.

Girnavaz Höyüğü’nün Özellikleri ve Tarihi
Girnavaz Höyüğü, Mardin il merkezinin güneydoğusunda, Nusaybin ilçesine 4 kilometre mesafede, Suriye sınırından ise 5 kilometre içeride konumlanmış bir arkeolojik höyüktür. Bu höyük, 350 metre çapında ve 24-25 metre yüksekliğinde olup, Çağ Çağ Deresi’nin oluşturduğu kayalık bir çıkıntının üzerinde yer almaktadır. Çağ Çağ Deresi Vadisi’nin girişinde bulunan bu yerleşim, Savur Nehri üzerinden Batman bölgesine doğal bir geçiş noktası oluşturmaktadır.
Eski çağlardan beri Kuzey Mezopotamya’nın verimli vadilerini sulayan Çağ Çağ Deresi, Aksu ve Karasu derelerinin Nusaybin’in yaklaşık 18 kilometre kuzeyinde birleşmesiyle doğar ve Tur Abdin bölgesinin ana eksenini oluşturur. Bu vadi, Nusaybin’in 5 kilometre kuzeyine kadar uzanarak Nusaybin Ovası’na ve dolayısıyla Kuzey Mezopotamya’ya açılmaktadır.
Irmak, günümüz Suriye topraklarında verimli ovalar boyunca akmaya devam eder. Yıl boyunca verimli olan bu kanyon benzeri vadi, hem tarımsal verimliliği hem de doğal bir ulaşım hattı olmasıyla eski çağların siyasi ve kültürel tarihinde önemli bir rol oynamıştır.
1980 yılında K. Kessler tarafından yapılan araştırmalar, Nusaybin ve çevresi hakkında önemli bilgiler sunmuştur. Kessler, bölgedeki araştırmalarının sonuçlarını “Kuzey Mezopotamya’nın Tarihi Topoğrafyası Üzerine Araştırmalar” başlıklı eserinde yayımlamıştır. Bu çalışmada, özellikle antik çağların bölgedeki ana ulaşım hatlarını incelemiştir. İncelediği ana ulaşım hatlarından biri, Kaşyari Yolu olarak bilinen ve aslında dağlık bir bölge olan Tur Abdin’dir, günümüzde ise Mardin eşiği olarak adlandırılmaktadır.
Mardin ve Midyat civarını içine alan bu bölgenin doğu sınırını Dicle Nehri oluşturmakta ve kuzeye doğru Diyarbakır’a kadar uzanmaktadır. Yeni Asur Dönemi belgelerinde sıkça bahsedilen bu bölge, tahıl ve şarap üretim potansiyelinin yanı sıra günümüz Diyarbakır bölgesine ulaşan önemli bir ulaşım hattını da içermektedir.

Girnavaz Höyüğü’nde Yapılan Kazılar ve Buluntular
Girnavaz Höyüğü’nde ilk incelemeler 1964 yılında A. T. Olmstead tarafından gerçekleştirilmiştir. Mardin Müzesi’ne 1981 yılında MÖ III. binyıla ait bir mezarlıktan 22 parça getirilmesinin ardından höyükte kazı yapılmasına karar verilmiştir. Bu kazılar, Prof. Dr. Hayat Erkanal başkanlığında 1982 yılında başlamış, 1985 yılı hariç olmak üzere, 1991 yılında terörist saldırıların başlamasına kadar devam etmiştir.
Höyükteki tabakalanma çalışmalarında, tepenin üstünde MÖ 1. binyıl, doğu ve kuzeydoğu yamaçlarda MÖ 2. binyıl, kuzeydoğu ve kuzey yamaçta ise MÖ 3. binyıl yerleşmelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Tarih öncesi çağ tabakalarına ilişkin kuzeydoğu yamaçtaki açmalarda 9 tabaka belirlenmiştir.
Bu tabakalara göre:
1. ve 2. tabakalar, MÖ 2. binyıl başlarına,
3. ve 4. tabakalar MÖ 3. binyıl sonuna (Erken Tunç Çağı III. evre),
5. tabakalar ise Erken Hanedanlık I – III dönemlere (Erken Tunç Çağı II. evre) tarihlenmektedir.

