Üç yanı denizle çevrili olan ve tarihî Sinop Kalesi’nin duvarları içinde yer alan Sinop Cezaevi, uzun yıllar “Giren, çıkamaz” tabiriyle anılmış ve Anadolu’nun Alcatrazı olarak ün kazanmıştır. 1999 yılında cezaevi olarak kullanımına son verilen bu yapı, 2000 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Cezaevi zamanında edebiyat ve politika dünyasının önemli figürlerinin hapis hayatına ev sahipliği yapmıştır.
Burada yatan ünlü isimler arasında edebiyatçılardan gazetecilere, siyasetçilerden aktivistlere kadar geniş bir yelpaze bulunmaktadır. Tarihi Sinop Cezaevi‘nin arşivlerinde, bu önemli kişilerin hayatlarına dair izler ve anılar saklanmaktadır.

Sinop Cezaevi’nde kaleme alınan en ünlü metinler arasında, hiç kuşkusuz Sabahattin Ali’nin şiirleri öne çıkar. “Aldırma Gönül”, “Dışarıda Mevsim Baharmış” ve “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” adlı şiirleri, halk arasında “Hapishane Şarkısı” olarak bilinirken, “Duvar” adlı öyküsü de cezaevindeki yaşamı derinlemesine yansıtır. Ayrıca, Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” adlı kitabında yer alan “Şaka” adlı öyküsü, 1915 yılında Sinop’ta geçen bir hikâyeyi anlatır. Sinop Cezaevi’nde kalan birçok mahkûm, yaşadıkları anıları ve deneyimlerini kaleme almış, bu yazılarda Sinop’un yaşamına dair önemli detaylara yer vermiştir.

Sinop Kapalı Cezaevi’nin Özellikleri ve Tarihi
Tarihî Sinop Kapalı Cezaevi, resmi adıyla Tarihi Cezaevi, bir dönem “Anadolu’nun Alcatrazı” olarak bilinen ve 1999 yılında kapanan bir cezaeviydi. 2000 yılında müzeye dönüştürüldü. 2020’de ise hem iç hem de dış mekanlarda restorasyon çalışmalarına başlandı. Cezaevi, iki katlı bir yapı olup, U planında inşa edilmiştir ve kesme taş ile tuğla kullanılmıştır. Yapının güney kısmında bir bodrum bulunurken, diğer bölümlerinde zemin kat ve bir üst kat mevcuttur. İçinde toplamda 28 koğuş bulunmaktadır.
Sinop Cezaevi, yaklaşık 4000 yıl önce Gaskalılar tarafından inşa edilmiştir. Yunanlar, Pontuslular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar, bu kaleyi kendi dönemlerinde korumuş ve güçlendirmiştir. Cezaevinin kullanımına dair en eski belgeler 1568 yılına tarihlenmektedir.
Konu ile ilgili ‘’ Hakkında Kitaplar Yazılan Ünlü Hapishane Alcatraz’’ isimli makale için TIKLAYINIZ!

Evliya Çelebi, seyahatnamesinde bu zindanı şu şekilde tasvir etmiştir:
“Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”
Cezaevinin iç kalenin resmi olarak zindan olarak kullanılmaya başlaması 1887 yılında olmuştur. Bu dönemde Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa, yeni binaların yanı sıra bir hamam da eklemiştir. 1939 yılında ise, çocuklar için özel bir hapishane binası daha yapılmıştır.

Sabahattin Ali, “Duvar” adlı öyküsünde Sinop Cezaevi’ni şu sözlerle anlatmıştır:
“Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş odalarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükselen deniz kuşları, demir parmaklıklara hayretle bakarak hemen uzaklaşırlardı.”

Sinop Cezaevi’nde yaşanmış gerçek bir hikayeyi merak ediyorsanız, Yılmaz Yavuz’un kaleme aldığı Sarı Mestan adlı kitabı okuyabilirsiniz. Bu eser, cezaevinin tarihine ve burada yaşanan olaylara dair detaylı ve etkileyici bir bakış sunmaktadır.
”Sinop’tan Sinop damından, nefret ediyorum! Allah’ın bana verdiği iki elimin on parmağının iki tırnağını Sinop Zindanında çektiler! Sonra… Zindana attılar beni. Kışın en soğuk ayında; ellerim soğuktan uyuşmuş, sular buz tutmuş kanım donmuş, ellerim kan revan içinde, o parmaklar sanki bana ait değil… Zindan zifiri karanlık, içi betonun tabanı ıslak, inleye inleye bayılmışım, donmuşum… Üç gün üç gece sonunda beni zindandan çıkartmışlar… Gözlerimi açtığımda kendimi bir hastane odasında, yalnız buldum!”
Bu cezaevinde, Kırım Hanı II. Devlet Giray, Sabahattin Ali, Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Ruhi Su, Burhan Felek, Zekeriya Sertel, Refi’ Cevad Ulunay, Celal Zühtü Benneci, Hüseyin Hilmi, Osman Cemal Kaygılı, Kerim Korcan ve Osman Deniz gibi ünlü isimler de hapis yatmıştır.

