Oyuk Dünya, Dünya gezegeninin içerisinde büyük bir boşluğa veya tamamen içi boş olduğuna dair eski bir inançtır. Bu ilginç fikir, 17. yüzyılın sonlarına doğru özellikle Edmond Halley tarafından öne sürüldü. Ancak bu düşünce, daha sonra 1740’ta Pierre Bouguer ve yaklaşık olarak 1774 civarında Charles Hutton tarafından kesin bir şekilde geçersiz kılınana kadar ciddi bir bilimsel hipotez olarak kabul edilmedi.
Birinci yüzyılın ortalarına kadar bazen, özellikle John Cleves Symmes Jr. ve Jeremiah N. Reynolds tarafından savunulsa da, bu düşünce artık bilimsel olarak kabul edilebilir bir teori olmaktan çıkmış ve sahte bilimin bir parçası olarak kalıyor. İçi boş Dünya kavramı hala yeraltı hikâyelerinin ve macera kurgularının bir alt türü olarak yaşamını sürdürüyor ve folklor içinde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.
Birçok dinde, yeraltında yaşayan ve insan benzeri varlıklardan bahsedilir. Bu varlıkların izinin sürüldüğü yerlerden biri, tarih boyunca merak uyandıran bir yer olmuştur. Hitler’in de peşine düşüp araştırdığı bir yer. Hitler, bu yeri gösteren bir harita bulmuştu ve belki de tarihin en büyük gizemlerinden birini çözmek üzereydi. Ancak bu yer, yeryüzünün kilometrelerce altındaydı.

İnsanlık tarihi boyunca, uzaya olan ilgi sebebiyle sayısız bilimsel çalışma yapılmış ve bu konuda önemli bilgiler elde edilmiştir. Hatta uzayın derinliklerine dair sahip olduğumuz bilgiler, ayaklarımızın hemen altındaki yer kabuğu hakkındaki bilgilerden daha fazla olabilir. Yer kabuğunun içindeki bilimsel araştırmalar devam etse de, dünyanın çekirdeği gibi daha derin katmanları hakkında bilgi edinmek oldukça zordur.
Gizemli mektuplar ve sırlarla dolu keşifler insanlığın merakını ve macera tutkusunu her zaman cezbetmiştir. Ancak bazı hikâyeler, sadece merakı değil, aynı zamanda büyük bir gizemi de beraberinde getirir. İşte bu makalede, dünya tarihinin en ilginç ve en karmaşık hikâyelerinden birini anlatıyoruz. Bu hikâye, yeryüzünün derinliklerinde saklanan sırların peşine düşen cesur bir kişinin ve onun ardından gelenlerin, dünyanın içindeki bilinmeyen dünyaları keşfetmek için yaptıkları gizemli ve tehlikeli yolculuğu anlatıyor. İnsanlık tarihindeki en büyük sırlardan biri olan bu hikâye, başka bir gerçeklik kapısının eşiğinde duranlar için büyüleyici bir giriş sunuyor.
Oyuk Dünyanın Girişi İle İlgili Hitler’in Araştırması
Dünya liderlerine ve bilim insanlarına gelen gizemli mektupların içeriği oldukça ilginçti. Mektup, 1780 doğumlu John Cleves Symmes Jr. tarafından yazılmıştı ve içinde dünyanın içinin yaşanabilir olduğunu, birçok katmanın iç içe geçtiği bir küre olduğunu iddia ediyordu. Symmes, bu iddiasını kanıtlamaya hazır olduğunu belirtiyordu ve dünya ona yardım ederse, içini keşfetmek için hayatını adamaya hazır olduğunu açıklıyordu.
Ancak, Symmes’in bu iddiaları o dönemde hiçbir ülke lideri veya bilim insanının dikkatini çekmemişti. Symmes, yaklaşık 20 yıl sonra yaşamını yitirdi ve anıt mezarı hala ziyaret edilmektedir. Mezarın üzerinde ise dünyayı sembolize eden bir kürenin iki kutbunda büyük delikler bulunmaktadır.
Symmes’in mektupları ölümünden sonra yok edildi ve konu unutuldu. Ancak yıllar sonra, bir mektubun Hitler’in eline geçtiği anlaşıldı. Hitler, bu mektubun içeriğinden oldukça heyecanlandı ve Symmes’in nereden bu bilgilere ulaştığını merak etti. Hemen bir ekibi Tibet’e göndererek konuyu derinlemesine araştırmalarını istedi.

