Antik Roma, binlerce yıl önce beton kullanımında oldukça ileriydi ve bu durum ilginç üretim stratejileri sayesinde oldu. Roma mühendisleri, bu teknolojiyi kullanarak geniş bir yol ağı, su kemerleri, limanlar ve devasa binalar inşa ettiler. Çoğu yapı beton kullanılarak inşa edildi ve hala ayaktalar. Bu yapılar arasında; dünyanın en büyük desteksiz beton kubbesine sahip Roma Pantheon’u ve bugün hala Roma’ya su taşıyan antik Roma su kemerleri sayılabilir. Günümüzde ise birçok modern beton yapı birkaç on yıl sonra ufalanıyor.
Yıllarca, araştırmacılar özellikle zorlu koşullara dayanan yapılar veya sismik olarak aktif konumlarda inşa edilen yapılar gibi özel alanlarda kullanılan ultra dayanıklı antik betonun sırrını çözmek için çalıştılar. Son zamanlarda ise, bir araştırma ekibi bu konuda önemli ilerleme kaydetti ve eski beton üretim stratejilerini keşfetti. Yapılan araştırmalar, antik Romalılar tarafından kullanılan betonun, kendiliğinden iyileşebilme özelliği gibi, bazı önemli özellikler içerdiğini ortaya koydu. Bu önemli bulgular, Science Advances dergisinde yayımlandı.

Antik Roma Betonu Hakkında Yapılan Araştırmalar
Uzun yıllar boyunca araştırmacılar; eski betonun dayanıklılığının anahtarının, Napoli Körfezi’ndeki Pozzuoli bölgesinden gelen volkanik kül gibi puzolanik malzemelere bağlı olduğunu düşündüler. Bu özel kül türü, o dönemde inşaat için kullanılan beton için Roma’nın her yerine sevk edildi. Birçok mimar ve tarihçi tarafından betonun önemli bir bileşeni olarak kül kabul edildi. Ancak betondan alınan numuneler, küçük milimetre ölçeğinde daha yakından incelendiğinde, Roma betonlarının her yerinde parlak beyaz mineral özellikler içerdiği görüldü. Bu beyaz parçalar genellikle “kireç kırıntıları” olarak adlandırılır ve antik beton karışımının bir diğer önemli bileşeni olan kireçten kaynaklanır.
Araştırmacılar, özellikle Antik Roma betonu üzerinde çalışmaya başladığından beri, bu özelliklerin her zaman dikkatini çektiğini belirtiyor. Modern beton formülasyonlarında bu özelliklerin bulunmaması, eski betonlarda nasıl meydana geldikleri sorusunu gündeme getiriyor. Araştırmacı Masic, “Antik Roma betonuyla çalışmaya başladığımdan beri, bu özellikler beni her zaman büyüledi. Bunlar modern beton formülasyonlarında bulunmuyor, peki neden bu eski malzemelerde bulunuyorlar?” diyor.
Yapılan yeni çalışma, Roma betonunda bulunan ve daha önce fark edilmemiş olan küçük kireç kırıntılarının, kendi kendini iyileştirme yeteneği kazandığını gösteriyor. Bu özellik, önceden sadece özensiz karıştırma uygulamaları veya düşük kaliteli hammaddelerin bir sonucu olarak görülüyordu. Araştırmacı Masic, “Bu kireç kırıntılarının varlığının basitçe düşük kalite kontrolüne atfedildiği fikri beni her zaman rahatsız etti. Romalılar, yüzyıllar boyunca optimize edilmiş tüm ayrıntılı tarifleri izleyerek olağanüstü bir inşaat malzemesi yapmak için bu kadar çok çaba harcadıysa, iyi karıştırılmış bir nihai ürünün üretimini sağlamak için neden bu kadar az çaba sarf etsinler? Bu hikâyede daha fazlası olmalıydı.” diyor.