Kazılarda bulunan bir tablette, Yeni Asur Dönemi kenti Nabula‘nın Girnavaz Höyüğü olduğu düşünülmektedir. Nabula kenti, Orta Asur ve Yeni Asur belgelerinde sıkça geçmektedir. Girnavaz’da bulunan üç Yeni Asur tabletinden biri, bir bahçe satışıyla ilgilidir ve bu belge, bahçeyi betimlerken kenti de anlatmaktadır. Bu nedenle Girnavaz’ın Nabula olduğu tespiti yapılmıştır. İsim benzerliği göz önüne alındığında, MÖ II. binyıl belgelerinde adı geçen Nawala’nın da burası olduğu ileri sürülmektedir.
Az sayıdaki yerleşme içi mezarlarda, III. tabakada yanında taş baltası ve kamasıyla gömülen bir erkek, VI. tabakada ise boncuk dizisi, topuz başlı iki tunç iğne ve tunç halkadan oluşan takılarıyla gömülen bir kadın mezarı bulunmuştur. Höyüğün kuzeydoğu yamacındaki mezarlıkta ise yaklaşık 70 mezar incelenmiştir. Bu mezarlarda üç farklı gömüt tarzı belirlenmiştir: kerpiç sanduka mezarlar, küp veya çömlek mezarlar ve basit toprak mezarlar.
Kerpiç mezarlar toprakla örtülmüş, kuzey – güney yönünde yerleştirilmiş ve ölüler “hocker” pozisyonunda gömülmüştür. Küp ya da çömlek mezarlarda çocuklar hocker biçiminde gömülmüştür. Toprak mezarlarda ise ölüler yine hocker biçiminde ve hasır ya da kumaşa sarılarak gömülmüştür, üzerleri ağaç dallarıyla kapatıldıktan sonra toprak atılmıştır.
Gömüt armağanları olarak çanak çömlekler bulunmuş, bazılarının içine kil, bazılarının içine ise buğday ve mercimek konulmuştur. Ölüyle birlikte bırakılan özel eşyalar arasında akik, friz, lapis lazuli, kemik ve boncuk kolyeler, silindir mühürler ve Sümer tarzı tunç baltalar bulunmaktadır.
Girnavaz Höyüğü’nün kronolojik olarak MÖ 4. binyıldan MÖ 7. yüzyıla kadar kesintisiz iskân edildiği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, Geç Uruk Dönemi’nden (MÖ 3.500 – 3.100) Yeni Asur Dönemi’ne kadar yerleşim görmüştür. Girnavaz’ın önemli bir özelliği, bölgede kazı çalışması yapılmış tek Ninive 5 yerleşmesi olmasıdır.

Cin Tepesi’nin Efsaneleri ve İnançlar
Girnevas veya Gire’nevvas olarak da bilinen bu yer, halk arasında “cinlerin başkenti” olarak ün kazanmıştır. Halk arasında, buranın Müslüman cinlerin padişahının bulunduğu yer olduğuna inanılmaktadır. Birçok insan, özellikle psikolojik rahatsızlıklar için burada bir gece geçirmenin şifa verdiğine inanmaktadır. Cin Tepesi’nde, cinlerin psikolojik ve bedensel hastalara şifa verdiği söylenmektedir. Ayrıca, burada halk arasında cinlerin reisi olarak bilinen Mir Osman‘a ait olduğu söylenen bir türbe bulunmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Süleyman’ın cinlerle iletişim kurabildiği anlatılmaktadır. Neml Suresi’nin 17. ayetinde, “Süleyman için cinden, insandan ve kuştan oluşan orduları toplanmıştı; hepsi düzenli olarak sevk ediliyor(du).” diye bildirilmiştir. Neml Suresi’nin 17’den 30. ayetine kadar Hz. Süleyman’dan bahsedilir. Ayrıca, Enam Suresi’nde cinlerin nasıl yaratıldıkları anlatılmaktadır. Birçok ayette cinlerle ilgili bilgiler bulunmaktadır.

Nusaybin’in cinlerle anılmasının sebebi ise Ahkaf Suresi’nde geçen 7 cinin, İslam âlimleri tarafından 3’ünün Harranlı, 4’ünün ise Nusaybinli olarak kabul edilmesidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) Taif dönüşü, Nahle’de geceleyin kalıp namaz kıldığı sırada Nusaybin cinlerinden yedisi oradan geçiyorlardı. Durdular. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın okuduğu Kur’an’ı dinlediler. Hz. Peygamber (sav) namazı bitirince cinler iman edip dinlediklerini kabul ettiler. Kavimlerinin yanına uyarıcı olarak döndüler.
“De ki; Cinlerden bir topluluk Kur’an’ı dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: ‘Biz hârukulâde bir Kur’an dinledik. O doğru yola iletiyor. Ona inandık. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.’ ” (Cin, 72/ 1-3)
“Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere sana yönlendirmiştik. Gelip hazır olduklarında ; ‘Susun!..’ dediler. Kur’an tilaveti tamamlanınca da kavimlerine döndüler.”
“Ey Kavmimiz; biz Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir kitap dinledik. Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun ve ona inanın ki Allah günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi yakıcı azaptan korusun.” (Ahkâf, 46/ 29-31)

Nusaybinli Cinlerin Lideri Mir Osman Türbesi
Nusaybinli cinlerin lideri, Girnavaz’da bulunan Mir Osman’dır. Onun mezarının bulunduğu yer, Nusaybin halkı ve çevre halklar tarafından bir şifa merkezi olarak kabul edilmiştir. İnsanlar, burayı ziyaret ettiklerinde kendilerine musallat olan cinlerin Mir Osman sayesinde kovulacağına inanmışlardır.
Ruhsal hastalıklardan şifa bulmak amacıyla buraya gelen insanlar, genellikle Perşembe veya Cuma günü yapılan türbe ziyaretleri yerine Çarşamba günü burayı ziyaret etmektedirler. Ayrıca, burayı sadece Müslümanlar değil, Ezidi ve Hristiyan Süryani halklar da sıklıkla ziyaret etmektedirler. Ezidilerin Çarşamba’yı kutsal gün olarak kabul etmeleri, Çarşamba’nın ziyaret günü olarak seçilmesini anlaşılır kılmaktadır.
Mardin’de yaşayan farklı dini inançlara sahip insanların ortak olarak benimsediği Cin Tepesi, çeşitli geleneksel ritüellere ev sahipliği yapmaktadır. Türbe ziyaretleri sırasında, ağaçlara kumaş bağlama ve 7 taşı üst üste dizmek gibi bilinen ritüeller burada da gerçekleştirilmektedir. Bu ortak sahiplenme, bölgedeki kültürel ve dini çeşitliliğin bir yansıması olarak dikkat çekmektedir.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
