Yahudiler, milli öğelerle din sınırlarını belirler ve kutsal kitaplarından yola çıkarak kendilerini Tanrı’nın seçilmiş üstün halkı olarak görürler. Seçilmişlik anlayışlarında, peygamberlerin soyundan gelmeleri, Allah’ın onları sevmesi ve onlarla yaptığı antlaşma en önemli temalar arasındadır. Soyun önemi ve ilk doğan olmanın ayrıcalığı, Levililer ve Kohenler gibi kesimlerde daha belirgin bir biçimde ifade edilir.
Kur’an’ın Hz. Yakup (İsrail) peygamber ve oğulları hakkındaki bilgileri, önceki kutsal kitapları doğruladığı ve aynı zamanda farklı bir bakış açısına sahip olduğunu gösterir. Kur’an, Yahudilik’i Tevrat’ın indirilmesiyle başlayan bir din olarak kabul eder ve eleştiriler getirirken Hz. Yakup peygamberin soyundan gelenleri İsrâiloğulları olarak tanımlar. Arap Yarımadası’ndaki Yahudiler, bölgenin koşullarına göre kendi kimliklerini kaybetmiş olsalar da, seçilmişlik düşüncesinin izlerini taşımaktadır.
Kur’an, İsrâiloğulları’nı üstün kılınarak onlara diğerlerine verilmeyen nimetlerin verildiğini belirtir. Ancak İslam âlimleri, İsrâiloğulları için mutlak bir üstünlüğü kabul etmezler. İsrâiloğulları’na verilen ayrıcalıkların, “Tanrı’nın milleti” nitelendirmesine uygun olabileceği düşünülse de, Kur’an’ın ifade ettiği üstün kılınma ile Yahudilikteki seçilmişlik anlayışı arasında önemli farklar bulunmaktadır. Seçilmişlik anlayışının getirdiği ayrıcalıklar, İslam inancında seçkin bir zümre olan peygamberlere bile verilmez.
Kur’an, Yahudilerin Allah’a yakınlık iddialarını ve ahiret hayatındaki ayrıcalık taleplerini yanılgı olarak niteler. Yahudilerin lanetlenmesi ise seçilmiş oldukları misyonu yerine getirmemelerinden kaynaklanır. Günümüz anlayışında Kur’an’da “Yahudi Sorunu” ifadesine rastlanmaz.

Allah İle Hz. Musa Arasındaki Antlaşma
Yahudiler, Allah ile Hz. Musa arasındaki antlaşmadan dolayı kendilerini özel bir millet olarak görmektedirler. Bu inanç, grup içinde bir dayanışma duygusu oluşturur. Bu algı, Yahudilerin her türlü baskı ve zorlamaya karşı dini ve milli kimliklerini korumalarına yardımcı olmuş ve onları diğer topluluklardan ayırmıştır. Bakara Suresi’nin 47. ayeti, bu seçkinliği ifade etmektedir: “Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.”
İsrâiloğulları’nın neden seçildiğini anlamak önemlidir. Yahudiler, bu üstünlüğü genellikle soy bakımından açıklarlar. Ancak İslami kaynaklara göre, İsrâiloğulları’nın üstünlüğü; kendi dönemlerindeki inkâr ve sapkınlık içinde yaşayan toplumlara karşı Allah’ın dinini benimsemeleri, Hz. İbrâhim’in soyundan gelmeleri ve birçok peygamberin aralarından çıkmasıyla ilgilidir.
Yahudilere, Allah’ın indirdiği dine ve bu dini uygulamalarına uymaları gerektiği hatırlatıldığında (Bakara, 2:170), Yahudilerin kendi atalarının dinine bağlı kalacaklarını ifade etmeleri, tipik bir grup kimliği örneğidir. Çünkü bir gruba ait hisseden bireyler, genellikle grubun kurallarını, değerlerini ve inançlarını benimseme eğilimindedirler.

Yahudilerin Seçilmişlik Anlayışının Getirdiği Sorunlar
Yahudiler, kendilerini diğerlerinden farklı ve üstün bir konumda görmeleri, seçilmiş ve hâkim bir konumda olduklarına inanmaları nedeniyle insanlık içinde sürekli tartışmalara yol açmıştır. Bu seçilmişlik ve üstünlük anlayışı, hem Yahudilerin hem de diğer insanların tarih boyunca düşmanlıklara ve büyük felaketlere maruz kalmasına sebep olmuştur.
Yahudiler, bu üstünlük ve seçilmişlik iddialarını, kutsal metinleri tahrif ettiklerine dayandırmaktadır. Onlar, Yahova‘yı Yahudilerin özel tanrısı ve Tevrat‘ı da sadece Yahudilerin kitabı olarak görmüş, inancın ötesinde ırkı öne çıkarmışlardır. Bu durum, değiştirilmiş Tevrat metinlerinde açıkça görülebilir.
“Siz Rab’bin kutsal bir halkısınız. Rab, yeryüzündeki tüm milletler arasında sizi kendi özel halkı olarak seçti.” (Tesniye 7/6) “Seni çok bereketli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar ortaya çıkacak. Ben, senin ve soyunun arasındaki ahdimi kuşaklar boyunca sonsuza dek sürdüreceğim. Senden sonra da senin soyundan gelenlerin Tanrısı olacağım. Kenan ülkesinin sınırlarını sana ve soyuna sonsuza dek vereceğim; onların Tanrısı olacağım.” (Yaratılış 17/6-8)