Hinduizm ve Budizm inançlarına göre yeraltında bir yaşam alanı olan Agarta‘dan bahsedilir. Aynı bölgede, İslam ve tarih araştırmacılarına göre Hz. Zülkarneyn’in Yecüc Mecüc için inşa ettiği bir set olduğu ve onları Himalayalar’da hapsettiği söylenir. Bu da Agarta’nın giriş kapılarının olduğu yerle aynı bölge olarak düşünülüyordu.
Adolf Hitler‘in Tibet’e gönderdiği ekip, dönüşlerinde elde ettikleri bilgileri Nazilerin önde gelen devlet adamlarına aktardılar. Hitler, Tibetli rahiplerden aldıkları harita ile büyük bir heyecanla kutuplarda bulunan oyuk dünyanın girişini araştırmak için bir keşif birliği kurulmasını emretti. 1939 yılında, bu keşif birliği 3 denizaltı ve 5 gemi ile işaretlenen bölgeye ulaştı ve detaylı bir harita çıkartarak oyuk dünyanın giriş noktasını tespit etti. 1940 yılında Hitler, bu bölgede bir üs kurulması talimatını verdi. Ancak Nazilerin kutuplarda neler yaşadığı hala bir gizemini koruyor.
1945 yılına gelindiğinde ise Hitler ve eşinin ölüm haberleri dünya çapında yankı uyandırdı. Ancak bu ölüm sonrası bile Hitler’in hayatta olabileceği yönünde komplo teorileri ortaya atıldı. Bedeni olduğu iddia edilen kişinin boyunun Hitler’den daha uzun olduğu söylentileri de yayıldı. Günümüzde bile Hitler’in Güney Amerika veya kutuplardaki bir üssünde saklandığına dair inançlar sürmektedir. Hikâyenin en çarpıcı kısmı, Hitler’in ölümü veya kayboluşunun hemen ardından başlamaktadır.

Adolf Hitler’in Gizemli Ölümü
Hitler’in ölümünün ardından, CIA gizemli bu ölüm olayının izini sürmeye karar verdi ve Nazilerin kutuplarda bir üs kurmuş olabileceklerini şüphelendiler. Yaptıkları baskınlar sonucunda binlerce Alman askerini sorgulayarak Nazilerin tüm belgelerine ve araştırmalarına el koydular ve bir belge buldular. Bu belgede, yüksek gizlilikle saklanan 38 harita bulunuyordu ve bu haritalarda Antarktika’da buzların altında bir şehre giden sualtı koridorları bulunmaktaydı.
Başkanın emriyle, Amerikan Deniz Kuvvetleri 26 Ağustos 1940’ta çok gizli bir operasyon başlattı ve bu operasyonun coğrafi ve meteorolojik araştırmalar için yapıldığını basına bildirdi. Operasyon için 13 gemi, 33 uçak ve 4.700 personel Market Adaları’na doğru yola çıktı ve 12 Aralık 1940’te bölgeye ulaştı. Burada bir hava izleme istasyonu kuruldu ve 10 gün boyunca keşif uçuşları yapıldı. Daha sonra filo rotasını oyuk dünyanın girişi olarak işaretlenen Balina Körfezi’ne çevirdi. Ancak bu bölgeye vardıklarında, 3 gemi ve 8 uçağı kaybettiler. Başlangıçta, basına bunun bir çığ düşmesi sonucu gerçekleştiği açıklandı, ancak yıllar sonra filodaki bazı askerlerin ifadelerine göre, su altından çıkan disk şeklindeki uçan araçların saldırısına uğradıkları ve ciddi bir zayiat verdikleri belirtildi.
Bu hikâye, uzun yıllardır kaydedilen ve “uçan daire” olarak adlandırılan görüntülerin aslında uzaydan gelmek yerine yerin altından geldiği fikrini öne sürüyor. Bu, dünya üzerinde her zaman bizimle birlikte olan ve gizemli bir şekilde hareket eden araçların varlığını ima edebilir. Ancak bu tür iddiaların bilimsel olarak kanıtlanması oldukça zor olacaktır ve hala büyük bir gizem olarak kalmaktadır.
Yakın bir zamanda İsrail’den gelen bir açıklama, tüm dünyanın ilgisini çekti. Aralık 2020’de yapılan açıklamaya göre, eski İsrail Uzay Güvenlik Şefi olan Profesör Haim Eshed, uzay gemilerinin varlığını doğruladı, ancak bu gemilerle ilgili sırların hala açıklanmaması gerektiğini belirtti. Ayrıca, Eshed, Galaktik Konsey’in Trump ile bağlantılı olduğunu ve Trump’ın görevden ayrılmadan önce bu gerçeği açıklamak istediğini, ancak bu açıklamanın ertelendiğini ifade etti. Bu açıklamaları yapan kişi, güvenlik ödülü kazanmış emekli bir generaldir.

