Çorum’un Boğazkale ilçesinde yer alan Hattuşa’daki Büyük Tapınak’ın kalıntıları arasında dikkat çeken yeşil bir taş bulunur. Küp şeklinde nefritten oyulmuş büyük bir monolit olan bu taş, Hitit İmparatorluğu’nun en ilgi çekici kalıntılarından biridir. Kutsal olduğuna inanılan Zümrüt yeşili taş, dünyada bilinen en büyük tek parça yeşil nefrittir. Yeşim taşı olarak bilinen nefrit, yüzyıllar boyunca mücevherat ve küçük heykel yapımında kullanılmış, en çok yeşil renkte bulunan sert, kıymetli bir taştır.
Bölge halkının “dilek taşı” olarak adlandırdığı bu taş, MÖ 2000’lerden itibaren bölgeye yerleşen ve MÖ 1340 yıllarında Orta Doğu’nun hâkim güçlerinden biri olan Hitit İmparatorluğu’nun izlerini taşır. Prof. Dr. Andreas Schachner’in liderliğinde yürütülen kazılarda, bu monolitin diğer taşlardan farklı özellikte olmasının nedenleri araştırılıyor.

Hattuşa Antik Kenti
Hattuşa Antik Kenti, ” UNESCO Dünya Kültür Mirası” ve “Dünya Belleği” listelerinde tek antik şehir unvanıyla Türkiye’nin önemli turizm mekânlarından biridir. Bu antik kent, kendisini çevreleyen 6 kilometrelik surlarla, etkileyici anıtsal kapılarla ve 71 metrelik yer altı geçidiyle göz kamaştırır.
Büyükkale’deki saray, 31 tapınağı, devasa boyutlardaki buğday siloları ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı gibi önemli yapılar, Hattuşa Antik Kenti’nin zengin tarihine ışık tutar. Hattuşa, tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması’nın imzalandığı başkent olarak da tanınır. Yüzlerce yıldır kesintisiz olarak devam eden kazı çalışmalarıyla sürekli yeni keşifler sağlanmaktadır.

Hattuşa, en parlak döneminde yaklaşık 40.000-50.000 kişiye ev sahipliği yapmış ve MÖ 1200 civarında kademeli olarak terk edilmeden önce bir dizi tapınak, kraliyet konutu ve surlarla donatılmıştır.
Büyük Tapınak ve içindeki gizemli nefrit parçası gibi yapıların birçoğu, zamanın yıpratıcı etkilerine rağmen günümüze ulaşmıştır; ancak antik çağlarda bu taşın kültürel ve ritüel önemi tam olarak bilinmese de, korunmuş olması ve farklı teorilerin varlığı, onun gizemini ve cazibesini artırmaktadır.
Hattuşa Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner’e göre, yeşil taş bu arkeolojik alandaki diğer taşlardan farklı olduğu için büyük ilgi çekiyor. Monolitin oyulduğu “serpantinit” veya “nefrit” (yeşim), yörede bulunabilen bir taş türü olup, taşın kendisi çok özel olmasa da yekpare olarak korunmuş olması dikkat çekici. Schachner, “Bu taşın antik çağlardaki kültürel değeri hakkında bir bilgi bulunmamakla birlikte, mevcut konumunda kullanılmadığı kesin olarak biliniyor.” diyor.

Yeşil Taşın Kullanım Amacı Hakkında Teoriler
Yeşil taşın kullanım amacı hakkında bugüne kadar birçok teori ortaya atıldı. Bazıları bunun kralın dini törenler sırasında oturduğu bir taht olabileceğine inanıyor, bazıları ise tören sunağı olarak kullanılmış olabileceğini düşünüyor.
Hititler’in gök cisimleriyle manevi bir bağı olduğu ve astronomik veya astrolojik konularla ilgili belgelerin bulunduğu göz önüne alındığında, taşın zamanın geçişini ve mevsimlerin değişimini izlemek için kullanılmış olabileceği de öne sürülüyor. Ancak bu teorilerin tümü varsayımlardan ibaret; taşın tarihsel işlevine dair kesin bir kanıt bulunmuyor.

Taşın Hangi Döneme Ait Olduğu Bilinmiyor
Kazı başkanı Schachner, “Yeşil taşın solunda yer alan Hitit dönemi kapı eşiği, insanların yürüdüğü zemin yüksekliğini gösteriyor ve bu taş, o eşiğin bir metre altında yer alıyor. Bu durum, taşın Hitit döneminde burada kullanılmadığını gösteriyor. Tapınak alanı, Hititlerden sonra da mezarlık ve yerleşim alanı olarak kullanılmaya devam ettiği için taşın hangi döneme ait olduğunu kesin olarak belirlemek oldukça zor” diyor.
Yakındaki Alaca Höyük yerleşiminde görüldüğü gibi, taşın Hitit İmparatorluğu’nda yaygın olan kültlerle birlikte dini öneme sahip olabileceği yönünde de öneriler var. Arkeolog Damien Stone’un “Hititler: Kayıp Medeniyetler” (The Hittites: Lost Civilizations) kitabında belirttiğine göre, Hitit İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Alaca Höyük önemli bir kült merkezi haline gelmiş gibi görünüyor.

Stone, kitabında, “Hitit kayıtları buranın muhtemelen bir Güneş tanrıçasına adandığına dair ipuçları veriyor. Eski adını tanımlayan bir yazıt henüz bulunamadı ancak en olası aday Güneş Tanrıçası şehri Arinna.” diye yazıyor.
Bölgedeki nefrit bolluğuna rağmen benzer taşların bulunamaması, monolitin çok fazla önem taşımadığını düşündürüyor. Taşın nihai amacı hala bilinmiyor; bir heykelin kaidesi olarak hizmet etmiş olabilir. Alanda veya çevredeki diğer yerlerde önemli bulgular elde edilmediği sürece, taşın gerçek amacını öğrenmek zor görünüyor.
Konu ile ilgili ‘’Kayıp Uygarlık Hititler ve Hattuşa’’ isimli makale için TIKLAYINIZ!
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
