Şam Ulu Camii, aynı zamanda Emevi Camii olarak da bilinir. Tarihi Şam’ın eski şehir bölgesinde yer alır ve dünya çapında en büyük ve en eski camilerden biridir. Şam’ın kalbinde yükselen bu cami, sadece bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda derin bir tarihi ve dini mirası temsil eder.
Hz. İsa’nın dünyaya ineceği yer olduğuna inanılan cami, aynı zamanda Hz. Yahya’nın ve Hz. Hüseyin’in mübarek başını muhafaza eder. Kutsal mirasın izlerini taşıyan bu cami, binlerce yıllık tarihinde pek çok hikâyeye ev sahipliği yapmıştır.
Emevi döneminde inşa edilen cami, mimari özellikleri, süslemelerindeki zenginlik ve taşıdığı manevi değerlerle İslam dünyasında benzersiz bir konuma sahiptir. Tarih boyunca birçok yazar tarafından anılan bu cami, inşasıyla başlayarak geçmişten günümüze kadar övgüler almış ve ziyaretçilerini büyülemiştir. Müslümanların dini ve sosyal hayatında önemli bir rol oynamış ve kutsal bir değer atfedilmiş en eski camilerden biridir.

Emevi Camii’nin Önemi
634 yılında Arapların Şam’ı fethetmesinin ardından, Roma İmparatoru I. Konstantin döneminden beri Vaftizci Yahya‘ya adanmış bir Hristiyan bazilikası, Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın liderliğinde 635 yılında camiye dönüştürüldü. Yapı, yetmiş yıl boyunca hem kilise hem de cami olarak hizmet verdi; ancak zamanla Müslüman nüfusun artmasıyla tamamen camiye dönüştürüldü.
Cami, hala korunan kutsal emanetlerden biri olan Hz. Yahya’nın (Vaftizci Yahya) kafası gibi önemli kalıntıları içerir. Ayrıca cami, Şiilik için önemli bir yer olarak kabul edilen noktalara ev sahipliği yapar. Bunların arasında Hz. Muhammed’in (sav) torunu Hz. Hüseyin’in kafası da bulunmaktadır. Kerbela’da şehit edilen Hz. Hüseyin’in mübarek başının burada bir süre sergilendiği ve buraya defnedildiği rivayet edilir. Cami duvarının kuzeyine eklenmiş küçük bir bahçede ise Kudüs Fâtihi Selahaddin Eyyubi‘nin türbesi yer alır.
Orijinal planına sadık kalan Şam Ulu Camii, mihrap önünde kubbeli bir yapıya sahiptir. Yapısı, inşa edildikten sonra tüm İslam devletlerinde cami mimarisine model olmuştur. Ayrıca, Anadolu camilerini planlama açısından da etkilemiştir. Caminin süslemeleri, bitkisel ve geometrik motiflerle şehir ve bina tasvirlerinden oluşan zengin mozaiklerle doludur. Bu süslemeler, sanat tarihi açısından büyük önem taşır. Ayrıca, İslam dünyasındaki ilk umumi hamamların burada yapıldığı bilinmektedir.

Emevi Camii’nin Tarihi
Binanın tarihi, milattan önce 64 yılında Roma döneminde Jüpiter’e adanmış bir pagan tapınağı olarak başlar. 391 yılında Roma İmparatoru I. Theodosius döneminde kiliseye dönüştürülerek Aziz Yahya Kilisesi adını almıştır. Şam şehri, 634 yılında Müslüman Arap orduları tarafından fethedildikten sonra, Jüpiter mabedinin salonu Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın gözetiminde camiye dönüştürülmüştür. Ancak bu cami, artan ihtiyaçları karşılamadığı için Emevi Halifesi I. Velid tarafından bugünkü büyük caminin inşası başlatılmıştır.
İnşaat sürecinde, halifenin isteği üzerine Bizans İmparatoru’nun İstanbul’dan gönderdiği ustalar çalışmıştır. İnşaat 714 yılında tamamlanmıştır. 10. yüzyıl tarihçilerinden İbn el-Fakih el-Hamadani, caminin 600 bin ila 1 milyon dinar arasında bir maliyetle inşa edildiğini ve değişik milletlerden 12 bin kişinin çalıştığını belirtmiştir.

