Süleymaniye Camii; Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir dönemde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olarak tanımladığı bu cami, İstanbul’un Fatih ilçesinde Süleymaniye bölgesinde yer almaktadır. Klasik Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden biri kabul edilen cami, ihtişamı ve hikâyesi ile kendine hayran bırakan eserler arasındadır. Caminin yapımından itibaren İstanbul’da yüzün üzerinde deprem yaşanmış, fakat duvarlarında en ufak bir çatlama bile olmamıştır. Caminin yapımından minaresinde bulunan hazineye kadar, hakkında günümüze ulaşan birçok hikâye bulunmaktadır.
Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek için inşa ettirilen cami, 1551 ve 1558 yılları arasında yapılmıştır. Anlatılanlara göre caminin nerede ve nasıl yapılacağı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından söylenmiştir. Yapımı 7 yıl süren caminin minaresi içinde gizli bir hazine bulunur. İçinde oldukça şaşırtıcı bir sebepten asılan devekuşu yumurtaları yer alır. Duvarlarında yer alan kalem işleri yazılar ve süslemeler caminin kandillerinden çıkan isin damıtılmasıyla oluşturulan mürekkeple yazılmıştır. Günümüzden yüzlerce sene önce muhteşem bir bilgi ve sanatla ortaya çıkarılan cami inanılmaz ayrıntılar içermektedir.

Süleymaniye Camisinin Yapım Hikâyesi
Anlatılanlara göre Süleymaniye Camii; Ayasofya‘ya erişmek hatta onu geçmek için yapılmıştır. Bunun sebebi ise çok daha eski tarihi bir olaya dayanmaktadır. MÖ 957 yılında Hz. Süleyman Peygamber; Kudüs’te devasa bir mabet yaptırmıştır. Süleyman Mabedi olarak bilinen bu yapıdan geriye sadece bir duvar kaldığına inanılmaktadır. Fakat yüzlerce yıl boyunca hiç bir dünya lideri böyle bir yapı ortaya çıkarmamıştır. Bu sebeple Bizans İmparatoru Justinianus, Süleyman Mabedinin şöhretini geride bırakacak bir yapı inşa ettirmek istemiştir. MS 532 ve 537 yılları arasında Ayasofya’yı yaptırmıştır. Ayasofya’nın yapımından sonra Justinianus, Hz. Süleyman Peygamberi kastederek ”Ey Süleyman seni geçtim” demiştir.
Ayasofya’nın inşası üzerinden geçen binlerce yıl sonra Kanuni Sultan Süleyman, Justinianus’un zaferini gölgede bırakacak bir cami yaptırmaya karar vermiş. Aynı zamanda Katolik kiliselerinin vaazlarında söylediği ‘Osmanlı estetik, bilim ve teknikte geri kalmış bir ülkedir’ anlayışını ortadan kaldırmak istemiştir. Kanuni Sultan Süleyman, caminin nerede ve nasıl olması gerektiği konusunu düşündüğü sıralarda, Peygamber Efendimizi rüyasında görmüştür. Peygamber Efendimiz caminin yapılacağı yere, mihrabının ve minberinin nerede bulunması gerektiğine dair bilgiler vermiştir.

Kanuni Sultan Süleyman, rüyanın hemen arkasından caminin yapılacağı yere gider ve Mimar Sinan’ı çağırır. Mimar Sinan’a bulunduğumuz noktaya bir cami yaptırmak istiyorum der. Mimar Sinan ise mihrabı buraya, minberi şuraya olsun diyerek Peygamber Efendimizin tarif ettiği noktalara işaret eder. Buna oldukça şaşıran Kanuni Sultan Süleyman sen bu olaydan nasıl haberdarsın diye sorar. Mimar Sinan yüzünde heyecanlı bir tebessümle cevap verir, ”sultanım dün gece rüyanızda peygamber efendimizle konuşurken ben de orada hemen sizin arkanızdayım. Her şeyi duydum” der.
Süleymaniye Cami’nin Hazine Kaplı Minaresi
Süleymaniye Camii, ilk taşı Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin koyması ile beraber temelleri atılmıştır. Yapımı 7 yıl süren caminin sadece temel kazı çalışmaları bile 3 yıl sürmüştür. Mimar Sinan, temeli kazdıktan sonra zeminin iyice sıkılaşması ve yerine oturması için beklemiştir. Muhteşem mimari zekâsı ile her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen Mimar Sinan, asırlar boyunca ayakta kalacak bir yapı inşa etmek istemiştir. Mimar Sinan’ın bu bekleyişi cami inşaatını ağırdan aldığı, hatta camiyi tamamlamak için Osmanlı’nın yeterli geliri bulunmadığı dedikodularını ortaya çıkarmıştır.