Sinop Cezaevi’nin Tarihindeki Ünlü İsimler
Sinop Cezaevi, tarih boyunca birçok ünlü isme ev sahipliği yapmıştır. Bu özelliği, yapının pek çok yazarın anılarına, öykülerine ve şiirlerine ilham kaynağı olmasına neden olmuştur. Cezaevinde yatan ünlü isimler arasında politikacılardan yazarlara ve devlet adamlarına kadar geniş bir yelpazede kişiler bulunmaktadır. İşte bu ünlü isimlerden bazıları:
Sabahattin Ali

Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Sabahattin Ali, 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 tarihleri arasında Sinop Cezaevi’nde kalmıştır. Ali’nin cezaevine girmesine neden olan olay, Atatürk’e hakaret içeren bir şiir yazmış olmasıdır.
Sabahattin Ali’nin şiir ve öykülerinde, dönemin zorlu koşulları ve Sinop Cezaevi’nin şartlarına dair izler görmek mümkündür. Yazar, mektuplarında Sinop’a geldiğinde yaşadığı değişimi açıkça ifade etmiştir. Sinop Cezaevi’nde Ali’nin kaldığı tek kişilik koğuş, yatağı ve sazı günümüzde hala ziyarete açıktır.
Cezaevinde Sabahattin Ali’nin kaldığı tek kişilik koğuşu ziyaret ettiğinizde, yatağını ve sazını gördüğünüzde, onun kaleminden çıkan bu sözleri anımsayın:
Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mapus yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma
Refik Halit Karay

Türk edebiyatının önemli figürlerinden biri olan Refik Halit Karay, 15 Mart 1888 doğumlu olup, Anadolu’yu edebiyatına dahil eden ilk yazarlardan biridir. Döneminde yergi ve mizah türündeki eserleriyle dikkat çeken yazar, bu sivri dili nedeniyle sık sık sorunlarla karşılaşmıştır. 12 Haziran 1913’te Mahmut Şevket Paşa suikastı ve İttihat ve Terakki Fırkası’na karşıt görüşleri nedeniyle sürgün edilmiştir.
Refik Halit Karay, İstanbul dışında birçok şehirde sürgün hayatı yaşamış ve bu şehirler arasında Sinop Cezaevi de bulunmaktadır. 1915 yılında burada geçirdiği süre zarfında kaleme aldığı “Şaka” adlı öyküsü, bu dönemine dair önemli bir belgedir.
Burhan Felek

1889 yılında İstanbul’da doğan Burhan Felek, bir spor ve düşünce insanı olarak tanınır. Eğitim hayatını tamamladıktan sonra, sporla ilgilenmeye başlamış ve Anadolu Spor Kulübü’nü kurmuştur. 1922’den 1936’ya kadar Atletizm Federasyonu Başkanı olarak görev yapmıştır.
Gazetecilik, yazarlık ve sporculuk gibi birçok alanda aktif bir hayat sürdüren Felek, kısa bir süre yargılanıp tutuklanmış ve Sinop Cezaevi’ne gönderilmiştir. Daha sonra özgürlüğüne kavuşmuştur.
Refii Cevat Ulunay

1890-1968 yılları arasında yaşamış olan Refii Cevat Ulunay, önemli bir Türk gazeteci ve yazarıdır. Alemdar gazetesinde eleştirel yazılar kaleme almış ve bu yazılar nedeniyle sürgün edilmiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı yazdığı yazılar ve Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın suikastıyla ilgili tutuklanmış, Çorum, Konya ve Sinop’a sürgün edilmiştir. Refii Cevat, Refik Halit Karay ile yakın arkadaş olup, sürgün dönemlerinin bir kısmını birlikte geçirmiştir.
Zekeriya Sertel

Gazeteci ve yazar olan Zekeriya Sertel, 1925 yılında eşi Sabiha Sertel ile birlikte çıkardığı Resimli Ay dergisindeki yazılarından dolayı İstiklâl Mahkemesi tarafından yargılanıp tutuklanmıştır.
Sinop Cezaevi’ne sürgün edilen Sertel, burada 3 yıl kalmış ve daha sonra serbest bırakılmıştır. Daha sonra Tan gazetesinde yazılarıyla dikkat çekmiş ve yeniden tutuklanmak istemediği için Paris’e kaçmış, yaşamını orada tamamlamıştır.
Kerim Korcan

Türk edebiyatının önemli roman ve hikaye yazarlarından biri olan Kerim Korcan, 22 yaşında berber kalfalığı yaptığı sırada gizli örgüt kurmak suçuyla yargılanmıştır. Şair Nazım Hikmet ile birlikte Donanma Davası’nda 1938-1948 yılları arasında tutuklanmış ve 10 yıl hapse mahkum edilmiştir.
Bu süreçte tarihi Sinop Cezaevi’nde kalmıştır. Serbest bırakıldıktan sonra, Vatan Partisi’nin kurucuları arasında yer aldığı için 1954 yılında tekrar mahkum olmuş ve 1959’da özgürlüğüne kavuşmuştur.
Mustafa Suphi

Hukukçu, Türkiye Komünist Partisi’nin kurucusu, ilk başkanı ve gazeteci-yazar olan Mustafa Suphi, İttihatçı rejimi ve haksız savaşları eleştiren yazılar yazmıştır. 1913 yılında Şevket Paşa’nın suikastıyla ilişkilendirilerek tutuklanmış ve 15 yıl ceza almıştır.
Bu cezanın bir yılını Sinop Cezaevi’nde geçirmiştir. Daha sonra bir grup arkadaşıyla birlikte kayıkla Rusya’ya kaçmayı başarmış ancak Osmanlı vatandaşı olduğu için Rusya tarafından kabul edilmemiştir. TBMM’nin çağrısıyla ülkesine dönerken, arkadaşlarıyla birlikte öldürülmüştür.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!