Roma Betonu Kendi Kendini Nasıl İyileştiriyor?
Araştırmacılar, Roma betonundaki kireç kırıntılarının oluşumu hakkında daha kesin bir fikir edinmek için kimyasal analizler yaptılar. Analizler, kirecin doğrudan sönmemiş kireç olarak kullanıldığını ve kirecin hidrasyonu sırasında yan ürün olarak oluşan küçük kristallerin kırılması sonucu oluştuğunu gösterdi. Bu küçük kırıntılar, betonun sertleşme sürecinde çatlaklar oluştuğunda, suyun bu çatlaklara nüfuz etmesine izin vererek, kirecin hidrasyon reaksiyonunu yeniden başlatmasına izin veriyor ve çatlakları onarıyor. Bu nedenle, Roma betonunun kendi kendini iyileştirme özelliği, kireç kırıntılarının varlığı ve işleviyle açıklanabilir.
Araştırmacılar, eski beton örneklerindeki kireç kalıntılarının farklı kalsiyum karbonat formlarından yapıldığını keşfetti. Spektroskopik inceleme, sönmüş kirecin yerine veya ona ek olarak sönmemiş kirecin kullanılarak üretilen ekzotermik bir reaksiyon sonucu aşırı sıcaklıklarda oluştuğunu gösterdi. Bu çalışmaya göre, sıcak karıştırma, son derece dayanıklı bir malzemenin anahtarını oluşturuyor.
Masic, “Sıcak karıştırmanın faydaları iki yönlüdür. İlk olarak, genel beton yüksek sıcaklıklara ısıtıldığında, yalnızca sönmüş kireç kullandığınızda mümkün olmayan kimyasallara izin vererek, başka türlü oluşmayacak olan yüksek sıcaklıkla ilişkili bileşikler üretir. İkincisi, bu artan sıcaklık, sertleşme sürelerini önemli ölçüde azaltır, çünkü tüm reaksiyonlar hızlanır ve sonuç olarak çok daha hızlı inşaat yapılabilir.” diyor.
Araştırmacılar, sıcak karıştırma işlemi sırasında kireç kırıntılarının kırılgan bir nanopartikülat mimari geliştirdiğini ve bu sayede kritik bir kendi kendini iyileştirme işlevi sağlayabilecek, reaktif bir kalsiyum kaynağı oluşturduğunu belirledi. Bu malzeme, suyla reaksiyona girerek kalsiyum karbonat olarak yeniden kristalleşebilen ve çatlağı hızla doldurabilen kalsiyuma doymuş bir çözelti oluşturabilir. Veya puzolanik malzemelerle reaksiyona girerek kompozit malzemeyi daha da güçlendirebilir. Bu reaksiyonlar, çatlakları otomatik olarak iyileştirdiği için malzeme dayanıklı hale geliyor. Ayrıca, bu hipotezin desteklenmesi için daha önceki Roma beton örneklerinin incelenmesi de yapıldı ve kalsit dolgulu çatlaklar sergilendiği tespit edildi.

Roma Betonu İle Yapılan Deney
Ekip, hem eski hem de modern beton formülasyonlarını kullanarak sıcak karışım beton numuneleri üretti ve bunları kasıtlı olarak çatlattı. Ardından, çatlaklardan su akıttılar ve iki hafta içinde çatlakların tamamen iyileştiğini ve suyun artık akamaz hale geldiğini tespit ettiler. Sönmemiş kireç kullanılmadan yapılan özdeş bir beton parçası ise iyileşmedi ve su, numunenin içinden akmaya devam etti. Bu başarılı testler sonucunda, ekip, bu modifiye edilmiş çimento malzemesini ticarileştirmek için çalışıyor.
Masic, “Bu daha dayanıklı beton formülasyonlarının yalnızca bu malzemelerin hizmet ömrünü nasıl uzatabileceğini değil, aynı zamanda 3B baskılı beton formülasyonlarının dayanıklılığını nasıl artırabileceğini düşünmek heyecan verici.” diyor.
Masic, uzatılmış fonksiyonel ömür ve daha hafif beton formlarının geliştirilmesi sayesinde, bu çalışmaların çimento üretiminin çevresel etkisini azaltmaya yardımcı olabileceğini umuyor. Bu sektör, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 8’ini oluşturuyor.