Abbasiler döneminde, yönetim merkezinin ağırlıklı olarak Bağdat olması nedeniyle caminin önemi azalmıştır. Şehirdeki Emevi mirasları sistematik bir şekilde yok edilmiş ve buranın İslam’ın güç ve zaferinin bir sembolü olduğu fikri öne çıkarılmıştır. 780 yılında Abbasi valisi El Fadıl bin Salih döneminde, caminin doğusuna saatli bir kubbe eklenmiştir.
Yapıdaki önemli onarımlardan ilki, 1069’da meydana gelen büyük bir yangından sonra Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından 1082-83’te gerçekleştirilmiştir. Bu onarımda, Kubbetü’n-nesr adıyla bilinen kubbe ile birlikte kemerler ve sütunlar üzerinde yoğunlaşılmıştır. İkinci önemli onarım ise Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid döneminde, 1894’teki büyük yangından sonra gerçekleştirilmiş ve içerideki sütun sıraları ile bunlarla ilgili mimari bölümler ve çatı, İstanbul’dan gönderilen ustalar tarafından yeniden yapılmıştır.

Emevi Camii’nin Mimari Özellikleri
Yapının çevre duvarı, Roma tapınağının temelleri üzerine oturtulmuştur ve minareler bu çevre duvarının köşe kuleleri üzerine yerleştirilmiştir. Caminin planı, mihrap duvarına paralel üç bölümden oluşur ve Mescid-i Nebevi gibi enine gelişim gösteren bir dikdörtgen formdadır. İslam dininde eşitliği sağlamak amacıyla, mümkün olduğunca eşit safların olması için bu tip bir gelişimin tercih edildiği görülür. Bu plan daha sonra Anadolu’daki bazı camilerde de benzer şekillerde kullanılmıştır.
Caminin ön kısmında, üç tarafı revaklarla çevrili bir avlu bulunmaktadır. Bu revaklar, Greko-Romen başlıklarıyla süslü mermer sütunlara dayanır. Duvarlar, Helenistik tarzda manzara resimleriyle süslenmiştir.
İbadet bölümünün ortasında mihrap, sağında minberi, mihrap önünde dört ayağa oturan kubbe altında maksure yer alır; kalan kısımlar çok ayaklı olarak düzenlenmiştir. Bu yapıda mihrap, minber, beytülmal ve minareler anıtsal cami elemanları olarak ilk kez kullanılmıştır. Şam Emeviye Camisi’nde dört tane minber ve dört tane mihrabı bulunmaktadır, bunlar Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine aittir.

Mescid-i Nebevi’de bulunan kuyu, Şam Emeviye’de şadırvana dönüştürülmüş ve ana girişin yanında Ashab-ı Suffa için yapılmış gölgeliklerin yerine dışarıya sıbyan mektebi yapılmıştır.
Caminin üç minaresi ve dört ana kapısı vardır. Doğu tarafında bulunan minare İsa Minare olarak bilinir ve bir rivayete göre Hz. İsa peygamberin yeryüzüne indiğinde bu minareye ineceğine inanılır. Güneybatı köşesindeki minare Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilmiş ve çağdaşı Memlük sultanı Kayıtbay’ın ismi verilmiştir. Üçüncü minare ise kuzey duvarının ortasında yer alır ve en gösterişli olanıdır; Arapça’da “Minaretül Arus” (Düğün veya Gelin Minare) olarak anılır.

İslam’ın dördüncü halifesi Hz. Ali’nin namaz sırasında öldürülmesi sonrasında, İslam devletlerinin başkanlarının herhangi bir saldırıya uğramaması için Osman döneminde Mescid-i Nebevi’de halifelerin namaz kıldıkları yerin etrafına bir kafes yapılmıştır. Bu kafese “maksure” adı verilmiştir. Şam Emevi Camisi’nde mihrap önünde bulunan maksure kubbesinin 11. yüzyıldan önce var olduğu belgelenmemiştir.
Emevilerin hâkim olduğu bölgelerde, fethettikleri topraklarda, Şam Emevi Camii’ne benzer planda anıtsal camiler inşa ettikleri bilinmektedir. Bu geleneğin 12. yüzyıla kadar sürdüğü görülmektedir. Enine gelişim gösteren, mihrap önü kubbeli plan tipi özellikle Malatya Ulu Camii ve Dunaysır Ulu Camisi (Kızıltepe, Mardin) gibi camilerde görülmektedir. Bu geleneğin en uç örneği ise İzmir’deki Selçuk dönemine ait İsa Bey Camii’dir.

İslami inanç kaynaklarına göre, bazı inanışlara göre Peygamber Hz. İsa Ahir Zamanda, Kıyamet Günü öncesi gökten inerek Deccal’a karşı çıkacak ve onu yok edecektir. Hadisler ve yerel Şam geleneğine göre, Hz. İsa’nın dünyaya inip Deccal‘a karşı çıkacağı yerin Doğu taraftaki İsa Minare olduğuna inanılmaktadır.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