İsrail ile diğer milletler arasında kesin bir ayrım, kutsal topraklarda olduğu gibi diğer coğrafyalarda da mevcuttur. Bu ayrım, yeryüzünün kalbinde bulunan İsrail topraklarının, Tanrı’nın kutsallığının ve egemenliğinin doğrudan görüldüğü bir bölge olarak kabul edilmesidir. Bu bölgenin merkezi olan Kudüs ve özellikle Siyon Dağı ve mâbed bölgesi, bu kutsallığın doruk noktalarını temsil eder. Yahudilere göre, fiziksel Kudüs, göksel Kudüs’ün yeryüzündeki yansımasıdır. Bu nedenle Kudüs ve mâbed bölgesi, göksel Kudüs’e giden kapıdır. Bu toprakların yabancılara satılması veya kiralanması konusunda Talmud’da belirtilen hükümler vardır.
Yahudiliğin din olarak değil, ırk olarak tanımlandığı muharref metinlere bakıldığında, tüm İsrail’in uyguladığı terör ve şiddetin kökeni açıkça görülebilir. Kudüs’ün Yahudileştirilmesi ve Filistin topraklarının adım adım işgali, İsrail’in temel politikasını oluşturur. Bu, İsrail’in teolojik-politikasıdır. Irk ve toprak kutsallığına dayanan bu anlayış, eğitim sistemlerinin temelini oluşturduğu için Yahudi gençleri bu düşünceyle yetiştirilir. Bu durum, her İsrailli’nin kendini diğerlerinden farklı ve üstün gördüğü, Yahudi olup olmama durumuyla önceden belirlenmiş bir ayrılık ve farklılık yaratır.
Yunus’un ifadesiyle, bizler yaradılanı yaradandan ötürü severken, onlar sadece kendi tanrıları Yahova’yı ve seçkin yarattıkları olan kendilerini severler. Kendilerini diğerlerinden farklı gördükleri çeşitli uygulamalarla ortaya çıkarlar. İnancı gereği bir Yahudi başka bir Yahudi aleyhine şahitlik yapamaz veya faizle borç veremez, ancak başkalarına faiz uygulayabilirler. Bir Yahudiye yapılan haksızlık, Yahova’ya yapılmış gibi kabul edilir. Bu tür inançlar ve anlayışlar, tüm sorunların temelini oluşturur.

Yahudilerin İnandığı Kitaplar
Yahudilerin inandığı 39 kitap, üç ana bölümden oluşan Tanah’tır:
Torah (Yasa/Öğreti): Tanrı’nın Musa’ya verdiği beş kitaptan oluşur ve Yahudi inancının temelini oluşturur. Bu kitaplar, Yaratılış, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Devarim (Tesniye) kitaplarıdır.
Nev’im (Peygamberler): Bu bölüm, tarihsel kitaplar (Yehoşua, Hâkimler, Samuel, Krallar) ve peygamberlerin kitaplarını (İşaya, Yeremya, Yeşaya, Yehezkel) içerir.
Ketuvim (Yazılar): Bu bölüm, şiirsel ve felsefi kitapları (Mizmorlar – Mezmurlar, Mishle – Süleyman’ın Özdeyişleri, Iyyov – İyov’un Kitabı) ve diğer metinleri (Rut, Ezgiler Ezgisi – Ezgilerin Ezgisi, Kohelet – Vaiz, Ester, Daniel, Ezra, Nehemya, Divre Hayyamim – Kronikler) içerir.
Yahudiler, tüm bu kitapları Tanah olarak adlandırırken, Hristiyanlar bu metinleri Eski Ahit olarak anarlar ve Tanrı’nın kelamı olarak kabul ederler. Ayrıca, Tanah’ın dışında kalan fakat kutsal kabul edilen 9 kitap daha bulunmaktadır. Bu metinler, Yahudi düşüncesinin ve ilahiyatının temel metinleridir ve bazı Yahudi mezhepleri tarafından kutsal kabul edilir.

