Bilim insanları; jeolojik kanıtları inceleyerek milyonlarca yıl önce, 10 km çapında bir asteroidin en ölümcül açıyla dünyaya çarptığını belirtmiştir. Günümüz Meksika’daki Yucatan Yarımadası’na çarpan göktaşı, yaklaşık 200 kilometre çapında ve 20 kilometre derinliğinde Chicxulub Kraterini oluşturmuştur. Çarpmanın etkisi ile oluşan patlama sonrasında iklim kökten değişmiş, dinozorlar da dâhil yaşayan canlıların yüzde 75’i yok olmuştur. Bilim insanları, güneş sisteminde bulunan asteroitlerin dünya ile çakışması sonucu yaşanan bu tarz çarpışmaların gelecekte de olabileceğini belirtmektedir.
Texas Üniversitesi öncülüğünde yapılan araştırmalarda, Meksika körfezinin derinliklerinden çıkarılan 130 metrelik bir kesitin içerdiği tortullar incelenmiştir. İncelemeler, dinozorların göktaşı çarpması sonucu yok olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Çarpan göktaşının etkisinin, İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombasının 10 milyar katında olduğu tahmin edilmektedir.
Kuzey Amerika’daki Yucatan Yarımadası’na çarpan asteroid, burada 180 kilometre çapında bir krater oluşturmuştur. Daha sonra çukurun kenarlarının çökmesi ile birlikte alan 200 kilometreye ulaşmıştır. Kraterin merkezi geri tepme yoluyla tekrar çökmüş ve bir iç halka oluşmuştur. Tortulların altına gömülen Chicxulub Krateri artık dünya yüzeyinde görünmemektedir.

Chicxulub Kraterine Çarpan Göktaşının Kanıtları
1991 yılında keşfedilen Chicxulub Krateri’ne göktaşının çarptığına dair çok sayıda bulgular yer almaktadır. Göktaşının çarpması ile dünya üzerinde büyük yangınların ortaya çıktığı ve tsunamilerin oluştuğu tahmin edilmektedir. Kraterde bulunan toprak tabakasında, dev bir patlama sonrası oluşan yüksek şok basıncı ile deforme olmuş kuvars taneleri yer almaktadır. Patlamanın etkisiyle tüm dünyaya yayıldığı düşünülen kurum taneleri dünyadaki birçok bölgede bulunmaktadır.
Meksika Körfezi çevresinde büyük bir tsunami sonrası oluşmuş yüksek miktarlarda yuvarlanmış kaya birikintileri bulunmaktadır. Tsunaminin etkisi ile bu kayaların dünyanın farklı yerlerine dağıldığı tahmin edilmektedir. Körfez’de bulunan kayalara Karayipler’de ve başka birçok yerde rastlanılmıştır.
Gökbilimciler dünya yörüngesinden geçen çok sayıda asteroidin haritasını çıkarmışlardır. Yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucu, her 100 milyon yılda bir 10 kilometre büyüklüğünde bir göktaşının dünyaya çarpabileceği ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar, yaklaşık 65 milyon yıl önce böyle bir göktaşının dünyaya çarpmış olabileceğini desteklemektedir.

Kraterden Çıkarılan Kesitten Elde Edilen Bilgiler
Araştırmacılar kraterin Chicxulub Limanı açıklarında, sondaj çalışmaları yaparak 130 metrelik bir kesit çıkarmıştır. Çok iyi korunmuş halde çıkarılan bu kesit Senozoik Çağ (Memeliler Çağı) olarak adlandırdığı dönemin ilk gününe ait kalıntılar içermektedir. Bilim insanları kesitin içeriğinden yola çıkarak göktaşı çarpmasının hemen ardından olup bitenlere dair fikir sahibi olmuştur. Kesitin altındaki 20 metre, camsı molozlar içermektedir. Bu kısım çarpmayı izleyen saniye ve dakikalarda kraterin dibine yayılmış olan, çarpma sonucu ortaya çıkan ısı ve basınç ile oluşan erimiş kayaları oluşturmuştur. Hemen üzerinde bulunan kısımda ise, erimiş kaya parçaları yer almaktadır. Bunlar çarpma sonrası meydana gelen patlamalarda sıcak madde üzerine deniz suyunun yayılması ile meydana gelen parçacıklardır.
Çarpmanın etkisi ile deniz suyunun önce çekildiği, daha sonra geri gelerek sıcak maddelerle temas edip şiddetli reaksiyona neden olduğu tahmin edilmektedir. Bu reaksiyon, yanardağlarda yüzeye çıkan magmanın deniz suyuyla karşılaşmasında görülen tepkimeye benzemektedir. Gelmeye devam eden deniz suyunun krateri doldurduğu ve bu sebeple kesitin üstteki 80 – 90 metrelik kısmının su ile gelen her türlü molozu barındırdığı görülmüştür.
Kesitin en üst kısmı ise çarpmanın ardından yaşanan tsunaminin izlerini barındırmaktadır. Bilim insanları, çarpmanın dev dalgalara yol açtığını ve bu dalgaların kraterden yüzlerce kilometre ötelere ulaştığını düşünmektedir. Giden dalgalar geri dönüşte o bölgelerde bulunan molozları getirmiş, 130 metrelik kesitin en üst katmanını bu molozlar oluşturmuştur. Texas Üniversitesi’nden Profesör Sean Gulick, tüm bunların çarpmanın ilk gününe tekabül ettiğini söylemektedir. Profesör ;”Tsunami jet hızıyla hareket eder. Dalgaların dışa doğru yayılması ve geri gelmesi için 24 saat iyi bir süre” diye açıklamaktadır.

Göktaşı Çarpması İle Dinozorlar Nasıl Yok Olmuştur?
Kesitin en üst katmanındaki tortullar, çarpmanın etkisi ile meydana gelen yangınların kalıntısı olarak kömür içermektedir. Fakat 130 metrelik kesitin hiçbir yerinde sülfür bulunmamıştır. Oysa kesitte, göktaşının etkisiyle havaya yayılan sülfür içeren minerallerin bulunması gerekmektedir. Oluşan sülfürün dışarı atılmış veya buharlaşmış olabileceği tahmin edilmektedir. Bu durum dinozorların ortadan kalkması ile ilgili yaygın olan teoriyi desteklemektedir. Dinozorların yok olması ile ilgili yaygın olan teori; iklim soğuması sebebiyle bitki ve hayvan yaşamının sürdürmesinin zorlaştığı ve yok olduğu yönündedir. Suya karışan ve göğe yükselen yoğun sülfürün iklim soğumasına neden olduğu düşünülmektedir.
Profesör Gulick’e göre, “100 gigaton (milyar ton) sülfürün atmosfere girmesi hava sıcaklığında 25 santigrat derecelik bir düşüşe neden olur ve bu en az 15 yıl boyunca devam eder. Bu ise dünyanın birçok bölgesinde sıcaklığın donma noktasının altına düşmesi anlamına gelir.” Gulick, göktaşı çarpması sonrasında ise 325 gigaton sülfürün atmosfere yayıldığını söylemektedir. Uzun yıllar süren ve aşırı boyutlara ulaşan iklim değişikliği, kitlesel yok oluşlara sebep olmuş, dinozorların sonunu getirmiştir. Sadece kış uykusuna yatan bazı memeliler, bu dönemden sağlam çıkabilmiştir. Hayatta kalan memeliler göktaşı çarpmasından sonra dev sürüngenlerin yerini almıştır. Bu ilkel memeliler, inlerinden çıktığında dev sürüngenlerin gitmiş olduğunu görerek büyümeye ve gelişmeye başlamıştır.