Dedikoduların yayılması üzerine İran Şahı Tahmasp; Kanuni Sultan Süleyman’a küçümser bir notla, elmas ve yakutlardan oluşan bir hazine gönderir. Notta Kanuni Sultan Süleyman’a, camiye tamamlamak için parası yetmedi ise bu hazineleri satıp kullanabileceği yazmaktadır. Bu duruma sinirlenen Kanuni, hazineyi Mimar Sinan’ın yanına götürür. Hazineleri mimara vererek; İran şahının, caminin harcına katkıda bulunmak istediğini söyler. Durumu anlayan Mimar Sinan, kendilerini küçük gören İran şahının dileğini yerine getirmek için mücevherleri caminin harcında kullanmaya karar verir
Herkesin gözü önünde ne kadar elmas, zümrüt ve değerli taş varsa, döve döve toz haline getirir ve inşaatın harcının içine karıştırır. Parıl parıl parlayan o harç, Süleymaniye Camisinin minarelerinden birinin yapımında kullanılmıştır. Bu yüzden bu minareye pırlanta, elmas gibi değerli taşlar anlamına gelen ‘’Cevahir minaresi’’ ismi verilmiştir.

Süleymaniye Camisi’nde Yapılan İnce Hesaplar
Mimar Sinan’ın her ayrıntıyı ince ince hesapladığı muhteşem zekâsını çekemeyen kişilerden bazıları, mimarı Kanuni Sultan Süleyman’a şikâyet etmiştir. Kanuni’ye; mimar camiye bitirmek yerine başka işlerle uğraşıp, caminin içinde keyif çatıyor demişlerdir. Caminin inşasının da uzaması sebebiyle sinirlenen padişah, hemen caminin yanına gider. Camiye girdiği zaman Mimar Sinan, caminin ortasına oturmuş nargile içmektedir. Duruma sinirlenen Kanuni, bu ne rezilliktir böyle diye çıkışır. Fakat Mimar Sinan’ın nargilesinde bulunan şey sadece sudur. Mimar nargilenin sesini dinleyerek, caminin akustiğini ölçmeye çalışmaktadır. Bu şekilde imamın sesinin tüm camiye aynı oranda yayılmasını sağlamak için hesaplar yapmaktadır.
O dönemde elektrik olmadığı için, aydınlatmak amacıyla camide 275 adet kandil yanmaktadır. Bu kandillerden çıkan isin camiye zarar vermemesi için yine çok ince hesaplarla, isin toplanabileceği bir is odası inşa edilmiştir. Kandillerden çıkan isler, caminin içindeki akımla mihrabın aksi yönde hareket etmekte ve dışarıya doğru açılan 4 küçük pencereden is odasına çekilmektedir. İs odasında biriken bu islerden dönemin en kaliteli mürekkebi elde edilmiş, camideki süslemelerde ve yazılarda kullanılmıştır.

Caminin en çarpıcı detaylarından biri de içerisinde bulunan avizelerin arasında yer alan yüzlerce devekuşu yumurtasıdır. Mimar Sinan’ın Afrika’dan getirdiği bu yumurtalar, camiyi örümcek ve akrep gibi canlılardan uzak tutmaktadır. Geniş kapsamlı araştırmalar yapan mimar, bu yumurtaların haşereleri kaçırdığını öğrenmiş ve tüm cami içerisinde kullanmıştır.
Caminin her köşesi, her duvarı, hangi açıdan ölçülürse ölçüsünün sayısal olarak ebcet hesabına göre Allah kelimesini ve katlarını ortaya çıkarmaktadır. Minare yüksekliği kubbe çapı gibi bir takım uzunluk ve açılara bakıldığında ‘’Pi’’ sayısı veya dünya ekseninin eğim açısı olan 23 gibi sayıları göstermektedir. Caminin dört minaresi; Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un fethinden sonraki 4. padişah olduğunu simgeler. Minarelerde bulunan 10 Şerefe ise, kanuninin Osmanlı’nın 10. padişahı olduğunu gösterir.
Cami içinde her biri ortalama 50 ton ağırlığında olan, 4 adet granit sütun bulunmaktadır. Bu sütunlar İskenderiye, Baalbek, İstanbul’daki Kıztaşı ve Saray-ı Amire‘den alınarak Süleymaniye Camii’ne getirilmiştir. Bu 4 sütun; 4 halifeye yani Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye adanmıştır. Mimar Sinan’ın hesaplarına göre en sağlıklı aydınlatmayı sağlamak için caminin ana kubbesinde 32 adet pencere yapılmıştır. Yaklaşık 6 bin metrekarelik alana sahip olan cami bahçesinin 11 kapısı bulunmaktadır. Bahçenin etrafında Süleymaniye Medreseleri diye meşhur olan; beşi lise seviyesinde, biri fakülte, biriside ihtisas bölümü olmak üzere yedi medrese tesis edilmiştir.