İsrailoğullarına Verilen Sorumluluk
Tanah’ı okuduğunuzda, İsrailoğullarına verilen sorumluluğun, varoluş amaçlarının ve erdemli bir toplumun inşasıyla ilgili olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Tanah veya Eski Ahit’te konuşan Yehova veya Tanrı, İsrailoğullarını evrensel ahlakın hizmetinde erdemli olmaları durumunda sevmekte ve ahdini bu temelde meşru görmektedir.
Tanah’ın birçok yerinde, erdemliliğe aykırı davranan ve bunu soydan gelen bir seçilmişlik olarak yanlış algılayan İsrailoğullarına karşı Tanrı’nın sert ve uyarıcı bir tutumu görülmektedir. Tanah, İsrail’in sadece kurulmasının değil, meşru temeller üzerinde yaşamasının önemine dikkat çeker. Meşru temelleri olmayan bir İsrail’in Tanrı tarafından bile yok edileceğini açıkça ifade eder. Bu, bir tehdit olarak sunulmuştur. Ayrıca, Tanah‘ta yer alan şiddet içerikli bölümlerin bütünsellikten koparılarak, karşı argüman olarak kullanılması doğru değildir.
Genellikle bir kavmin (örneğin Babil’in) helakını anlatan bölümler, katliam yapma eylemi için bir referans olarak kullanılamazlar. Bu tür bölümler, belirli bir tarihi olayın veya durumun betimlenmesiyle ilgilidir ve genellikle belli bir dönemin koşullarına özgüdür. Bu bölümler, genel geçerli bir şiddet eylemi yapma talimatı olarak yorumlanamazlar.
Tanah metni, açıkça Musa ile İsrailoğulları arasındaki ilişkiyi Hz. Nuh ile insanlık arasındaki ilişkilere bağlamış ve bu ilişkiyi devamlılık içinde ele almıştır. Hz. Nuh ile insanlık arasındaki temel antlaşma, Talmud’da detaylandırılır. Tevrat’ta bu temel 7 ilke, ‘’Nuh’un Evrensel Yasaları’’ isminde anlatılmaktadır. Buna göre Nuh’un Evrensel Yasaları şunlardır:
1- Şirk koşmamak.
2- Tanrı’nın ismini kutsamak ve bu isimle lanet etmemek, dinin istismarını yapmamak.
3- Cinayet işlememek.
4- Cinsel ahlaksızlık yapmamak.
5- Hırsızlık yapmamak.
6- Adil bir yargı sistemi oluşturmak ve bu sisteme uymak.
7- Canlı bir hayvanın etini kopartıp yememek.
Bu prensipler Yahudilik inancında temel antlaşmayı oluşturur ve bu ilkeleri uygulayan herkesin, hangi dinden olursa olsun cennete gideceğine inanılır. Ancak, Yahudiler için cennete gitmek sadece bu 7 maddeye uymakla gerçekleşmez. Yahudi olmak, ağır bir sorumluluk gerektiren bir durumdur ve sadece bu prensiplere uymak yeterli değildir.
Bu bağlamda, “İsrail” kelimesi sadece bir soyun egemen olacağı bir işgal devletini ifade etmez. Aksine, “bereketli topraklarda sadece Allah’a kulluk edilen barış ve esenlik yurdu” anlamını taşır. Bu, sadece coğrafi bir kavram değil, ruhsal ve ahlaki bir anlam taşır ve sadece belirli bir etnik grubun egemenliğini değil, ahlaki ilkeler çerçevesinde barış ve esenliği ifade eder.
Kur’an da bu gerçeğe şu ayetlerde atıf yapar: İsrailoğulları’nı RAB Takva Olarak Üstün kıldı ve Seçkin oldular;
Ey İsrailoğulları, Size verdiğim nimeti ve sizi diğer toplumlara tercih ettiğimi hatırlayın (özeleştirisini yapın) 2/122
Andolsun (Üzerinde Düşünün), biz onları bir ilim üzere insan topluluklarına tercih ettik/öncelikli kıldık. 44/32.
Gerçekten (Üzerinde düşünün) Biz İsrailoğullarına, kitap, hükümranlık, hikmet ve nübüvvet verdik. Onları helâl ve has nimetlerle rızıklandırdık ve onları diğer insanlara tercih ettik/öncelikli kıldık. 45/16
Kur’an açısından da Hz. Nuh ile ahitleşme Hz. Musa ile devam etmiş, Hz. İsa ile sürmüş; Hz. Muhammed ile ise taçlanmıştır.
İslam inancına göre de tüm bu ahitler aynı ilkelerin yinelenmesinden ibarettir.
WhatsApp grubumuza katılmak için TIKLAYINIZ!

Antik misirda dunya disindan gelen bilinc duzeyi yuksek insandan 2 3 kat daha buyuk baska yasam formlari kendilerini tanri diye yutturmuslar… Bunlar insan kadinlariyla ciflesmis dogan cocuklarda yari tanri olmus onlsrda onlarda derken yuzde 5 tanri vs… Bir suru melez olumca kendilerine biz tanri soyuyuz eger gokden bir bilgi gelecek olsaydi biz gelirdi diyerek muhammedi red etme sebepleri bundandir… Vesselam 😉