Richard E. Byrd’ın Oyuk Dünya İle İlgili Araştırmaları
2004 yılında Amerikan hükümeti, Hitler’in araştırdığı bölgeye bir araştırma ekibi gönderdi, ancak bu ekibin çalışmaları sonucunda herhangi bir sonuca ulaşılamadı. Ancak Şubat 1947’de, Amerikan Donanması’ndan Amiral Richard E. Byrd, Kuzey Kutbu’na yaptığı bir keşif uçuşu sırasında yaşadığı olağanüstü bir olayı günlüğüne not etmişti. Bu notlar, Byrd’ün hayatını kaybetmesinin ardından gün yüzüne çıktı.
1947 yılında, Amiral Richard E. Byrd dünyanın Güney Kutup bölgesine bir uçuş gerçekleştirdi. Bu heyecan verici yolculuğa başlamadan önce, Byrd gizemli bir açıklama yaparak şunları söyledi: “Kutup’un ötesindeki bu toprakları görmek istiyorum. Büyük bilinmezliğin merkezinde, Kutbun ötesindeki bu bölgeyi görmek istiyorum.”
Amiral Byrd’ün uçağının kokpitinde güçlü ve iki yönlü bir telsiz bulunuyordu. Byrd ve bilimsel ekibi, Güney Kutbu’ndaki üslerinden havalanarak 1700 mil ötedeki bir noktaya uçmayı başardılar. İşte bu noktada, Byrd’ün uçağındaki radyo tamamen inanılmaz bir şeyi bildirmek için kullanıldı. Çünkü altlarında tuhaf, büyük bir vadi görülmekteydi. Bu vadi, Antarktika’nın soğuk koşullarına rağmen sıra dışı bir şekilde buzla kaplı değildi. Aksine, yeşil ve verimliydi. Yemyeşil çimenler ve çalılıklar arasında yükselen dağlar, ormanlarla kaplıydı. En şaşırtıcı olanı ise bu alanda devasa bir hayvanın dolaştığının gözlemlenmesiydi. Buz ve karla kaplı olması gereken bir bölge yerine, bu vadinin sıcaklığı açıkça 75 derece civarındaydı.
Ancak daha sonra basın ve radyo aniden sessizliğe gömüldü. İlk kısa bilgiler gazetelere sızdığında, bu büyük keşifle ilgili başka bir onay veya açıklama yapılmadı. Bu sadece bir tür aldatmaca mıydı yoksa gazetecilerin oynadığı bir şaka mıydı?

Amiral Byrd’ün, Dünya’nın bilinmeyen derinliklerine açılan büyük bir kapının veya girişin izini bulduğuna inanılıyor. Bu, Güney Kutbu bölgesindeki “Büyük Kapı”ydı. Bu kapıyı bulduktan sonra, artık neyle karşılaşacaklarını tahmin edemeyeceğine inanıyordu. Bu gizemli “Kapı”nın Mağara Dünyası’na açılması gerektiğine dair hiçbir şüphesi yoktu. Oraya gitmeli ve kendi gözleriyle görerek bu bilinmeyen İç Dünya’nın mucizesini ve sonsuz gizemini keşfetmeliydi.
Amiral Byrd günlüklerinde; ‘’Günlüğümü gizlilik içinde yazmak zorundayım. Bu notlar, 19 Şubat 1947’de gerçekleştirdiğim uçuşla ilgilidir. Şu an için yazdıklarımı açıklama özgürlüğüne sahip değilim. Ancak zamanı geldiğinde, insanlar muhtemelen daha bilinçli hale gelecek ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Bu yazdıklarımı şu an paylaşamamamın sebebini anlamaları gerekiyor. Ancak bir gün, bu notları herkesin görebilmesi için kaydetmek benim görevim olacak. Bu dünyada açgözlülük ve sömürü hüküm sürdüğü sürece, insanlar gerçekleri daha fazla göz ardı etmeyeceklerine inanıyorum.’’ Diyordu.
Amiral Byrd’ün ve ekibinin keşfettiği şeyleri ayrıntılı olarak anlatan kayıp günlüğü, uzun süredir merak konusu olan bir bilgi kaynağıdır. Ancak neden bu bilgilere erişim izni verilmedi ve neden bazı kişiler, keşfedilenler hakkında sessiz kalmaları gerektiği konusunda uyarıldı bilinmiyor.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
